Yusuf Kaplan


Ekol olacak bir okul nasıl kurulur, kitap nasıl okunur?

Ekol olacak bir okul nasıl kurulur, kitap nasıl okunur?


Bir kötülükten, küresel bir kötülükten bir iyilik çıkardık, hamdolsun. Hem de küresel bir iyilik, bir güzellik: Koronavirüs salgınından birkaç ay önce Sabahattin Zaim Üniversitesi İpekyolu Medeniyet Araştırmaları Merkezi olarak Altunizade kampüsünde rektör hocamız Mehmet Bulut’un tam desteğiyle başlattığımız Medeniyet Tasavvuru Okulu’nu (MTO) koronavirüsten sonra online olarak bir anda 81 vilayetimize ve 62 ülkeye yaydık.

MEVCUT BATILI ZİHİN KALIPLARINI KIRMAK VE AŞMAK...

Türkiye’nin en parlak ilim ve fikir adamlarıyla üç yılda medeniyet fikrini bütün derslerde ilmek ilmek dokuyacak, Batı’dan kölecesine aktarılan, hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan çocuklarımızın zihnine boca edilen akademik disiplinleri ve metodolojilerini tartışacak, sorgulayacak ve zamanla aşacak; bize özgü ilim / bilme, irfan / bulma ve hikmet / olma tasavvurları ekseninde yeniden inşa edecek; böylelikle eşyanın, dünyanın, hâkim zihin kalıplarının, zemin ve zaman idrakinin tasallutundan kurtularak; dünyaya, eşyaya, mevcut zihin, zemin ve zaman kalıplarına tasarrufta bulunacak öncü kuşakları yetiştirecek, 10 yılda 100 yılın tohumlarını ekecek uzun soluklu bir medeniyet tasavvuru yolculuğuna çıktık...

Kendi medeniyet ruhunu kaybetmiş, Batı’yı da derinlemesine kavrama melekelerini yitirmiş epistemik kölelere dönüşen celladına âşık tasmalı çekirgeleri andıran seküler entelijansiya ile uçuruma yuvarlanıyoruz sadece... Kendi medeniyet ruhunu ve dinamiklerini özümsemiş, özgüveni yüksek ama pergellerini bütün medeniyetlere açacak kadar da tevazu sahibi, hakikatin sesi ve nefesi olacak, önümüzü açacak öncü kuşakları yetiştiremezsek, yok olmaktan kurtulamayız, diye haykırıp durdum on yıllardır bu ülkede... Bütün Türkiye’yi, üniversiteleri dolaştım, yarın Allah Teâlâ, “Benim için, hakikat için ne yaptın?”, diye sorduğunda, “Anadolu’nun çocuklarına değdim gecemi gündüz yaparak, çığlığımı onlara ilettim memleketi karış karış dolaşarak” diye cevap verebilecek kadar çırpınıp durdum ve tabii yoruldum.

MTO RUHU VE UMUT KIVILCIMI...

Bu yorgunluklar sonrasında iki ağır hastalık geçirdim. Hamdolsun iyiyim şimdi. Hem de çok iyiyim. Çünkü çığlığımız karşılığını buldu, küre ölçeğinde yankılandı ve çığ gibi büyüdü...

MTO’nun 6 bin talebesi var. Şubat’ta 10 bini bulacak nasipse. Bu ayın sonuna kadar 6 bin makale yazmış olacaklar ve baharda Büyük MTO Talebe Kongresi düzenleyeceğiz; yazılan makaleleri sunacak ve tartışacak talebelerimiz.

Sayı arttıkça kalite düşer normalde. Ama MTO’da sayı arttıkça kalite de artıyor!

Neden peki? Şundan: Hazırladığım 100 Kitap Listesi’nden okunacak kitapları 4-5 ay öncesinden duyuruyoruz.

Bir okul düşünün...

“Diploma çöpe!” diyor.

Bütün dersler, elde defter kalem pür dikkat izleniyor.

Ders olmadığı zamanlar talebe nasıl üzülüyor!

Bir okul...

Talebenin bütün sorunlarıyla ilgileniyor.

Kardeşlik ruhu tesis ediyor.

Herkesi birbirine bağlıyor, tanıştırıyor, kardeş kılıyor, ruh üretiyor, dertlerine ortak ediyor, güzel bir yardımlaşma, dayanışma, paylaşma ve kardeşlik modeli geliştiriyor. Umut kıvılcımı oluyor. MTO ruhu diye bir şey icat ediliyor.

