Yusuf Ziya Cömert


Helalleşmek’ derin mesele

Helalleşmek’ derin mesele


Vedalaşırken söylersin. “Ya kısmet, belki görüşürüz, belki görüşemeyiz, hakkını helal et.”

Bir dostunla, bir yakınınla söyleşirken bir sözünün onu yaralamış olabileceğinden endişe ettiğin zaman söylersin.

Bir alışverişin sonunda söylersin.

Birinin bahçesinden bir iki meyve yediğin zaman söylersin.

Pazar tezgahında tadına bakmak için bir mandalina, bir iki kiraz, bir erik yediğin zaman pazarcıya söylersin.

“Hakkını helal et.”

Güzel şey. Hak hukuk hassasiyetini çağrıştırıyor. Bir ilişkinin pürüzlü taraflarını temizliyor. Ruha kuvvet veriyor.

Bazen daha zor helalleşmeler olur.

Büyük maddi, manevi yıkımlara sebep olmuş haksızlıklar.

Bunu da yapabilirsin, yani helalleşebilirsin, eğer muhatabına ulaşabiliyorsan.

Yalvarırsın, yakarırsın, eğer imkanın varsa tazmin etmeye çalışırsın.

Aslında hiçbir şey tazmin edilemez. Ama sen çalışırsın.

Ya muhatabına ulaşman mümkün değilse?

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasının ardından böyle şeyler düşündüm.

Ucu bucağı yok, ‘siyasi’ ya da ‘toplumsal’ helalleşmenin.

Kimi nereden bulup helalleşeceksin?

Bazı acıların helalleşme konusu olup olmayacağını tartışmak bile büyük mesele.

İstiklal Mahkemeleri’ne kadar gidebilir miyiz?

Dersim’e kadar gidebilir miyiz? Dersim acısından bu kadar yıl sonra?

Kime diyeceğiz, ‘hakkını helal et’ diye?

Kim bize ‘helal olsun hakkımız’ diyecek?

27 Mayıs’ları Özal devrine kadar bayram diye kutladı, Menderes’in, Zorlu’nun, Polatkan’ın idamlarına aşikare üzülmeyi bile sakıncalı gördü bu devlet.

Onlar için kimden özür dilemeli?

Ya da Deniz Gezmiş ve arkadaşları için?

70’lerde sağdan, soldan nice canlar gitti.

80’lerde yine sağdan soldan nice insanlar asıldı.

Onlardan dilenecek özrü kabul edecek bir merci bulabilir miyiz?

Ya 90’ların faili meçhulleri? Hesabı tutuldu mu? Sayısını bilen var mı?

Sivas’la kim helalleşecek, Başbağlar’la kim?

Ve kiminle helalleşecek?

28 Şubat ayrı bir fasıldır.

Bir nesil kurban edildi mektep kapılarında.

Başı örtülü diye okumaktan, çalışmaktan men edildi kızlar, kadınlar.

Belki de siyasetin şimdiki şeklini almasında istinat noktası o yasaklardır.

Nice teorisyenler, felsefesini yaptı başörtülülere reva görülen eza ve cefanın.

Bugün olan bitenlerin failini mef’ulünü bulabilir helalleşebilirsiniz belki.

Dünkü kolektif ayıplarımızı, derin acılarımızı tadat etmek bile büyük mesele.

Ayrıca, siz, bugün ne kadarından ve ne kadar mesulsünüz?

Sizin mi özür dilemeniz gerekiyor?

İçinden çıkılması zor.

Ama itiraf edebilirsiniz.

Yanlış olduğunu, haksızlık, zulüm olduğunu kabul edebilirsiniz.

O yanlışları müdafaa etmeyebilirsiniz.

Oralara yaslanmaktan, oraları kutsamaktan vaz geçebilirsiniz.

O fiilleri ‘bir daha işlememeye azm ü cezm ü kasd’ eyleyebilirsiniz.

Bu kadarını yapabilmek acıların bugüne intikal eden kısmını hafifletebilir.

Kim yapacak?

‘Devlet’ denilen ‘aygıt’ın içinde bulunanlar. Veya yeterince içinde olmamakla birlikte içinde olmayı düşünenler.

Siyasetçiler.

Siyasetçi olmasalar bile kalbiyle taraf olanlar.

Biz biraz da bu acılar üzerinden kutuplaşıyoruz.

Parmağımızla karşımızdakini işaret ederek, itham ederek bu acıları hatırlıyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışı bu açıdan kayda değer bir adım.

Belki ‘helalleşme’ tabiri fazla derin.

Anlamak, bu yaraları kabil olduğu kadar onarmak, tekerrürüne mani olmak, tekerrür etmeyeceğini taahhüt etmek gibi anlamlar yüklemek daha gerçekçi.

Başörtüsü yasağının olmayacağını söylemesi bu kabil bir şey mesela.

Oy için yapıyor diyenler olabilir.

Öyle bile olsa, demek vatandaşın duruşu siyasete böyle bir ihtiyacı hissettiriyor.

Zorlukları var. Kendi partisinden bile kuvvetli itirazlar yükselebilir. Hatta yükseliyor.

Hülasa:

‘Helalleşme’ çıkışına bakarak, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi götürmeye çalıştığı yerin CHP’nin eski yerinden daha doğru bir yer olduğunu söylemek mümkün.

 Karar Gazetesi 23 Kasım 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR