Prof. Mustafa Çağrıcı


Gidişimiz: Bir ileri iki geri

Gidişimiz: Bir ileri iki geri


 

 

Müslüman dünya genellikle ötekilerin yaptıkları birçok şeyin YANLIŞ ve KÖTÜ olduğunu konuşup duruyor.

Ama bu, kendi yaptıklarımızın doğru ve iyi olduğunun kanıtı değil ki! 

Müslüman dünyanın her alanda DOĞRU, İYİ ve ÂDİL olanın, tek seçilmesi gereken olduğuna önce kendi toplumlarını inandırması ve bunu hayatın rutini haline getiresi gerekiyor. İnsanlık vicdanı er veya geç bunu görecektir. Tabii ki doğru ve iyi olan, başkası beğensin diye yapılmaz; ama başkasına inat olsun diye de yapılmaz. Çünkü başkasına inat iş yapmak esas alındığında, başkasına inat olsun diye yanlış ve kötü olanı yapmak da mümkündür. Doğru ve iyi, doğru ve iyi olduğu için; din, ahlak, akıl, insaniyet bize bunu buyurduğu için yapılır. İnsanlık âlemi görsün veya görmesin, bize düşen her durumda doğru, iyi ve âdil olanı yapmaktır. Yine de insanlık vicdanının bunu görmesi şundan dolayı önemlidir ki, bilhassa ulaşım, iletişim ve bilişimin bu kadar küçülttüğü küresel köy, ancak doğru ve iyinin insanlık vicdanında daha geniş ve güçlü bir şekilde paylaşılıp yer etmesi sayesinde daha güvenli, daha huzurlu ve mutlu bir dünya olabilir. 

İnsanlık vicdanının ahlâken gelişmesinin, bu suretle doğru ve iyinin dünyada daha güçlü ve yaygın hale gelmesinin ne kadar önemli olduğunu, George Floyd’un katledilmesi üzerine özgür dünyadaki protestolarda gördük, görüyoruz. Yanlışın ve kötünün karşısında ayağa kalkan, George Washington’un heykeli dâhil, kötünün ve zulmün kutsal sembolleri haline getirilmiş heykelleri yerlerde sürükleyen bu vicdan, dünyada ahlakın bekasının ve insanlığın “insanlık” olarak yaşamasının güvencesidir. 

Biz Müslümanlar, inancımız ve ahlak kültürümüz gereği bu protestolara aktif destek vermemiz gerekirken –böylesi insanlık meselelerinde hep yaptığımız gibi- kendimizi olayın dışında görme aymazlığını yine sürdürsek de insanlık vicdanının bir yerinde ahlakın yaşamakta olduğunu gösteren bu olaylar dünyanın geleceği için çok değerlidir. Akıl almaz boyutlara ulaşmış, siyasi ve askerî alandan küresel ekonomiye kadar her tarafı tutmuş bulunan şu azmanlaşmış modern teknik güç ve siyasi zihin karşısında direnebilecek ve –inanıyorum ki o gücü ve zihni yenecek- tek insanlık ümidi, doğru, iyi ve âdil olanın arkasında duran bu evrensel insanlık vicdanıdır. 

Yüce Kur’an ve Peygamber dilinin özündeki evrensel anlamı doğru okursak İslam’ın uzak hedefinin de böyle bir küresel insanlık vicdanı geliştirmek olduğunu ve bize şartlar ne olursa olsun bu vicdan dünyasına katılmayı buyurduğunu görürüz. 

***

Fakat şimdilerde Müslüman toplumlarda işaretini göremediğimiz bu yüksek ahlakı ve sorumluluğu nasıl geliştireceğiz? Eski dünya şartlarında Müslümanı dünyanın “selamet”inden sorumlu kılan bu ahlâkî bilinci vicdanlarımızda nasıl oluşturacağız? Ve böylece insanlık vicdanıyla aynı ırmakta birleşip, İslam’ın arı duru rahmet suyu ile insanlık vicdanını nasıl daha da arıtıp besleyeceğiz? 

Zaman zaman yazılarımda böyle sorular sorup problemleri anlatarak bir yere kadar gelmekte; fakat orada en büyük problemimize, en sert kayaya –amiyane tabirle- toslamaktayım. O kaya, bizim toplumlarımız üzerindeki gücünü sürdürmekte olan ulemamızın zihin dünyasıdır. Çünkü değindiğim insanlık meselesi dâhil, bütün sorunlar bilgiyle, toplumsal aydınlanmayla aşılır; onu da okumuşlar yapar. Dünyanın bütün tarihine, bütün büyük sosyal değişim ve dönüşümlere bakınız, hepsinin arkasında bilgiyi, aydınlanmayı görürsünüz; bu enerjiyi de toplumlara âlimler, bilim insanları ve kurumları verir. İşte bizim modern dönemdeki sorularımızın anası olan asıl sorunumuz buradadır. 

Ümit kırıcı ama ifade etmek zorundayım ki, “MAARİF DAVAMIZ” diyerek iki yüzyıldır konuşmamıza rağmen sosyal alanlarda, özellikle Müslüman dünyanın sıkıntısını çekiği bahsettiğim konularda gidişimiz “BİR İLERİ İKİ GERİ”dir. Bunun bizdeki sayısız örneklerinden olan şu haberin duyurduğu şey, aklı başında bir toplumda bir başarı değil, bir facia olarak görülür: “Diyanet-Sen’in girişimleri sonucu İLİTAM kontenjanları yüzde yüz artırılarak 8150 olarak belirlendi.” 

Karar Gazetesi 15 Temmuz 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR