Berat Demirci


EŞEĞE TERS BİNMEK

EŞEĞE TERS BİNMEK


Hazretin “Mecliste benden bir fıkra anlatılırsa yediye tamamlansın!” dediği; yedilemeyene sövdüğü rivayeti vardır. Muhabbete bahane arayan kudemanın söze meyan açmak için böylesi bir mesnet ürettiklerini düşünüyorum. “Nasrettin Hoca bir gün…” diye başlar birisi, bir diğeri sürdürür; bir bakmışsın yedi, olmuş sana on yedi…

Hoca bu milletin “kavuklu”su; eşeği de, teşhis intak yollu pişekârıdır. Pişekâr, hayat sahnesinin içindedir ve her vesileyle söze girer; bazen çamura saplanır, bazen anırarak turşu satar. Timur’la maceralarında eşek, pişekârlık sınırlarını zorlayan tam bir karakter oyuncusudur.   Hoca’nın semere ters oturuşu da en az fıkraları kadar ders vericidir. Hattâ ilk değilse de en kıymetli dersidir. Nasrettin Hoca’nın pîr olduğu demde ters oturmaya karar verdiğine inanıyorum. O an, mizah ile bilgeliğin kesiştiği zirvedir.

Eşek; Akşehir’den Konya’ya, evden odun kesmeye yahut pazara giden yolları ezberlediği için, ayrıca sevk edilmesine gerek yoktur. Birgün de gelmiştir ki, konuşmalarına kulak kesilen Hoca, genç ahilerin meşveret noktası olarak tayin ettikleri mıntıkaların hiçbirini bilmemektedir. Delikanlıların dert edindikleri konular da sade suya tirittir. O saat, eşek üstünde zaman yolculuğuna karar vermiştir. Nesiller boyunca aşina olduğu varlıklar hayli değişmiştir, o ise farkında değildir. Eşeğe ters biner ve cümle âlemin yeni halini inceden inceye gözden geçirir ve tabii eski haliyle de kıyas imkânını bulmuştur.

Hoca, hiç olmazsa günlük sulardan ara sıra çıkıp eşeğe ters binmemizi tavsiye etmiştir, bence…

İnsan sadece ve en iyi geçmişini bilebilir.

Bilebilir ama “Geçmiş, nasıl geçmiştir?” sorusunu bir kişilik sabitesi gibi taşımayan da, eşeğin güzergâhına tabi olarak geçmişini geçirmiştir. Şimdiyi atlamadan geleceğe bağlanmak için, hiç olmazsa belli aralıklarla ezberlenmiş aşklara veda etmek, zamanın hırçın dalgalarına karşı yüzen bir özgür korsan olmak gerekir.

Takribi otuz sene eşeğe ters bindim…

Gezdiğimi gördüğümü dikkatle, rikkatle inceledim. Şu an gördüğüm manzara: geçmişte neyi bıraktığını bilmeyen şekilsiz kütlelerin hareketli ama istikametsiz çalkalanışıdır. Natürmort bir hareketlilik, çağımızın en büyük yanılsaması… Yanılsamalar; bakışları değil, hakikati izafî kılmaya azmetmiş…

Birbirimizi de iyi anlayamadan geçmişiz bütün yolları…

Çoğumuz şimdi bir araya gelmekten korkuyoruz, köksüz muaşeretimiz dostluklara yetmiyormuş anladık. Varlıkta kıdem bozulmaya görsün, araya öyle pazarlar, pazarlıklar girer ki; bezirgân farkına varmadan meta olur! Dostlukta kıdem bozulmaya görsün, gönüllerde öyle oynaşlıklar yer eder ki, yetim-i akran olarak bu dünyadan göçersiniz.

Geçmişi hesapsızca tükettik, şimdi fiesta zamanıdır…

Bu otuz sene evvel ihtiyarladığım anlamına da gelebilir; gelsin…

Şim’den geru eşeğe ters binmeme de gerek kalmadı; birbirine yeni buluşma ve çıkış noktaları tarif eden ahiler de yoktur. Herkese, her keseye uygun tarifeler var!

Gelecek üzerine konuşmak mı?

Ben dinleyeyim efendim, “Varmak üzere olan!” nedir, siz söyleyin!

Ufukta karartı çok, kara yok! Karartılardan biri kara çıksa bile, bizler faniliğimizle sınırlıyız, göremeyebiliriz. Bazen bir dakika sonrası bile tul-i emeldir.

Her sabah yeniden yola düşmekten öte tarifem yok!

Aslında her an yolda olmaktan öte…

Yolda ölmekten öte.