Ertelenmiş eleştiri öldürür !
Ertelenmiş eleştiri öldürür !
Tarih: 17.10.2014 17:44:32 / 513okunma / 0yorum
AKİF EMRE

`Ölmeden önce ölünüz...` Tüm ölümler bu ölmeden önce ölmeyi terk edişlerimizden... Ruhun ölümü, adaletin ölümü, vicdanın ölümü, insanlığın ölümü... Ölmeden evvel ölmeyi unutuşumuzdan...

Bu nebevi düstur hayatın eksenine oturtulabilseydi hem bireysel hem toplumsal hem siyasal kırılmalarla yaşanan acıların pek çoğunun önüne geçilebilirdi. Bu sarsıcı düsturun devamı daha sarsıcı: `ölmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz!`

Eleştiriyi ertelemenin toplumsal tezahürü `kol kırılır yen içinde kalır` ifadesi. Kişiler içinde bulunduğu cemaati, siyasal kampı, toplumsal aidiyeti vb. özeleştiri yeteneğini kaybettikçe, siyaseten zorunlu görüleni yapmak adına hakikati erteledikçe aslında söz konusu hareket kendi meşruiyetinin ölümünü yaklaştırıyor demektir. En fazla, reel gerçekliğe yaslanan toplumsal, siyasal varlıklar, ertelenmiş eleştirilerin kurbanı olurlar; önce varlıklarını anlamlandıran hakikatleri deforme olur, sonra varlık gerekçeleri, anlam alanları kendi zıtlarına dönüşür. Tıpkı insan nefsi gibi; hatayı ayıklamadıkça, o hata hata olmaktan çıkıp alışkanlığa dönüşür ve `ahlak` haline gelmeye başlar.

Cumhuriyet elitinin eleştirilere sağır kesilmesinin nedeni ideolojikti. Yeni bir medeniyete taşıyacaklardı memleketi ve bu yolda yapılan her eleştiri o `kutsal uygarlık mücadelesini` engellemeye yönelikti. Özeleştiriyi ertelemek için de hem hafızalarının kurbanı oldular, hem de reel şartların. Sonlanmış bir imparatorluğun yıkım hatıraları beyin hücrelerine kadar işlemişti. Bin bir zorlukla kazanılan bağımsızlığı korumalıydılar! Bu gerekçe her tür eleştiriyi ertelediği gibi tüm toplumun vicdanını, sesini rehin alan, kendi söylemini, konumunu mutlaklaştıran bir baskıya dönüşecek, bu dondurulmuş arkaik ideoloji zamanla profan, siyasal bir imana haline gelecektir. Her kesimin sımsıkı sarıldığı kendi gerçekliğinin hakikatten ve hakikat duygusundan kopmasıyla kendi gerçekliğinin esiri haline gelmesinin kısa tarihidir, yakın siyasal tarihimiz.

Benzer biçimde `özeleştiriyi erteleme`, `eleştiriye karşı içe kapanma refleksi` sistemin dışına ittiği, baskıya uğrayan cemaatler, siyasal yapılar için de geçerli oldu. Muhalifinin, hatta muarızının diline yaklaşan ve hatta o dili benimseyen bu kendine yabancılaşma hali, belki uzun sürede fark edilemeyecekti. Ne zamanki kendi çevresinden çıkıp toplumsal sorumluluk almaya, siyasal alanda varlık göstermeye, ekonomik güç sahibi olmaya başladıkça üstü örtülen, yen içinde kalan kolların kırıklığı iş tutuş tarzında ortaya çıkacaktır.

İktidar katında yaşananları anlamak için `nerede yanlış yaptık?` sorusunu sormakla başlamalı. Komplolar sadece bizim içimizi rahatlatmaya yarar, komplo teorileri için neden kullanışlı olduğumuzu açıklamaz. Eleştirilerimizi ertelememiz; kendimizi hapsettiğimiz siyasal, toplumsal klanlarımızda hedef ve niyetlerde ne kadar samimi olursak olalım biriken tortuların bu yapıları esir almasıyla sonuçlanır.

Muhafazakarların siyasal güçle, ekonomik kazanımlarla, toplumsal etkinlikleriyle sınavı; ertelenen ve zamanla da yok sayılan eleştirilerin, bir türlü cesaret edilemeyen özeleştirilerin yekûnundan ibarettir. Kendinizi nereye ait hissederseniz hissedin, herhangi bir gazeteye göz atarken `zamanında demiştim, dikkatimi çekmişti ama...` diye başlayan cümleler duymak, bizzat bu cümleleri kurmak herhalde en sık rastlanan durum haline geldi.

