Güven toplumu
Tarih: 3.5.2017 10:58:49 / 423okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Bu yılın konusu Hz. Peygamber ve Güven Toplumu. Belli ki, D.İ.Başkanlığı´nın bu konuyu seçmesinin nedeni, son yıllarda ülkemizde ve başka bazı İslâm ülkelerinde yaşanan güvensizlik sorunudur.
Konuya bir tarihî ve kültürel yönden, bir de güncel sorunlarımız açısından bakılabilir. Bugün konunun ilk yönünü, gelecek yazımda da ikinci yönünü ele alacağım.
***
Yaklaşık dört yıldır İslâm´ın, doğuş yıllarında ne tür insani sorunlarla karşılaştığını, o ortamı neden ve ne yönde dönüştürdüğünü anlamaya çalışıyorum. Bu çalışmalar beni şu nokta üzerinde yoğunlaşmaya götürdü: İslâm´ın geldiği ortamda Hz. Peygamber´in çözümüne öncelik verdiği temel problemler neydi? Bu sorunun cevabına ulaşmada Kur´an´ın önceki ve yeni döneme verdiği isimlerden başlamak yararlı olabilir. Çünkü iki dönemin karakterini, en iyi, onlara veriler isimler ifade eder.
Kur´ân-ı Kerîm, doğduğu ortama “câhiliyye”, o ortama tarihî müdahaleyi yapan harekete de “İslâm” adını verdi. Neden?
Kısaca belirteyim ki câhiliyye kelimesi hukukta, sosyal ve ticari hayatta, her türlü insan ilişkilerinde kuralsızlığın, anarşinin, şiddetin; baskın, yağma ve talanın, sonuçta tam bir güvensizliğin adıdır. İslâm da bu ortamı üreten dinî, ahlâkî ve kültürel zihniyete karşı büyük mücadeleyi başlatan ve sonuçta hayatın her alanında “kurtuluş, barış, esenlik ve güven” ortamını getirmeyi başaran dinî ve insanî hareketin adıdır. Bunu gösteren, İslâm öncesiyle İslâmî döneme ait belgelerde, modern zamanlarda İslâm dünyasında ve Batıda yapılan bilimsel araştırmalarda çok zengin bir bilgi var. Benim görebildiğim kadarıyla modern zamanlarda câhiliyye ve İslâm hakkında bu tespitleri yapan ilk bilim adamlarından biri, meşhur oryantalist Goldziher´dir. Bu konudaki ünlü makalesinde İslâm öncesine ve İslâmî döneme ait birçok belge zikrederek câhiliyye kelimesinin kültürel anlamını “barbarism” şeklinde gösterir. Buna mukabil İslâm´ın da câhiliyye´ye tam karşıt bir anlam içerdiğini, yani ‘İslâm´ın “uygarlık” kuran dinin adı olduğunu belirtir.
***
Biz İslâm´ı, Kur´an´ı, Peygamberimizin Sünnetini salt din eksenli okuyoruz; tabii ki İslâm son dindir; ama İslâm aynı zamanda bir sosyal, siyasal, kültürel, ahlâkî, kısaca insanî dönüşümdür.
Araplar ve sonraları başka halklar neden kitleler halinde Müslüman oldular veya İslâm himayesini gönüllü kabul ettiler? Çünkü İslâmiyet hem bir din hem de bir ‘insani hareket´ olarak doğdu. İnsani hareketin birinci önemi, insanın ilk ihtiyacını karşılamasıdır ki, o da güvenliktir. Hukuk tarihçileri ve siyaset bilimciler devletlerin, insanoğlunun güvenlik ihtiyacından doğduğunu söylerler. Bilinen tarihinde devlet yüzü görmemiş olan Hicaz bölgesinde Hz. Peygamber´in kurduğu ilk İslâm devleti de böyle bir ihtiyaçtan doğdu.
O coğrafyada İslâm sayesinde insanlar ilk defa birinin, Hz. Muhammed aleyhissilamın kendilerini gördüğünü, acılarını paylaştığını; korkularını, kaygılarını anladığını, bunları kendi yüreğinde hissettiğini ve varlığını onlara adadığını fark ettiler. İlk defa kabile reislerinin, insafsız tüccarların despotizmine; mallarını, kadınlarını ve çocuklarını ellerinden alan çapulcuların baskın, yağma ve talanlarına “hayır” diyen bir ses duydular. Bu müthiş bir şeydi; hiç hayal edemeyecekleri bir sesti bu...
