Yusuf Kaplan


Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar

Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar


Zamanın parçalanması: Elektronik devrim olarak da adlandırdığımız ikinci endüstri devriminin bir sonucu.

SES`TEN GÖRÜNTÜ`YE, SÖMÜRGECİLİK`TEN ŞİZOFRENİ`YE VE PARANOYA`YA...

Müzikolog Murray Schafer, elektronik devrimden sonra ses`in elektronik / yapay olarak üretilebilir ve kontrol edilebilir hâle gelmesiyle sömürgecilik ve sömürgeciliği doğuran zihin dünyası arasında birebir bir bağlantı kurar.

Ve sesin, elektronik olarak kontrol edilebilir ve üretilebilir olmasının insanları şizofrenik yaptığına dikkat çeker.

Şimdi, sanal çağ`da yaşıyoruz: Görüntü`nün, imge`nin elektronik olarak üretildiği, kontrol edildiği ve parçalanabildiği bir sanal gerçeklik çağında.

Soru şu: Elektronik olarak üretilen sesin parçalanması insanı şizofren yapıyorsa, elektronik olarak üretilen görüntünün / imge`nin parçalanması insanı ne yapıyordur peki: Paranoyak elbette ki. En azından histerik.

PLASTİK İNSANLAR GALERİSİ

Yaşadığımız şey, hayat değil. Hayat çoktan `bitti`: Kendi hayat/lar/ımızı yaşamıyoruz artık: Bize hayat diye SUNULAN `şey`i yaşıyoruz. Medyatik evren, medyatik hayatlarla aldatıyor, ayartıyor, hayatsızlığa mahkûm ediyor bizi: Plastisiteye ve ruhsuzluğa. Sanal ve sahte hayatlara. Ayartı`nın, hayatı öldüren, hakikati hayattan sürgün eden câzibesine.

Hayatımız, iki anlamda sanal ve sahte: Öncelikle, hayatımıza her bakımdan çeki düzen veren medyatik bir evrende yaşadığımız için, medyalarla yaşadığımız için hayatımız sanal, sahte ve mekanik: Bir ruhu yok hayatımızın.

İkinci olarak, hakikat, hayattan çekildiği için, sahte`si, gölgesi, taklidi, karikatürü çeki düzen veriyor hayatımıza: Böylelikle insan, hayattan sürgün yiyor ve hayatı kendinden sürgün ediyor. Hayatsız insanlar ve insansız hayatlar hükmediyor hayatımıza.

Gerçek hayatı, kendi hayatlarımızı değil, hayatsızlığı yaşıyoruz: Hayatı tadamıyoruz: Değemiyoruz hayata: O yüzden yaşadığımız hayat, hayatımıza hayat ve anlam katamıyor: Ruh üfleyemiyor bize. Ruhumuzu, hayatın ruhunu yok ediyor böylelikle.

`MÜBAH`IN GÜNAHI: MÜBAHI YOK ETMESİ

Hayat öldü; hakikati öldürdüğümüz, yitirdiğimiz için öldü hayat. O yüzden, ortalıkta klonlar, palyaçolar fink atıyor!

Her şeyi mübahlaştıran ve böylelikle aslında tek geçer akçe hâline getirerek mübahı bile hayatımızdan uzaklaştıran bencil, histerik, `cynical` / ikiyüzlü, imajperest, güçperest, şehvestperest, postmodern insan müsaveddelerinden geçilmiyor hayat.

Bizi zoraki güldürmeye, eğlendirmeye; bize ölümü, hayatın varoluş şartı ve yegâne kaynağı ve anlamı `ölüm`ü unutturmaya çalışıyor bu tür tipler, türlü tuhaf şaklabanlıklarla medyatik hayatlarda ve `reklamlarda` türlü triplere girerek…

Not: Bu yazı, Genç Dergi`de Ağustos sayısında yayımlanacak yazımın kısa bir bölümüdür.



YAZARLAR