Hakikat: Akıl ve kalbin medcezirinin meyvesi
Hakikat: Akıl ve kalbin medcezirinin meyvesi
Tarih: 21.11.2014 18:47:27 / 584okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

Medeniyet, hayata hayatiyet kazandırma mücahedesi ve mücadelesidir. Hakikatin hayatına ve hayatın hakikatine. İnsana, tabiata ve bütün varlığa.

 Hayatiyet, kalbin işlediğinin, işgördüğünün ve işini iyi gördüğünün alâmet-i fârikası ve yegâne vasıtasıdır. Kalbin çalışıyor olması ise, ruhun atılım yapmasının yegâne şartı. Ruhun hayat bahşeden fütûhatının.

 ‘AKLEDEN KALP’ MEDENİYETİ

 Medeniyetin merkezinde kalp vardır: Akleden kalp. Kalp atıyorsa, orada hayat vardır ve hayatiyetini sürdürüyor, demektir.

Burada dikkatimizi çekmemiz gereken hakikat şu: Medeniyetin bir merkezi vardır. Aklı da, gözü de, ruhu da, sözü de harekete ve hayata geçiren bir merkezi: Kalp.

 Kalp, yaratıcı ruhun kaynağıdır. Vicdanın. Fıtratın. Su katılmamışlığın. Saflığın. Arı-duruluğun. Hakikatin yani. Hakk’ın hakikatinin.

 O yüzden, hem hayatın hakikatinin, hem de hakikatin hayatının, hayat bulmasının, hayat olmasının, herkese ve her şeye hayat sunmasının doğurgan dölyatağı.

Müslüman şehirde cami, insandaki kalbin işlevini yerine getirir: Hayatın merkezi, camidir. O yüzden cami, her gün beş defa insanları yıkayan ve arındıran gürül gürül akan bir çağlayanı andırır. Tıpkı kalbin bedeni ve ruhu her dâim arındırması ve temizlemesi gibi.

 Akıl ise, kurucu iradenin vasıtasıdır. Eğer akıl, kalple buluşabilirse, hayata da, hakikate de giden yapı taşlarını döşeyen bir kurucu irade vazifesi görür. İnsanın yükümlülüklerini hakkıyla yerine getirmesinde rolünü bihhakın yerine getirir.

 AKLIN SÜRGÜNÜ: SİVİLİZASYON / UYGARLIK

 Ama eğer akıl, kalple buluşamaz da, kendi başına hareket etmeye kalkışırsa, kurucu iradenin kaynağı yıkıcı ve yok edici bir kudrete dönüşür; şiddetin ve şirretliğin kaynağı olur. İnsanın taşımayacağı bir yük hâline gelir.

 Sivilizasyon yani uygarlık, hakikatin bittiği yerde başlar ve hayatı da bitirir. O yüzden uygarlık eleştirileri yerden göğe kadar haklı. Ama uygarlık eleştirilerinin medeniyet eleştirileri olarak yapılması ise sonuna kadar, dibine kadar hastalıklı.

Uygarlığın kaynağı, tek dayanağı akıl’dır. Akıl (ration), ölçmeye biçmeye, hesap kitap yapmaya, insanlar, hayat ve hakikat üzerinde tahakküm kurmaya ve tahakküm kuran kişilerin kurulu düzenlerini aklamaya yarar.

 Akıl, indirger, tecrit eder. Hayatı da, insanı da ruhsuzluğa mahkûm eder. Akıl, ayırır; bağları koparır. Kendisini bağ kuran bağ katına yükseltir. Ama ortaya çıkan şey yalnızca ağdır: Hayatı, insanı ve hakikati boğan bir ağ.

 AKIL, KALPLE BİRLEŞTİĞİ ZAMAN...

 Akıl, sadece bilmeye yarar; anlayabilmeye değil. Bilimin kaynağı akıldır. Bilim, Michel Henry’nin enfes bir şekilde dikkat çektiği gibi, varoluşunu yalnızca akıl üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı zaman, yalnızca akla dayandığı zaman, hayatın varoluş dayanaklarını yerle bir eder: Hissi yok eder. İnsanı hissizliğe, ruhsuzluğa mahkûm eder. Canavarlaştırır.

 Akıl, ancak kalple birleştiği zaman, hayata ruh üflemeye başlayabilir. İnsanın vicdanını hayata geçirir ve böylelikle başka insanlara, başka varlıklara, tabiata hikmet nazarıyla, nimet nazarıyla, hem kendi hakikatinin, hem de hayatın hakikatinin dercedildiği, şifrelendiği, yansıtıldığı kendini keşif nazarıyla bakar.

 Dolayısıyla kalp birleştirir. Kalp, insanın kabesidir, Yaratıcı’nın ‘yerleştiği’ yegâne ‘yer’dir; hayatın ve hakikatin merkez’i, merkez üssüdür. Bütün bağları birbirine bağlar. Hem insanlarla insanlar arasında, hem insanlarla diğer varlıklar arasında birbirini vareden, birbirinin varlığından haberdar eden, birbirinin varlığıyla varolabildiklerini ihbar eder muazzam bir medcezir icat eder.

 Kalp, o yüzden insanı ve dünyayı, Tek Bağ’a, Yegâne Özgürleştirici, Kuvvet ve Kudret Sahibi, yaratıklarına hayat ve hakikat bahşeden Bağ’a bağlar.

 Böylelikle akıl, kalbin tesis ettiği vicdanla, insanı arş-ı a’lâya yükseltecek merdivenler döşer, kanatlandırıcı güzargâhlar çizer.

 Düşen insanı tutup kaldırır ve başka dünyalara, başka âlemlere, başka varlıkların kâinâtlarına ulaştırarak leziz, nefis ve doyumsuz bir yolculuk yaptırır insana.

Anahtar Kelimeler: Hakikat, Akıl, kalbin, medcezirinin, meyvesi
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Adem suretinde olan herkes adem değildir?

Hacı Bektaşı Veli