Güle dair
Tarih: 21.5.2015 16:33:33 / 1030okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

 

Güle dair söylenmedik söz kalmış mıdır acaba? Herhalde vardır, “Gökkubbenin altında söylenmedik söz yoktur” dense de.
Hadi bir deneyelim.

Bülbül`ün güle olan aşkını biliyorsunuz. Bu aşkı sayısız şekilde anlayan, anlatan vardır. Yüzlerce “Gül ile Bülbül” hikâyesi yazılmıştır.
Ben de bir tane anlatayım bari: Bülbül gülün dikenleri bağrını kanatsa da onun incecik zarif dallarına konup bir tomurcuğa yalvarmaya başlar. Yüzünü kapatan peçeyi kaldırsın, Bülbül onu dünya gözüyle bir defa görsün yeter. Ölse bile artık gam değil. Yalvarışları gece yarısından sonra feryada dönüşür. Gözlerinden sel gibi yaşlar boşanmaktadır. Gün doğumundan önce bu yaşlara kan karışmaya başlar. Yalancı şafakta artık gözyaşları tükenmiş olan Bülbül`ün sesi kısılmış, dizinde derman kalmamış, yüz yerinde yüz yara kanamakta, gözünden dökülen kanlar artık açılmaya başlayan goncanın üzerine damlamaktadır.
Önce bir koku yayılır, duyanı kendinden geçirir. Sonra o gonca Bülbül`ün kanıyla sulana sulana açıverir.
Güneşin ilk ışıklarıyla gül dile gelir:

– İşte ben. Karşındayım. Vuslat zamanıdır. Ne dersiniz? Acaba Bülbül bu manzarayı görmüş, bu kokuyu duymuş mudur?
Gelenekten gelen kadim bir musiki “Heyhat” demektedir. Bülbül son nefesini vermiş vuslat mahşere kalmıştır.
Belki bu yüzden tüm halk hikâyelerimiz içinde sadece birinde (Âşık Garip) sevgililer birbirine kavuşur.
Dinî-tasavvufî edebiyatımızda gül Cenab-ı Hakk`ın birliğini (Vahdet) temsil eder. Ayrıca Hz. Peygamber`in kendisi, teri, ter kokusu da gül ile ifade edilir.
Güle versin bâğban gülzârı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Fuzuli
Tarikat taçlarının üstüne dikilen ve çuha üzerine işlenen şekillere de gül denilmiştir ki, her tarikat tacının gülü ayrı biçimdedir. Rufaî dervişleri zikir sırasında vecde gelip iki karış uzunluğunda kıpkızıl hale gelmiş bir demiri yalayarak soğuturlar ki buna da gül denir.
Menşei doğu olan bu muhteşem çiçek tüm şark sanatlarını baştan başa kuşatmıştır.
İslamî muhteva kazanması ile beraber kumaşlardan mezar taşlarına, tezhibli kitap sahifelerinden minberlere, mihraplara, kılıç kabzasından şeyhin kavuğuna kadar medeniyetimizin mimarisine ve bütün unsurlarına sinmiştir.
Müslüman Türk`ün bütün hayatı gül açmakta, gül kokmaktadır.
Divan edebiyatımızı bir baştan bir başa fethetmiştir. Bütün çiçekler ona biat eder bu sebeple “sultan”dır.
Bahar “gül mevsimi” diye anılır. Açılması, yiyip-içme, işret ve eğlence zamanının geldiğini müjdeler.
Bu sebeple “gülmek” fiili ile irtibatlıdır.
Sen neredeki güler isen nev-bahar olur
Ben neredeki ağlar isem lâle-zar olur
Ahmet Paşa
Kısa ömürlü oluşu ile yakıp geçen aşklar, dünya hayatı, ömür ifade edilir. Kırmızı gül aşk ve sevinç, ak gül murat ve ümit, siyah gül kötü kader ve ölüm karşılığıdır.
Elbette ki Divan edebiyatında en çok “sevgili” sembolü olarak kullanılır.
Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yare mutadım
Seni ey gül sever canım ki cânane hitabımsın
Nedim
Batı tesirine giren Türk edebiyatında güle yeni mânalar yüklenir. Namık Kemal bir kadına benzettiği “Vatan” şiirinde “yeni açmış güle” benzetir onu.
Feminin rengi aksedip tenine
Yeni açmış güle misal olmuş
Mistik açıdan Abdülhak Hamid, romantik ilhamlar ile Recaizade Ekrem, kaybedilmiş bir saadet timsali olarak Cenab Şahabeddin, bir ıstırap kaynağı diye Ahmet Haşim medeniyetimizin tüm âhengini yüklenen bir remiz olarak Yahya Kemal gülden vazgeçemezler:
Onlar ki bu güller tutuşturan bahçededirler
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler
Yahya Kemal
Güle dair söylenmiş ve söylenecek o kadar söz var ki, siz en iyisi Beşir Ayvazoğlu`nun “Güller Kitabı”nı alıp okuyun.

 

Anahtar Kelimeler: Güle, dair
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Savaş eri, Allah için nefsi ile savaşandır.

Hz. Muhammed