“Hemşehrilikten feragat”
Tarih: 6.1.2017 11:55:23 / 430okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

Tüler iki seneden beri yavaş yavaş İstanbul´un ne derece Türk şehri olduğunu unuttular. Banisine yârin ağyarın lanet okuduğu Beyoğlu sokaklarında bile âdetlerini şaşırarak, tavırlarını kaybederek tanımadıkları bir diyara düşen mahcup seyyahlar gibi yürüyen Türkler var. Rumların ecnebilik tasladıkları günden beri Türkler payitahtlarının bütün güzelliklerini ve lezzetlerini alaturka buluyor, tatlı suyunu içmekten utanıyor, mesirelerini methetmekten çekiniyor.

Ruslar ve ecnebiler iki senedir yeni bir İstanbul icat ettiler. Florya´da yüzen, Maltepe kıyılarında derilerini kızartan bu muhacir veya misafir veya tüccar ecnebiler şimdi bize, fetihten itibaren bu şehirde nesil nesil ecdadı olanlara rehber ve örnektirler. Geçen gün dikkat ettim: Moda´nın sazlı ve kayalı denizinde birçok erkekler, kadınlar -ekserisi Türk, Rum ve Ermeni yerlilerdi- güneşin ve suyun zevklerini beyhude taklide çalışıyordu.

Eskiden bizim de hamamlarımız ve kumsallarımız vardı. Biz de bu şehrin ziyasını ve denizini tanırdık. Hâlbuki şimdi kendi memleketlerinin ve âdetlerinin hususi zevkiyle buraya gelenler bizden şehri öğrenmek şöyle dursun, bize şehrimizi öğretiyorlar. Öğretiyorlar değil, unutturuyorlar. Şüphesiz babalarımızın sevdiği İstanbul şimdi bizim sevmiş göründüğümüz, sevmesini taklide özendiğimiz İstanbul değildi. Babalarımız iyi suyun nebean ettiği yeri, haziranda serin rüzgârın estiği sırtı, kışın havanın ılık ve rutubetsiz olduğu mahalleyi tanıyorlardı. Bu gün herhangi bir dostunuza sorunuz, İstanbul´da bahar nerede daha yeşildir, yaz ne tarafta daha ferahtır, kış ne semtte daha mütebeddildir? Dostlarımız bu suallere hayret edecekler ve size yabancıların mevsimler için intihap ettikleri yerleri tavsiye edecekler.

Atalarımız böyle değildi, sırf havasını güzel veya suyunu tatlı bulduğu için ömrünü Çamlıca´da geçiren ve iki saat kaleminde çalışmak için dört saatini yolda geçiren Türkler vardı. O Türklerdir ki; bu şehrin bütün tatlarını sezmek ve bütün sefalarını sürmek için in cin geçmeyen yerlerde köşkler kurdular, tepelere tırmandılar.

Geçen gün, oldukça ihtiyarca bir ahbabımıza bir kadeh Sırmakeş suyu verdiler, suyu bardağın kenarından yavaş yavaş, emer gibi yokladı ve “Bu su Sırmakeş´ten değildir!” dedi. Heyhat, bugün İstanbul´da nice aileler filtrede bütün ceyyid hassalarını kaybetmiş yahut kaynayarak büsbütün pörsümüş ve ölmüş Terkos suyu içiyor.

İstanbul´u benimseyelim, İstanbul bizimdir. Mümkün olsaydı bütün Türkleri her gün beşer defa Fatih´in, Selim´in türbelerinden geçirir, selatin camilerin kubbeleri altında murakabeye vardırırdım. Şüphesiz bu tavaf ibadet kadar mukaddes olacaktı. Şimdi, yanınızdaki Türk´e sorunuz; Mevlevî tekkelerini tanıyor mu? Dergâhlardan haberdar mı? Süleymaniye Camii´nin kapısından girdi mi? Fatih´in bu şehre girdiği yerlerde kaç defa dolaştı? Bu şehrin mazisine dair zihninde silik bir hayal bile var mıdır? Sorduklarınız size samimi cevap verseler, anlarsınız ki genç Türkler bu şehre Perapalas rehberiyle üç gün dolaşan mavera-yı ebhar seyyahlarından daha yabancıdırlar.

Doğduğumuz, havasını teneffüs ettiğimiz, suyunun ve rüzgârının sesini dinlediğimiz bu şehirde yeni lezzetler bulmak şöyle dursun, dedelerimizin öğrettiği güzelliklerden de bîhaberiz. İstanbullu denen adam, şimdi İstanbul´da Çinliden daha nadirdir.

Eserlerimiz ve ölülerimizle meskûn olan İstanbul´u benimseyelim ve çocuklarımıza İstanbul´u sevmek usullerini öğretelim.

Heyhat, fetihten bunca asır sonra bir Türk´ün bu satırları yazacağı ve bir Türk´ün gönlünden bu endişelerin geçeceğini bilseydi, Fatih ne derdi, Fatihler kim bilir ne düşünürdü?”

Özetlediğimiz bu yazıyı yazan kimdir ve ne zaman yazmıştır?

Yazıyı yazan Falih Rıfkı´dır, yazı 20 Ağustos 1921´de Dergâh mecmuasında yayımlanmıştır.

İstanbul o gün için bir meseledir, bugün de öyledir.

Sebep?

Eh, düşünmek lazım.

Anahtar Kelimeler: Hemşehrilikten, feragat
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İki düşman arasında öyle konuş ki, barıştıklarında utanmayasın.

SADİ