İbrahim Kiras


Gerekli bir uyarı: Seçimde oy kullanılacak

Gerekli bir uyarı: Seçimde oy kullanılacak


Türkiye artık resmen olmasa da fiilen seçim sathı mailinde sayılır. Zaten -zamanında yapılacak olursa- yalnızca bir yıl kaldı sandık başına gitmemize. Dolayısıyla iktidar değişimi konusunun bugünlerde daha önceki dört yılda konuşulduğundan daha fazla gündemi işgal etmesi gayet normal. Mevcut hükümetin yönetim pratiklerinin sonucu olarak iyice yıprandığı ve kan kaybettiği de ortada olduğuna göre Cumhur İttifakının gündeminde yeni bir tarz-ı siyaset olup olmadığının tartışılması doğal. Aynı şekilde muhalefet cephesinin muhtemel bir iktidar değişikliğine yönelik hazırlığının merak konusu olmasında da şaşılacak bir durum yok.

Ne var ki bu tartışmaların sağlıklı bir zeminde ve rasyonel bir çerçevede sürdürüldüğünü söyleyebilir miyiz? Ne yazık ki bunu söyleyemiyoruz. Çünkü hem iktidar kanadında hem de muhalefet cephesinde rasyonalite ile ilişkisi problemli kesimler var.

İktidar kanadının durumu ortada. Kötü yönetimin yol açtığı problemler yüzünden seçmen desteğinin azaldığı şeklindeki son derece somut bir gerçeği reddederek bugüne kadar geldi. İnat edildi, yapılan yanlışların hiçbirinden geri dönülmedi. Şimdilerde ise “Sorunlar var ama bunları ancak yine ben çözerim” propagandasıyla nispeten daha rasyonel bir çizgiye geçiş yapabildi iktidar söylemi. Ancak seçmenin aklına değil duygularına hitap etmek suretiyle iş başında kalma düşüncesinin bir türlü terk edilememesi fazlasıyla riskli bir siyaset tercihinin ifadesi. Siyasette kumar rasyonel bir yöntem olamaz.

Keza birtakım devlet imkanlarını ve özellikle yargı süreçlerini harekete geçirerek muhalefet blokunda gedik açmaya veya rakipleri elimine etmeye dayalı bir siyaset stratejisi de rasyonel değil. Kendi oylarını arttırmanın yolunu aramak yerine rakibini durdurmayı önceleyen bir siyaset zaten baştan kaybetmiş sayılır.

Bununla birlikte herkesin dikkate alması gereken bir gerçek daha var. Her şeye rağmen iktidarın oy tabanında dramatik bir erime görülmüyor. Anketlerdeki rakamlar iktidar cephesinin yeniden bir seçim kazanmasına yetecek seviyede değil ama muhalefet partilerine gösterilen teveccüh de sandıktan sürpriz çıkması ihtimalini ortadan kaldıracak kadar yüksek sayılmaz.

Muhalefet cephesinden birilerinin atabileceği bir yanlış adım bugünkü tabloyu tersine çevirebilir pekâlâ. Bu yanlış adım seçilme şansı zayıf bir adayın çıkartılması da olabilir, toplumun geniş bir kesimini “ne olursa olsun” diyerek iktidarın yanında durmaya yöneltecek birtakım çıkışlar da olabilir.

Türk toplumu maalesef kültürel/ideolojik sınır çizgileriyle enine ve boyuna bölünmüş durumda. Bir kısmı geçmişten tevarüs edilen bir kısmı ise sosyolojik yapının durmadan üretmekte olduğu ayrışma noktaları bugünkü iktidarın son yıllarda yürüttüğü konsolidasyon siyasetiyle de epeyce büyüdü, yayıldı ve çoğaldı.

Dolayısıyla kültürel değerlerin çatıştırılmasına yönelik siyaset hamlelerinin sonuç alabilme şansının olmadığını söyleyebilecek durumda değiliz.

Buna engel olmak ise büyük ölçüde CHP’nin üstlenmek zorunda olduğu bir görev. Hem söz konusu siyaset hamlelerinin doğrudan hedefi hem de ülkedeki toplumsal kutuplardan birinin siyasi mümessili durumunda olduğu için.

CHP bunu yapamazsa ortaya çıkabilecek olumsuz sonuç yalnızca bu partiye değil muhalefetin bütününe ve ülkedeki iktidar değişimi imkanına zarar verecektir. Bu bakımdan altı partinin bir araya gelerek oluşturdukları uzlaşı masasının -tabiri caizse- zayıf halkasının ana muhalefet partisi olduğunu söylemek zorundayız.

CHP lideri bu handikapı aşmak için epey zamandır samimi bir gayret içinde. Partisini geniş toplum kesimlerinden uzak tutan eski ideolojik dili terk etti, kucaklayıcı bir siyasete yöneldi. Doğal tabanını genişletme doğrultusunda adımlar attı.

Bunu tavanda da akıllıca bir ittifak stratejisiyle çerçeveledi. Girdiği bu yolda “parti kamuoyunda” hiç eksik olmayan itirazları etkisizleştirecek başarılar da sağlandı bu süreçte. Seçim ittifakıyla perçinlenen bu siyasetin kazanımı olarak söz gelimi İstanbul’u ve Ankara’yı CHP’li belediye başkanları yönetiyor bugün. Ne var ki “parti kamuoyu” dediğim, aslında CHP’nin organik bileşenleri olmaktan ziyade ortak “camia”nın kanaat önderleri durumundaki bir zümrenin -Kılıçdaroğlu siyasetinin getirdiği imkanları görmezden gelerek- eski ideolojik saplantılarla hareket etmesi ciddi bir risk oluşturuyor muhalefet cephesi adına.

Düşünün ki CHP liderinin geniş toplum kesimleriyle partisini barıştırmak amacıyla başlattığı helalleşme çıkışını bir türlü kabullenemeyen kalemler var “CHP medyası” diye görülen mecralarda bile. Hatta “konuşmalarında dini kavramlar kullanıyor” diye eleştirenler var. Milletin hassasiyetlerini gözeten bir siyaset dilinin gereğini dahi anlamak istemeyenler var. Otokrasi yerine kuvvetler ayrılığının, yargı bağımsızlığının, güçlü bir meclisin yeniden tesisi amacıyla kurulan altılı masadaki “beş sağcı parti”nin varlığını içine sindiremeyenler var. Bunlara bizim ihtiyacımız yok diyenler var. Kaç zamandır yüzde 25 bandında yer alan CHP sanki artık tek başına iktidara gelebilecek oy potansiyeline ulaşmış gibi ittifakı dinamitlemeye uğraşmaktan çekinmeyenler var.

İktidar cephesinin rasyonaliteden kopuşundan sıkça bahsediyoruz ama muhalefet cephesinin tam göbeğinde sergilenen bu tutum da rasyonalite ile barışık sayılmaz herhalde.

Üstelik, hangisinin daha riskli olduğu da aşikâr.

Karar Gazetesi 26 Mayıs 2022 tarihli yazısının iktibasıdır.