Hepimiz tehlikedeyiz
Hepimiz tehlikedeyiz
Tarih: 12.1.2015 10:51:37 / 686okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Bugün Sarıkamış’la ilgili devam yazısı yazacaktım. Öyle duyurmuştum. Nasip değilmiş. İnşallah seneye diyelim.

 

İslâm âlemi olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Hepimiz tehlikedeyiz. Yeni Dünya Düzeni, bizi topyekûn suçlu ilan etmek üzere.

 

Biliyoruz ki, yalanın dibi deliktir. Doğru ortaya çıktığında ise iş işten geçmiş oluyor. Bakınız; Irak’ın elindeki kimyasal silahlar. Şimdi, böyle bir ülkenin varlığından söz edebiliyor muyuz? Orada kaç insanın öldüğünü yahut vatanından ayrılmak zorunda kaldığını bile bilemiyoruz. Sayısız acı.

 

Buna benzer yakın örnekleri çoğaltabiliriz. Birçok İslâm beldesinde neler yaşandı, o yakın ve uzak hapishanelerde ne oldu? Yayınlanamayacak görüntüler, yazılamayacak durumlar. Müslümanların izzetiyle oynamalar. Bütün bunları kim yaptı? Elbette, ‘bu bir haçlı seferidir’ diyen zihniyet.

 

Orta Afrika’da hıristiyan milisler, Fransız askerlerinin gözetimi altında, Müslüman sivilleri katletmedi mi? Tıpkı Srebrenitsa’da olduğu gibi. Orada da Hollandalı askerler vardı ve sonrasında, hükümetlerinden madalya aldılar. ‘Acıya saygı duymak’ mı demiştiniz?

 

Sudan sebeplerle Libyalı Müslümanları ilk bombalayan hangi ülkenin uçaklarıydı? Kendileri pekala Müslümanları öldürebilirler. Bu, asla bir sorun yahut kabahat değildir. Altı üstü, Müslüman işte. Ne olmuş ki?

 

Basit bir soru: Bosna’daki savaşa ne zaman müdahale ettiler? Dengeler, Boşnakların lehine değiştiği zaman. Evet, çok basit.

 

Batı, bir senaryodur. Tarihleri, yalan ve iki yüzlülük üzerine kuruludur. Sadece halkların maddi varlıklarını değil, insanların duygularını da sömürürler.

 

Milyonlarca insanın katledilmesini göstermez, fakat bir kişinin ölümünü manşete taşırlar.

 

Size düşmanlık yapanı, dostunuz olarak takdim ederler. Bir örnek verelim: Anzaklar. Bunlar, binlerce kilometre öteden vatanınızı işgal etmek için gelmişlerdir. İnanılmaz bir acımasızlık sergilemişlerdir. (Ayrıntılı bilgi için: Ellis Bartlett, Çanakkale Gerçeği, Yeditepe Yayınevi) Giderken, hatıra olarak, dedelerinizin kafa taslarını, kulaklarını yanlarına almışlardır. Ama olsun. Ne kadar romantik, sevimli insanlar değil mi? Öyle. (Bir zihniyet değişiminin sizi getirdiği yer.)

 

***

 

Endülüs’ün akıbetini öğrenmeden, Afrika ve Amerika topraklarında nelerin yaşandığını bilmeden, Balkanları iyice okumadan, günümüz Avrupa’sını çözebilir miyiz? Onları anlayabilir miyiz? Hayır.

 

Tarih, size her şeyi söyler. Milletleri yeniden ve gerçekten tanıtır.

 

1897 yılındaki Türk-Yunan Harbi’ni tartışmasız bir şekilde kazanan ülke, batılı devletlerin araya girmesiyle, kaybeden taraf olmuştur. Bu galibiyet, Girit’in elden çıkmasıyla sonuçlanmıştır. (1898)

 

Yunan işgal kuvvetleri, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’nun dörtte birini yakıp yıkmışlardır. Büyük kıyımın izleri, Bilecik gibi illerimizde hâlâ görülebilir. Gittim, gördüm. Peki, savaş tazminatı olarak bize ne vermişlerdir? Kendi toprağımız olan Karaağaç’ı.

 

 

Balkan Harbi sırasında, Avrupa’da yayın yapan gazeteler, Sırp, Bulgar ve Yunanlıların Müslümanlara yaptığı mezalimi neredeyse hiç görmemiştir. Buna karşılık, Türklerin yapmadığını ‘yaptı’ diye göstermişlerdir.

 

Kitapsız gitmeyelim: “Rus (ve Avrupa) basını, Türklere yapılan kıyımları bir sessizlik komplosuyla yok sayarken; Türklerin hıristiyanlara yaptıkları kıyımlara ilişkin sansasyonel haberler yayınlayıp yaygara koparmaktaydı.” (Bir Asır Sonra Balkan Savaşları, sayfa 212) Kısaltıp aldığımız cümlenin sahibi, savaşa bir gazeteci olarak katılan Leon Troçki’dir.