Dalga dalga yayılan bu sesin ulaştığı insanlar, özellikle kadınlar, çocuklar, idealist gençler, yoksullar, arkasızlar ilk defa çatışmadan, savaşmadan da var olabileceklerini, onurlarını ve değerlerini koruyabileceklerini anladılar. İslâm, böyle bir hayat felsefesi getirdi onlara; bunu da bir dinî ve ahlâkî dönüşümle, bir devlet ve hukuk düzeni kurmakla başardı.
Evet, zengin bir hukuk, siyaset, ahlâk ve düşünce geçmişimiz var. Başka coğrafyalarda olup bitenlere göre daha barışçıl, daha güvenlikli diyebileceğimiz bir tarihimiz var. İslâm coğrafyasının hemen her bölgesinde çeşitli ırktan, dinden, kültürden toplulukları asırlarca barış içinde bir arada yaşatmayı başarmış bir medeniyetimiz var. Ama bütün bunlar tarih… Bugün değil… Bunu iyice aklımıza yerleştirmemiz, gerçekçi bir tarih saygısından ziyade duygusal ve hamasi olan tarih-perestlikten kurtulmamız lazım.
Tuhaf değil mi: Her meselemize “Eski büyüklerimiz ne demiş?” diye bakıyoruz. Ya eskiler bir şey demeselerdi, kaynaklarda bir şey bulamasaydık veya bulduklarımız şimdiki derdimize çare olmuyorsa bugün karşımıza çıkan dağ gibi sorunları düşünmeyecek miydik?
Yanlış anlaşılmasın; ebette tarihten, kültürel mirastan yararlanmalıyız ama bugünü bu çağın gerçeklerini görerek yönetmek zorundayız. Bunun için de bugünü kavrayan bir yönetim anlayışına, illa da bugünle kavgalı olmayı dindarlık ölçüsü olarak almayan bir dinî düşünceye ihtiyacımız var. Hz. Peygamber´in, “Allah´ın en çok sevdiği iki erdem” dediği “hilim ve teenni”ye, yani müsamahalı, sabırlı, ağırbaşlı olmaya dayalı bir ahlâk zihniyeti bugünün Müslümanının hayatını, onurunu, özgürlüğünü güvence altına alan bir adalet, hukuk ve yönetim anlayışı geliştirmek zorundayız. Eskilerin “kavilleri” bugünün dünyasını yönetmeye yetmiyor, ayrıca o kavilleri de bugünün ihtiyaç ve icaplarına göre okumuyoruz. Bunu görmek için daha ne kadar bedel ödeyecek Müslüman toplumlar? Daha ne zamana kadar yokluk, sefalet, can ve mal güvensizliği gibi sorunlarımızın suçunu başkalarına yükleyip kendimizi temize çıkaracağız?
Müslümanlar bugünkü tutumlarıyla, otobanda ters yönde giden bizim Karadenizli sürücüye benziyorlar: “Bir çılgın ters yönde gidiyor” diye trafiktekileri uyaran bir radyo anonsu duymuş bizimki ve kendi kendine şöyle demiş: “Ne biri! Hepsi çıldırmış!..”
Biz de dünyaya böyle diyoruz. Oysa bir bakalım, yoksa ters giden biz miyiz?
***
Devletin ve hukukun birinci var oluş sebebi can, mal, mahremiyet vs. güvenliğidir. Eski çağlardan beri düşünürler, ilim adamları böyle demişler. Bizim dinimiz ve Fârâbî´den Kınalızâde Ali Efendi´ye kadar bütün düşünürlerimiz, ahlâk ve siyaset bilimcilerimiz de böyle diyor. Ama gelin görün ki coğrafi ve kültürel bağlamda bakarsak hukukun ya zamanın icap ettirdiği yeterlilikte ya da hiç işlemediği, güvenliğin eksik olduğu veya hiç olmadığı coğrafya da bir bütün olarak İslâm coğrafyasıdır.