Bu anlamda `muhalif` olmanın değil ama `muhalefette olma`nın dayanılmaz bir cazibesi de var... Sürekli eleştirme hakkını kendinde görme imtiyazıdır bu. Hem bireysel olarak hem de cemaat, cemiyet, siyasal yapı, organizasyon, hatta kültürel aidiyetlerde bile muhalefette olmanın kendiliğinden haklılaştıran bir psikolojisi vardır; sürekli beslenen ama hiç test edilmeye imkan tanımayan tek yönlü bir haklılaştırma. Kendinden haklılığın en zehirleyici tarafı, mağdurken zulme meyletme potansiyelidir.

Sistemin başından beri kendiyle yüzleşmeyi erteledikçe bir türlü çözme cesareti gösteremediği etnik, dini, kültürel sorunlardan kaynaklanan sokak hareketliliği, taleplerinin yok sayıldığını, bir türlü çözüm üretilmediğini düşünen kitlelerin maruz kaldıkları aşağılanma ve acının dışa vurumu da benzer tehlikeyi ihtar ediyor. Bizzat mağduriyetten çok, mağduriyet söylemini üretenlerin bu söylemi siyasal amaca taşımaları kaçınılmaz. Bu sosyal ve psikolojik sorunların siyasete taşınmasından doğal bir şey olamaz. Sorun her şeye karşı sorumsuz ve her halükarda haklı ve herkesten alacaklı bir dilin siyasetin yerini alması. Bizzat her tür eleştiriden, ölçüden muaf hale gelme duygusunun gittikçe siyaset yapanlara hakim olması...

Muhafazakâr kitlenin toplumun geneli ile toplumun da bu kesimle ilişkilerinin normalleşeceği bir sırada iktidar sahiplerinin erteledikleri özeleştiriyi hatırlamak yerine, eleştiri oklarını düşmanca birbirine çevirmiş olmaları, ötelenmiş hakikat ölçülerinin bünyede yaptığı deformasyon bu ülkeye bedel olarak döner.. Henüz yolun başında görünen etnik ve sekter farklılıkların, toplumsal muhalefet adına, haklılıklarını mutlaklaştırıp kendi bünyeleri ile beraber topluma da bedel ödetecek kırılmalara meydan vermelerinden korkulur.

