Gündemdeki konu: İslâmcılık
Tarih: 16.5.2017 13:52:40 / 427okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Osmanlı´nın çöküş sürecinde birkaç akım ortaya çıktı; bunların en güçlülerinden biri Batıcı pozitivist-laikçi ideoloji, diğeri İslâmcılık idi. Cumhuriyet döneminde ülkede sulhu sükun sağlanınca pozitivist-laikçilik ülke yönetimine hakim oldu ve en sert yüzünü 1925-1950 arasında gösterdi. Ancak toplumun manevi ve kültürel kodlarına ters bir yönetim anlayışı sergilediği için toplumsal desteği arkasına alamadı ve demokrasiye geçişin daha başında tepetaklak gitti.
1950 sonrasındaki siyasal dönüşüm döneminde laik kesim insanlığın demokrasi deneyiminden yararlanıp, insan hakları ve ekonomi yönetimi gibi konularda sağlıklı, temiz bir siyaset tarzı uygulayabilse ve kendisini laikçi aşırılıklardan arındırabilseydi toplumla barışıp ayakta kalabilirdi. Ancak öyle olmadı; yarım asırlık bir itiş kakışın ardından seküler siyaset tarzı sahneden çekilmek zorunda kaldı ve onun yerine bir asır öncesinin diğer güçlü fikir ve siyaset hareketi İslâmcılık sahneye çıktı.
***
Bir yandan laikçi hareketin zihinlerde bıraktığı acı hatıralar, diğer yandan İslâmî kimliğe sahip yeni siyasetçilerin toplumsal dokuyla uyuşan söylemleri ve “dindarlar dürüst, adaletli, merhametli olur” şeklinde özetleyeceğimiz inanç ve umutlar sayesinde İslâmî kesim siyaset merdiveninin başarı basamaklarını hızla tırmandı.
Çekirdeğini -benim de mensubu olduğum- imam-hatip menşelilerin oluşturduğu bu kadronun ve bu kadro çeperinde toplanan mütedeyyin okumuşların teorik dinî bilgileriyle idealleri güçlü olsa da önemli bir kısmının siyasetin gerektirdiği sosyolojik birikimleri ve demokrasinin gerektirdiği ahlâkî dirençleri Türkiye gibi zor bir ülkenin yönetimini taşıyacak kadar güçlü değildi. Bunu da normal karşılamak lazım; çünkü ilk defa siyasetin pratik gerçekliğiyle ve hem külfetleri hem de nimetleriyle imtihan ediliyorlardı. Buna rağmen bu kadro, ülke yönetimine hakim olunca dinî duyarlılıkları, idealleri ve umutlarından aldıkları enerji ile iktidarlarının yaklaşık ilk on yılında inanılmaz ölçüde başarılı oldular ve bu sayede dünyanın ilgisini, İslâm toplumlarının da umutlarını üzerlerine çekmeyi başardılar.
Fakat başarıya ulaşmaktan daha zor olanı, başarıyı taşıyabilmektir. İşte İslâmî kimlikle siyaset yapan yeni kadro bu noktada yanlışlar yapmaya başladı. Bu yanlışları da “İslâmî kimlik”ten “İslâmcı kimliğe” kayarak yaptıklarını düşünüyorum.
Benim yarım asırlık okumalarımdan ulaştığım sonuca göre, nihayetinde İslâmî kimliği belirleyen şey; başta adalet, eşitlik, dürüstlük, kul hakkına ve insan onuruna saygı, tevazu, ülfet, müsamaha, sabır gibi erdemler olmak üzere, temel insanî değerlerde Kur´ân-ı Kerîm´in ve Peygamber efendimizin ortaya koyduğu ilkelere sadakat göstermektir. İslâmcılık ise -özellikle siyaset alanına taşındığında, bütün ideolojiler gibi- kaçınılmaz olarak bir ayırımcılığı. ötekileştirmeyi üretir ve öyle de oldu. Vaktiyle bir meslektaşım bana şöyle demişti: “Benim anlayışıma göre ‘Müslüman´ın hakkı diğerlerine göre her zaman bir adım öndedir.” İşte siyasal İslâmcılık tam da budur. (O dönemlerde “Müslüman” kelimesinin dar kapsamlı, az çok siyasal içerikli bir kavram olarak kullanıldığını yaşı müsait olanlar hatırlar.)
Son yıllarda birden bire İslâmcı kesilen fitne ve husumet kışkırtıcılarının siyasilerdeki bu zaafı nasıl istismar edip itibar ve ikbal kazandıklarını gördük.
***
Şimdi önümüzde bir umut var: O da bugün ülkeyi yönetenlerin, daha önce Batıcı-laikçi kesimlerin yaptığı yanlışa düşmemeleridir; yani bütün insanlarımızı kucaklayan ve ülke imkânlarının paylaşımında kültürel, dinî vb. ayırımcılık yapmayan; diploma menşeine veya dalkavukluğa değil, ehliyet ve liyakate itibar eden önceki yönetim anlayışlarına dönmeleridir; kopmaya başladığı söylenen gönülleri kazanmanın bundan başka yolunun olamayacağını bilmeleridir; bunu da siyasal bir pragmatizmle değil, İslâmî ve insani ahlâka uygun olduğu için, gönülden inanarak yapmalarıdır.
Unutmayalım: “Mahkeme kadıya mülk değildir.”

Anahtar Kelimeler: Gündemdeki, konu, mcılık
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Kur´an ahlâkını anlamak için (13 Eylül 2018 - Perşembe)
Derin bir kaygı ya da çığlık (07 Eylül 2018 - Cuma)
Din-dünya ilişkisini doğru anlamak (31 Ağustos 2018 - Cuma)
Dinamik dindarlık (17 Ağustos 2018 - Cuma)
‘İran ve turan´ (27 Temmuz 2018 - Cuma)
15 Temmuz ihanetinin hatırlattıkları (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
‘Din dili´ sorunumuz (13 Temmuz 2018 - Cuma)
Veda Hutbesi üzerine (06 Temmuz 2018 - Cuma)
Seçim sonucuna farklı bakışlar (29 Haziran 2018 - Cuma)
Dinî bilgi ve Diyanet (21 Haziran 2018 - Perşembe)
Türkiye´nin dinî ve kültürel birikimi (17 Haziran 2018 - Pazar)
İslâm´ın güncel sunumu (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Havanda su dövmek (25 Mayıs 2018 - Cuma)
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
‘Daha az daha çoktur´ (23 Şubat 2018 - Cuma)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
“Doğrusu nedir?” (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
‘Tekbir´ (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Çatışma dili saygı dili (07 Nisan 2017 - Cuma)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun

Hz. Muhammed