Bu büyük sorunu aşmak için birbirimizle kenetleneceğimiz, aklımızı ve irademizi birleştirerek kendi sorunlarımızı kendimiz çözeceğimiz yerde, birbirimizi hırpalıyoruz, kırıyoruz, incitiyoruz; sürekli itişip kakışıyoruz. Hatta çoğu Müslüman toplumlar birbirini öldürüyor, yakıyor, yıkıyor. Zihin dünyası çatışma üzerine inşa edilmiş bir toplumun barış, huzur ve güvenlik toplumu olması mümkün mü?
Tabii ki şiddet ve güvensizlik sorunlarının dışarıdan da gizli-açık sebepleri var. Ama işi o sebeplere bağlayıp kendimizi masum gösteremeyiz. Dindarıyla, İslâmcısıyla, seküleriyle, laikçisiyle bizler, İslâm coğrafyasının halkları, kendimiz ne kadar dürüst, ne kadar güvenilir insanlarız?
Bugün İslâm ülkelerinde yaşanan hukuksuzlukların, güvensizliklerin asıl sebebi, bence olup bitenleri ötekilerin yönetmesi değil, bizim nefsimizi ve toplumlarımızı yönetmedeki yetersizliğimizdir.

Anahtar Kelimeler: Güven, toplumu
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Dindarlar´ın dilleri ne kadar dindar? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
‘Vahiy ve peygamberlik´ (25 Ekim 2018 - Perşembe)
Kur´an´ı okumak, hissetmek, anlamak (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
İnsan olmak / İnsan kalmak (17 Ekim 2018 - Çarşamba)
İnsan olmak / İnsan kalmak (05 Ekim 2018 - Cuma)
‘Müslüman insan´ ne idi ne oldu (27 Eylül 2018 - Perşembe)
Kur´an ahlâkını anlamak için (13 Eylül 2018 - Perşembe)
Derin bir kaygı ya da çığlık (07 Eylül 2018 - Cuma)
Din-dünya ilişkisini doğru anlamak (31 Ağustos 2018 - Cuma)
Dinamik dindarlık (17 Ağustos 2018 - Cuma)
‘İran ve turan´ (27 Temmuz 2018 - Cuma)
15 Temmuz ihanetinin hatırlattıkları (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
‘Din dili´ sorunumuz (13 Temmuz 2018 - Cuma)
Veda Hutbesi üzerine (06 Temmuz 2018 - Cuma)
Seçim sonucuna farklı bakışlar (29 Haziran 2018 - Cuma)
Dinî bilgi ve Diyanet (21 Haziran 2018 - Perşembe)
Türkiye´nin dinî ve kültürel birikimi (17 Haziran 2018 - Pazar)
İslâm´ın güncel sunumu (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Havanda su dövmek (25 Mayıs 2018 - Cuma)
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
‘Daha az daha çoktur´ (23 Şubat 2018 - Cuma)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
“Doğrusu nedir?” (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
Gündemdeki konu: İslâmcılık (16 Mayıs 2017 - Salı)
‘Tekbir´ (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Çatışma dili saygı dili (07 Nisan 2017 - Cuma)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Zaman Gösterdi ki: Cennet ucuz değil Cehennem dahi lüzumsuz değil..

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A)
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Şükürname!
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Sivasspor´dan Beşiktaş´a Futbol Dersi
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Dikkat! Türkiye´nin sosyolojisi metamorfoz geçiriyor!
D. Mehmet Doğan
D. Mehmet Doğan
Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Sessiz karşı devrim
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
O para zaten bizim değildi
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Barbar Modern Medenî
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
SİVAS HALAYINA DURAN GENÇLER
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
TÜYAP Kitap Fuarı´na ve Selim İleri´ye dair
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
İslam´ın ölçütleri
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Avucunuzdaki Kelebek
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Dikkat, PKK dönüşüyor
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
TÜKETİM DEVLETİ VE SÖYLEMİN İKİYÜZÜ
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Mâtürîdî toplantılarının hatırlattıkları
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
Kendini Fark Etmek
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Hududullah-II
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Allah´ı, Peygamber´i rüyada görmek
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Ey ana toprağı, ey Anadolu
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
SİVASIN ÇERMİKLERİ
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
“YAZIN ÜÇ AY YATAN ÖĞRETMEN” HA!
Salih Tuna
Salih Tuna
Türk ekonomisi McKinsey´e mi emanet edildi?
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