Hatırladıkça özgürleşir insan...
Tarih: 4.2.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Bütün çağrı´lar çağ´larını kurmak için vardır. Çağ´ını kur(a)mayan bir çağrı´nın varlığından da, hayat sunduğundan da sözdilemez.
Dolayısıyla çağ´ını kuramayan bir çağrı´nın bağlılarının yaşadıklarından da sözedilemez.
Bizim çağrımızın eseri olan bir çağ´ımız yoksa, çağrı´mız da fiilen yok demektir; hayata aktarılacak, hayata mânâ ve ruh katacak ses´ten de, nefes´ten yoksun demektir.
Bugün, Mostar dergisinin Ocak 2019 sayısında yayımlanan bir yazımı biraz kısaltarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
ÇAĞ KÖRLEŞMESİ
Çağ, devâsâ bir ağ´a dönüşmüş durumda. Sadece bizim için değil bütün insanlık için.
Bütün insanlık bu devâsâ ağ´da debelenip duruyor...
İnsanlık tarihinde daha önce yaşanmayan ontolojik bir felâket bu.
Tek bir uygarlığın, pagan Batı uygarlığının zihnen bütün dünyaya hâkim olduğu, bütün medeniyetlerin zihinlerini, varoluş zeminlerini ve zamanlarını yok ettiği, bütün dinlerin, bütün medeniyetlerin çocuklarını -insanlık olarak henüz farkına bile varmadığımız- bir çağ körleşmesi sorununun eşiğine fırlattığı bir ağ´da sürükleniyoruz sadece...
Ama asıl ürpertici olan bütün insanlığın devâsâ bir ağ´da sürükleniyor olması değildir. Asıl ürpertici olan, bütün insanlığın devâsâ bir ağ´da sürüklendiği yakıcı gerçeğini göremiyor olmasıdır.
Bunun nedeni ne peki?
Bunun nedeni, çağ körleşmesi´dir.
Çağ körleşmesi, iki düzlemde yaşanıyor: Birincisi, bütün insanlığın Batı´ya mahkûmiyeti. İkincisi de, bütün insanlığın kendinden mahrûmiyeti; yani kendi dünyasından, kendi hakikatlerini hayata geçireceği yaşama ve varolma zemininden ve kendi zamanından mahrûmiyeti.
İşte insanlığın başına gelen ontolojik belâ, başına gelen bu belânın ne olduğunu bile idrak etmesini mümkün kılacak melekelerini yitirmiş olmasıdır.
Neyi yitirdiğini de, belki daha önemlisi de, bir şeyleri yitirdiği gerçeğini de hatırlayamamasıdır.
Batılılar, modernlikle birlikte geliştirdikleri meydan okumayla, Yaratıcı fikrini, hakikat fikrini yitirdiler; insanı tanrılaştırdılar; Batı uygarlığının bütün diğer dinleri ve medeniyetleri fosilleştirmesiyle birlikte, diğer dinlerin ve medeniyetlerin müntesiplerini de, kendilerine benzettiler, kendi çağ´larının çağrı´sına mahkûm ettiler.
Sadece İslâm´ı fosilleştiremedi ve dönüştüremedi Batılılar. İslâm dünyasını fiilen işgal ettiler, paramparça ettiler ama İslâm´ı kendilerine benzetmeyi başaramadılar.
O yüzden İslâm´ı Protestanlaştırma, İslâm´ı hayattan uzaklaştırma, bunun için de “Kur´ân İslâm´ı”, “Peygambersiz İslâm” hatta “İslâm´sız İslâm” gibi projeleri dört bir koldan (hem medyatik oryantalizmle hem akademik oryantalizmle hem de fiîlî işgalllerle) hayata geçirmeye çalışıyorlar.
ŞERİAT HATIRLATMAKTIR, HAKİKAT HATIRLAMAK...
Son iki asırdır ikinci büyük medeniyet buhranını yaşıyor Müslümanlar.
İkinci büyük medeniyet buhranı, Müslüman zihnin, Müslümanca yaşama zemininin ve Müslüman zamanının yitirilmesidir.
Fakat neyi yitirdiklerini bile idrak edebilmiş değil Müslümanlar.
