Yusuf Kaplan


Gıda savaşlarını kaybeden bir toplum, canlı cenazeye döner!

Gıda savaşlarını kaybeden bir toplum, canlı cenazeye döner!


Gıda politikası stratejisi, bir ülkenin insanını koruyabilmesi için savunma sanayii kadar hatta belki de ondan da hayatî bir meseledir.

Gıda terörü, dünyanın karşı karşıya kaldığı en sinsi ve en yok edici terör biçimi. Bir toplumun genleriyle mi oynamak istiyorsunuz, gıda terörü uygulayın kâfî.

Bir ülkenin güvenliği, savunma sanayiinden geçer, geleceği de “midesinden”, diyorum o yüzden.

Bir toplumun midesini kontrol eden, o toplumu kontrol eder.

Sadece zihnin sömürgeleştirilmesi değil, midenin sömürgeleştirilmesi, tecavüze uğraması da bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felâketlerden biri artık çağımızda.

Can boğazdan gelir, diye boşuna dememiş bu toprakların mayasını karan cetlerimiz.

Bugün sütunumu, gıda sorununa ayırıyorum. Keyifle ama aynı ölçüde tedirgin olarak okuyacağınız gözlemlerin yer aldığı bir pazar yazısı olacak bu yazı.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi, Zihinsel ve Bedensel Engelliler Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanlığı bölümünde psikiyatr, uzman doktor olarak görev yapan Ömer Türkmen Hoca’nın, gıda terörünün, gıda savaşlarının boyutlarına ve millî gıda stratejisinin neden bir ülkenin güvenliği ve geleceğiyle ilgili olmazsa olmaz hayatî bir strateji olduğuna dair çarpıcı gözlemlerini sizlerle paylaşacağım. Aşağıda okuyacağınız çarpıcı ve sarsıcı fikirler, Türkmen Hoca’nın Facebook sayfasında yer alıyordu.

Gerek yöneticilerimizin gerekse halkımızın gıda meselesi konusunda doğru ve sağlam bilgiye ihtiyacı var. O yüzden Hoca’nın gözlemlerine kulak kabartmakta fayda var.

Keyifli okumalar…

***

Neden Japonya’daki çocuklara kahvaltıda çok yumurta yediriyorlar?

Osmanlı Devleti’nin son 200 yılı dâhil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin gıda politikasını emperyalistler dizayn ettiğinden beri zihinsel olarak sağlam bir gençlik maalesef yetişmiyor. Asıl sorunun kaynağına hiç inmedik, tartışmadık. Japonya’da çocuklara 7 yaşından itibaren kahvaltı saati en az 2 yumurta yediriyorlar. Ekmek genellikle yok; varsa da çok az. Her akşam ise kesinlikle sofrada deniz ürünü yani balık kesin oluyor. Japonya ve Güney Kore’de ceviz ithalatı son 50 yılda yüzde 140 artmış. Çocuklara durmadan ceviz yediriyorlar. Günde en fazla iki öğün yemek yiyorlar. Tamamen protein odaklı bir beslenme var...

ABD’de teknolojik üretimin merkezi “Silikon Vadisi’nin” nasıl beslendiklerini anlattılar, şok oldum.

1950’lerdeki Alman Devleti’nin gıda politikasını araştırın. Güney Kore de Japonya’yı örnek almaya başladı.

Bu ülkeler resmen çocuklara nasıl beslenmesi gerektiğini öğretiyor, dayatıyor.. Şeker, ekmek (tam buğday, kepek fark etmez) odaklı beslenme beyin hücrelerini öldürüyor, beyin gelişimini mahvediyor. Marketlerdeki karbonhidratlı paketli ürünler tamamen operasyon aracı olmuş.

ABD halkı da geri zekâlı, obez olmuş. Çünkü aynı beslenmenin esiri olmuşlar. Sadece Beyin Göçü ile farkı kapatıyor ya da özel olarak seçtikleri bireylerin beslenmesine önem veriyorlar.

Buradan net olarak söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde millî bir gıda politikası olmadan kalkınma imkânsızdır.

Türkiye’de protein bazlı ürünler pahalı iken karbonhidratlı ürünler neden daha ucuz?

En büyük protein bazlı ürün olan kuzu etini Türkiye’de kaç kişi yiyebiliyor?

Hayvancılık neden bitirildi?

Asıl millî mesele budur. Beka sorunu budur.

Matematik zekâsı olmayan, kod yazmasını bilmeyen gençliğin olduğu ülke yazılımda ilerleyemez. Yapay zeka maalesef geliştiremez..

Anne, babalara sesleniyorum: Çocuklarınızdan şekerli ürünleri, ekmeği uzak tutun. Bu ülkeye yazık etmeyin.

Şahsen denedim. 1 aydır ekmek, şeker yemiyorum, acıkmamaya başladım. 6 kg verdim. Geçen gün test ettim. Bir kitapta bir sayfayı 32 saniyede okuyup anlarken şimdi 21 saniye de okuyup anlamaya başladım. Bu tesadüf olamaz!

22.08.2021 tarihli Yeni Şafak Gazetesi'nin iktibasıdır  



YAZARLAR