Anahtar Kelimeler: Ertelenmiş, eleştiri, öldürür
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İran toplumunun gelecek tahayyülatı (23 Mayıs 2017 - Salı)
PAPA ve Avrupa´nın yön duygusu (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Özgürleştirici efendi modeli (14 Mayıs 2017 - Pazar)
Hindistan´ın dökülen makyajı: Keşmir (04 Mayıs 2017 - Perşembe)
Erguvanlar da yanar (02 Mayıs 2017 - Salı)
Kapitalizmin iğvasına kapılmak (29 Nisan 2017 - Cumartesi)
Ne söylediği önemli (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Bir ‘dil´in açtığı hasar (19 Nisan 2017 - Çarşamba)
Kimyası bozulan insanlık (07 Nisan 2017 - Cuma)
Reklamın sahte gerçekleri (05 Nisan 2017 - Çarşamba)
Batı ile hesaplaşma zamanı mı? (30 Mart 2017 - Perşembe)
Piramitlerin gölgesi (25 Mart 2017 - Cumartesi)
Bir fotoğraf karesinden taşanlar (24 Şubat 2017 - Cuma)
Değişen nedir? (21 Şubat 2017 - Salı)
Seküler çağın sonu (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
Sonlu teorilerin sonu (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
Şehirlerin ahlakı (03 Şubat 2017 - Cuma)
Ayartıcı aydın hazzı (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
Bir radikal portresi (29 Ocak 2017 - Pazar)
Boğaz´dan çıkan Arap Baharı (20 Ocak 2017 - Cuma)
Sistem, avansı geri istiyor (13 Ocak 2017 - Cuma)
Komplo ve umut (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
Amerika neden veto etmedi? (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Parantezi kim, nasıl kapatacak? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Halep öfke hattı (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
En son ne zaman? (04 Aralık 2016 - Pazar)
Yerlilerin işgali (29 Kasım 2016 - Salı)
Amerika´nın dünyaya çevrilen objektifi (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sistemin sinir uçları (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Geleneksel sanat mümkün mü? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
Mahallenin gençlik sınavı (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
Lozan´ın sesi Bağdat´tan gelir (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Filistinlilere -‘apartheid rejimi´ (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
‘Alman vekiller´ kimi temsil ediyor (11 Haziran 2016 - Cumartesi)
Şam ve Ankara´yı yaklaştıran korku (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
Mermerde iz bırakan adam (31 Mayıs 2016 - Salı)
İslamcılık yerel mi, yerli mi? (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
Muhafazakar Makyevelizm (24 Mayıs 2016 - Salı)
Dağa çarpan hakikat gönüllüsü (17 Mayıs 2016 - Salı)
Nil´de zikir çağıltısı (25 Ağustos 2015 - Salı)
“Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Tarih, geçmiş, Ermeni meselesi (21 Nisan 2015 - Salı)
Bir siyasal metafor olarak Lozan (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Yerli olmadan çözüm hayal (27 Mart 2015 - Cuma)
Amerika’nın Netanyahu ile imtihanı (24 Mart 2015 - Salı)
HDP’nin sol ve etnik bagajı (08 Mart 2015 - Pazar)
Bir Özbek masalı (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
Tarihçinin anıları nasıl okunmalı? (10 Şubat 2015 - Salı)
Bir kral öldü diyeler (06 Şubat 2015 - Cuma)
Hak etmek pay kapmak değildir (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Kanın ideolojik debisi (03 Şubat 2015 - Salı)
İhvan şiddet sarmalına girerse... (02 Şubat 2015 - Pazartesi)
İstiklal Mahkemeleri efsanesi (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Avrupa’da Müslümanlar ve sol (29 Ocak 2015 - Perşembe)
Gırnata’da ilk ezan (23 Ocak 2015 - Cuma)
Din ve seküler merhamet (20 Ocak 2015 - Salı)
Öfke derin, fikir vasat (16 Ocak 2015 - Cuma)
‘Fransız kalma’nın dayanılmaz korkusu (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Süreç ve şiddet sarmalı (01 Ocak 2015 - Perşembe)
İki farklı muhalif olma hali (30 Aralık 2014 - Salı)
Ortadoğu`ya “dahil olan” Avrupa (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Noel’in adını koymak (24 Aralık 2014 - Çarşamba)
Rus ‘gazı’na gelmeyelim (20 Aralık 2014 - Cumartesi)
Bölgeye müdahil olmadan dahil edilmek (16 Aralık 2014 - Salı)
Osmanlıca yahut hafıza söküm (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
Alevilik kimin sorunu? (05 Aralık 2014 - Cuma)
Eklemlenmek çürütür (01 Aralık 2014 - Pazartesi)
Havra ve siyasal şizofreni (28 Kasım 2014 - Cuma)
Devlet STK’sı (24 Kasım 2014 - Pazartesi)
Amerika’yı keşfetmenin bedeli (18 Kasım 2014 - Salı)
Müslüman tarihi mi, İslam tarihi mi? (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Türkiye`yi Tunus` parantezine almak (11 Kasım 2014 - Salı)
Kazanan değil kaybeden önemli (10 Kasım 2014 - Pazartesi)
ABD`nin yeni Pearl Harbor`u? (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Değerlerin ikonlaşması (04 Kasım 2014 - Salı)
Ümmet fikri öldü mü? (31 Ekim 2014 - Cuma)
Kobani`den Stalingrad çıkarmak (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (25 Ekim 2014 - Cumartesi)
Bana doğru soruyu sor (24 Ekim 2014 - Cuma)
Süreç ve iki farklı kırılma alanı (16 Ekim 2014 - Perşembe)
`Ben demiştim` demeden (12 Ekim 2014 - Pazar)
Varoluş hükmünü savunuyorum (09 Ekim 2014 - Perşembe)
`Biden sistemi`nin gücü ve zaafı? (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Kredi kartı kadar itibar (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Baas gerçekleştiremedi ama... (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Neo-oryantalizme IŞİD takviyesi (16 Eylül 2014 - Salı)
Bush`un ve Obama`nın 11 Eylül`ü (12 Eylül 2014 - Cuma)
İŞİD’in sosyolojisi (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Euro İslam (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
NATO`nun temel çelişkisi (09 Eylül 2014 - Salı)
Modern kutsallık (05 Eylül 2014 - Cuma)
Almanlar Balkanlara el atıyor! (02 Eylül 2014 - Salı)
Eskiden de böyle miydi? (01 Eylül 2014 - Pazartesi)
Söylemin sosyal maliyeti (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Devletin Müslümanlıkla imtihanı (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Şehir üstüne güzellemeler (26 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü?

Yunus Emre