Evet, bir okul düşünün... Okula girme şartı, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Bediüzzaman, Cemil Meriç, İsmet Özel, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Tanpınar, Garaudy, Aliya, Mustafa Kutlu kitapları okumak!

Daha ne olsun!

Böyle olunca da, talebelerin dil zevki, Müslümanca düşünme melekeleri, hâdiselere medeniyet perspektifiyle bakma biçimleri kısa sürede hızla gelişiyor.

Biz önümüzü açacak öncü kuşağı yetiştirecek bir okul kurduk. Bunu ülkemizin en parlak hocalarıyla ekole dönüştürme hedefimiz var, Allah’ın lûtfuyla...

Okul nasıl kurulur sorusunun cevabı Kitap nasıl okunur sorusunda gizli biraz da. Mesele okumak değil. Mesele ilk inen âyetlerde de belirtildiği üzere, Kitab-ı Hakikat’i, Kitab-ı Kâinâtı ve kişinin Kendi’ni okuyabilmesi...

Okumak’tan maksat, bilmek değil, olmak’tır.

Kuru bilgi, zihni dondurur, kalbi durdurur, ruhu soldurur...

Bize zihni açacak ilim, kalbi arındıracak irfan, ruhu kanatlandıracak hikmet pınarları gerek...

Ve ekliyorum: Kitap okumak, bir “temizlik” operasyonudur. Çok kitap okumak mârifet değildir. Mârifet; az ve iyi kitabı çokça okumak, döne döne, dura dura, düşüne düşüne okumak, semâ edercesine, ibadet edercesine okumaktır. Bir kitabı etüt etmektir.

FUAT SEZGİN’DEN “KİTAP NASIL OKUNUR?” DERSİ!

Değerli dost Musa Serdar Çelebi’nin oğlu, samimiyetin, hakikat aşkının güzel timsali Mehmet Çelebi kardeşimin, ekol olmuş rahmetli Fuat Sezgin Hocamızla ilgili nefis bir hatırasını paylaşacağım burada sizlerle. Kitap nasıl okunur, sorusunun cevabı, bundan güzel verilemezdi herhalde:

“Bir gün enstitüye geç vakitte gelmiştim. 16.oo sularıydı. Kış günüydü. Koca enstitüde hocam ve iki araştırmacı vardı. Işıklar loş bir şekilde yanıyordu. Karanlık bir odada hocam bir kitaba dalmıştı. Nazikçe kapıyı tıkladım. Hocam bir tepki vermedi. Sessizce kendisine seslendim; yine tepki alamadım. Bir adım attım masasına doğru ve tekrar seslendim. Hocam kitabı iki avucu arasına almış, sanki harfleri teker teker seçercesine gözleriyle satırlar arasında hızlıca akıp duruyordu. Haddimi aşarak biraz daha sesli bir şekilde seslendim. Tepki yoktu. Bu sefer korkmaya başladım. En son yanına yaklaştım ve elimle omzuna dokundum hafifçe. Bir an ürktü ve ‘Mehmet!’ diye seslendi. Çok mahcup olmuştum. ‘Ne zamandan beri buradasın’ dedi sessizce. ‘Hocam 2-3 dakikadır, kusura bakmayın bir an endişelendim’ dedim. ‘Sen hiç kitap okudun mu?’ diye sordu. ‘Okudum hocam’ dedim, ‘Sen kitap okumadın hayatında Mehmet. Kitap okumak ibadet gibidir. Allah’ın rızasını kazanmak, ilim yapmak için okuduğun zaman okumuş olursun bir kitabı. Tıpkı namaza durduğun gibi kendini etrafında olan bitenlerden arındırır, kitabın ruhuna verirsin. Ve tıpkı namaz kılan insana seslenmediğin gibi kitap okuyan insana da seslenmezsin. Bir kenara geçer onun ibadeti bitene kadar beklersin’ dedi. Utancımdan ne yapacağımı şaşırdım. Hafif tebessüm etti, ayağa kalktı ve ensemi şefkatle kavradı. ‘Nasihat ediyorum. Üzülmüyorsun değil mi? Size kitap okumayı unutturdular. İnşallah sizin nesliniz yine Kitap okuyan nesil olacak Mehmet. Milletin ve İslam âleminin âkıbeti buna bağlı’ dedi.”

Yeni Şafak gazetesi 24 Ocak 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.