Müslümanlar, seküler bir zihne sahip olduklarını, seküler bir dünyada / zeminde yaşadıklarını ve seküler bir zaman´a maruz kaldıklarını farkedebildikleri zaman tarihin akışı değişecek; her şey silbaştan hatırlanacak, yeniden Müslümanlaşma süreci başlayacak biiznillah.
Hatırlama ile özgürlük arasında hem etimolojik hem semantik hem de ontolojik irtibatlar var; bizi çağ´ın ağlarından kurtarabilecek kopmaz, koparılamaz bağ´lar ve bağlantılar.
Hatırlamak, özgürlüktür; öz´ün gürleşmesi yani.
Mağripli mutasavvıf Rezzûk, “Kavaidü´t-Tesavvuf başlıklı muazzam kitabında şöyle bir şey söyler: “Şeriat mübeyyendir; Hakikat muayyen.”
Bu ciltler dolusu kitap yazdıracak özlü fakat muazzam cümlelerden yola çıkarak geleceğim nokta, ilham verici, düşünmeye kışkırtıcı: Şeriat, hatırlatmaktır; Hakikat hatırlamak.
HATIRLADIKÇA ÖZGÜRLEŞİR İNSAN...
Hatırlama kelimesinin etimolojisi, ihtar, muhtar, muhtariyet gibi kelimelerden oluşan kışkırtıcı bir anlam kümesine sahip.
Hatırlayan kişi, özgürleşen kişidir. Hatırladıkça özgürleşir insan...
Özgürleşme, öz gürleşince gerçekleşir gerçekte.
Hatırlama eylemi, insanın bütün melekelerinin devreye girmesiyle özünü gürleştirir kişinin.
Hatırlama, an´ı anımsama değildir sadece. An, hatırlama eyleminin resmettiği bir noktadır. Fakat o noktada bir dünya saklıdır. Damla´da derya misali.
Hatırlama zihnin, kalbin, ruhun melekelerini aynı ânda harekete ve hayata geçirir: İnsan, bütün melekeleriyle hatırladıkça fıtratın hakikatine değer. Ayân-ı sâbiteler, fıtratta yeşerir. Kişi fıtratına değdiğinde, değebildiğinde, göz´ü görmeye, söz´ü konuşmaya, öz´ü saf haliyle oluşmaya başlar.
Yani öz´ünüz ne kadar gür´se o kadar özgür´sünüz demektir.
Öz´ünüz ne kadar güçlü ise sözünüz o kadar sahici, etkili ve etkileyici demektir.
Öz´ünüz ne kadar derinlerde köksalmışsa, “basar” (çıplak göz), “basiret”e (kalp gözüne) dönüşür, gözünüz o kadar kesin ve keskin görür, demektir.
Çağımızın en büyük sanat tarihçisi Ernst Gombrich, “çıplak göz kördür” derken, büyük sanatçıyı büyük sanatçı yapan, çıplak gözüyle görmesi değil, kalp gözüyle görme melekelerine sahip olması gerçeğidir demek istiyordu aslında.
Sözün özü: Hatırlamak, hakikatin sırrına erme yolculuğuna çıkmaktır. Kişinin hakikati ne kadar derinse, hatırlaması da, bize yapacağı hatırlatmalar da o kadar silkeleyip kendimize getirici olacaktır.
Çağımızda insan araçların kölesine dönüştüğü için amaçlarını yitirdi; hatırlama ve özgürleşme melekelerini kaybetti. O yüzden tarihte ilk defa çağımızda insan araçları kullanacağına araçlar insanı kullanıyor. İnsan araçlardan kurtulduğu ölçüde amaçlarını hatırlayacak, amaçlarını hatırladığı ölçüde özgürlüğüne kavuşacak, çağrısına ulaşacak, çağrı´sının çağ´ını “kurma” yolculuğuna çıkacak...

Anahtar Kelimeler: Hatırladıkça, özgürleşir, insan
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Dilsiz´in dili: Ruhun sesi (07 Aralık 2019 - Cumartesi)
“Kader´´in dönüştürücü dinamizmi (03 Aralık 2019 - Salı)
Rus ruhu´nun dirilişi (mi?) (26 Ekim 2019 - Cumartesi)
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7726
EURO
6.4503
booked.net
Evlat kokusu, cennet kokusudur.

Hz. Muhammed
Yiyecegin agzinizdan midenize ulasmasi yedi saniye surer ..

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59