 

Bu alıntıyı yapmıştık, yine yapalım. Said Halim Paşa, Birinci Cihan Harbi’ne neden ve nasıl girdik sorusunu cevaplıyor: “Sulh zamanlarında bile Osmanlı bütünlüğüne ve istiklâline en öldürücü darbeleri vurmuş olanların, hele bir de savaştan zaferle çıktıktan sonra, verdikleri sözlere riayetlerinin daha öncekilerden başka türlü olacağına nasıl inanabilirdik? Geçmişte olanlar, gelecek için tatlı hayaller beslememize imkân bırakmıyordu.” (Buhranlarımız, sayfa 273) Diyor ki, bunlar yalancıdır. Bunların sözlerine ve işlerine güven olmaz.

 

İşte o işlerden biri: Fransa, Adana ilimizin işgali sırasında, Ermenilerden oluşan gönüllü birlikleri de kullanmıştır. (1919) Bunun ne anlama geldiğini anlayabilmemiz için, mutlaka Adana Olayları’nı bilmemiz gerekir. (1909)

 

Son bir örnek: Birinci Dünya Savaşı’ndayız. 1918. Türkler, birçok cephede savaşı kaybetmesine rağmen, Kafkaslarda ilerlemektedir. Bakü’de İngilizlerle, Gürcistan’da ise Almanlarla savaşılır.

 

Almanya kimdi? Müttefikimiz, dostumuz, güya kader arkadaşımız. (Nedense ABD’yi hatırladım.)

 

Türk ilerleyişi karşısında Almanya rahatsız olur, paniğe kapılır. Gerisini kitaptan okuyalım: “Almanlar, Türklerin Kafkasya’da ilerlemesini engellemek için yaratıcı bir şekilde kurnazlık yollarına başvurdular. (...) Alman ordusu, piyade bölüklerini deniz yoluyla Kırım’dan Gürcü limanı olan Poti’ye taşıdı. (...) Vehip Paşa’nın askerleri Tiflis’e giden ana yol üzerinde birleşik bir Alman-Gürcü kuvvetiyle çatışmaya girdiler. Türkler hücum ettiler ve çok sayıda esir aldılar...” (Edward Erickson, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, sayfa 253.) Bu dört cümlenin bize söylediği yüzlerce şey var. Sadece birini yazalım: Dostlukları işte bu kadardır.

 

Bütün bunlar, millî hikâyemizden küçük parçalar. Batı mağduru birçok milletin böyle hikâyeleri var. Mesela Cezayir ve Libya halklarının Anadolu’daki Millî Mücadele’yi desteklemesini, sadece din dayanışmasıyla açıklayamayız.

 

***

 

Haklının ve haksızın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyoruz. İnsan haklarından en fazla söz edenler, en çok insan öldürenlerdir. Demokrasi diyenler, menfaatleri ve inançları söz konusu olduğu zaman, pekala darbecileri yahut terörist devletleri destekleyebiliyorlar.

 

İnsan hakları kapsamına girebilmeniz için, size yapılan fenalığın hak ihlali sayılabilmesi için, galiba, Müslüman olmamanız gerekiyor. Görüntü bu.

 

Bir batı vatandaşı ölünce, öldürülünce, açıklama için sıraya girenler, son yirmi dört saat içinde kaç tane Müslüman’ın öldürüldüğünü biliyorlar mı?

 

Merakımdan soruyorum: ‘Dünya’ dedikleri şey, Müslümanlar çoluk çocuk demeden katledilirken neden şoka girmiyor?

 

Elbette kimsenin ölmesini, öldürülmesini istemeyiz. İnsan hayatının önemine inanırız. Ölümleri yarıştırmak, acıları birbiriyle kıyaslamak gibi bir niyetimiz de yok. Böyle bir şeyin insanî olmayacağına inanırız. Şunu da iyi biliriz: Mizah ile sululuk, eleştiri ile düşmanlık, protesto ile saldırı, ayrı dünyaların kavramlarıdır.

 

İnsanların inançlarıyla alay etmek, değerlerini karalamaya çalışmak; ne mizahtır, ne eleştiri. Bu, tam manasıyla, düşmanlıktır, kötülüktür, tahriktir.

 

Bir de şu var: Avrupa ülkelerinde Müslümanların hem nüfusu, hem imkânı sürekli artıyor. Uzun vadeli olarak düşünülecekse, ki hep öyle yaparlar, bu, onlar adına ciddi bir tehlikedir. Karikatür çirkinliğiyle başlayan, camilerin yakılmasıyla devam eden bir cinnetin içindeler. Suçluları aramaya çıkmadan evvel, aynaya baksalar iyi olur.

 

Yazımızın başında, ‘hepimiz tehlikedeyiz’ demiştik. Çünkü son büyük taarruza hazırlanıyorlar.

Anahtar Kelimeler: Hepimiz, tehlikedeyiz
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Bize karşı silah taşıyan, bizden değildir

Hz. Muhammed