Ed-din ve din: Ya da vahyî din, neden beşerî; “beşerî din”, neden beşerüstü görünür?
Tarih: 25.5.2019 00:00:03
Yusuf Kaplan

Din, hayattır. Dinin hayatı ise, hakikat. Hayat, hakikatle kâim ve dâimdir. Hakikat yoksa, buharlaşmışsa, din de, hayat da yok olmaya mahkûm, demektir.
DİN, HAYAT VE HAKİKAT
Din, hayat ve hakikat ilişkisini en iyi kavrayan düşünürlerin başında Nietzsche gelir. O yüzden Nietzsche, Batı´da ve başka medeniyet coğrafyalarında din ve hayat ilişkisinin kazısını yapmış, yalnızca İslâm´ın hayatı öldürmediğine, diri tuttuğuna dikkat çekmiştir.
Hayat, hakikatin şifrelendiği yerdir. Hayatı şifreleyen kaynak da, hayatın şifrelerini çözen kaynak da din´dir.
Burada “din” derken -seküler veya kutsal- herhangi bir inanç biçiminden sözetmiyorum. Bizzat Kur´ân´da zikredilen “ed-din”den sözediyorum.
“Ed-din”in kaynağı, ilâhîdir: Alemlere yüce bir makamdan gönderilen bir “kaynak”tır “ed-din”. Alemlerde şifrelenen alametlerin ilmini hem tarif eden, hem de talim ettiren bir beşerüstü kaynak: Yegâne hayat menbaı, arı-duru, su katılmamış hakikat pınarı.
FARK
Kur´ân, “ed-din”in İslâm olduğunu vaz´eder. Dolayısıyla bu anlamda “din”, sadece ve sadece İslâm´dır. Vahyî din, kaynaklarıyla, peygamberleriyle, sunduğu hayat hakikatiyle ve hakikatin hayatına dâir haritalarıyla beşerötesi bir “yer”den “rahmet eseri” olarak gönderilmiştir.
Vahyî din´in dışındaki dinlerin hepsi beşer hayalinin mahsûlüdür.
Vahyî din´le diğer dinler arasındaki farklılık, derece farklılığı değil, mahiyet farklılığıdır.
Beşer hayalinin mahsûlü dinlerle beşer zihninin mahsûlü düşünce sistemleri arasındaki farklılık ise mahiyet farklılığı değil, derece farklılığıdır. Beşer hayalinin mahsûlü dinler de, beşer zihninin mahsûlü düşünce sistemleri de, beşerîdir nihayetinde.
BEŞERÎ DİN, KENDİSİNE NEDEN KUDSİYET ATFEDER?
Beşerî dinler de, beşerî düşünce sistemleri de, aslında kendilerine kudsiyet atfederler. Beşerî dinler, bu kudsiyeti açıkça, beşerî düşünce sistemleri ise örtük olarak atfederler kendilerine. Her şeyi açıklama gücüne sahip olduklarını iddia etmeleri kendilerine kudsiyet atfetme çabasının bir neticesidir.
Burada sorun şu: Kudsî bir kaynaktan gelmedikleri hâlde beşer ürününün kudsîleştirilmekten kaçınılmamasının bir nedeni olmalı. Peki nedeni nedir bunun?
Elbette ki, insanın kudsî bir varlık olmasıdır. İnsan, Yaratıcı´nın insana kendi ruhundan üflediği bir varlıktır.
VAHYÎ DİN, NEDEN BEŞERÎ; BEŞERÎ DİN, NEDEN BEŞERÜSTÜ GÖRÜNÜR?

Vahyî din´le, beşer mahsûlü din ve beşerî sistem arasındaki ilişkilerde ilginç paradokslar var.
Vahyî din, aslında “beşerî”dir; yani doğrudan beşerî / yaratılmış olana hitap eder ama ilâhî / beşerötesi bir dille ve kaynakla. O yüzden hayat sunar, ruh üfler hayata: Kendine güveni tam olduğu için de, rahattır.
Beşer mahsûlü dinler ve düşünce sistemleri ise, sanki beşerüstüymüş gibi hareket ederler. Beşeri, beşerin ürettiği, kendilerini kutsayan bir dille ezerler. Ve bundan kaçınmak da pek mümkün değildir. Çünkü hayatı ve hakikati açıklama iddiasından vazgeçemezler. Kendileri, söylemleri ve eylemleri açıklanmaya muhtaçken, hayatı ve hakikati açıklama iddiasına sahip olmak, insanı ezecek, hayatı ve hakikati yok edecek bütün yapı taşlarını döşemekle sonuçlanır.
AÇIKLAMA VE BEYAN
Oysa vahyî din, beşere hitap eder ve beşere hitap eden elçilerin hepsi de beşerdir. Peygamberler, eşyanın, hayatın ve hakikatin ne olduğunu açıklayan kişiler değil, beyan eden, tebliğ eden, bildiren kişilerdir.
Açıklama ile beyan arasındaki fark ontolojik bir farktır. Açıklayan, yalnızca açıklananı da varedendir. Peygamber / elçi ise, açıklananı açan, açımlayandır. Yani âyette Efendimiz´e hitaben buyurulduğu üzere, “senin görevin sadece sana söyleneni anlatmaktır.”
O yüzden, peygamberimiz, “rahmet”tir. “Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.”
İNSAN VE DİNİ: İNSANIN SERÜVENLERİ, DİNİN GÖRÜNÜMLERİ
Dikkatli okuyucunun dikkatini çekeceği üzere, burada Yaratıcı ile insan arasındaki ilişkiler bahsinde, Kant´ın antinomi / “çelişki” ilkesine benzer bir paradoksla karşı karşıyayız.
Şöyle ki: Vahyî din´le, dolayısıyla vahyî din´in sahibi Yaratıcı´yla insanın ilişkisi, ilk bakışta pasif / edilgen bir ilişkiymiş gibi görünüyor. Beşerî dinler ve düşünce sistemlerinin insanla ilişkisi, insana biçtiği rol ise yine ilk bakışta aktif / etken bir ilişkiymiş gibi.
Ama biraz yakından bakıldığında sonuç itibariyle tam tersi bir durumun geçerli olduğunu görmekte zorlanmayız ve bir anda gözlerimizin faltaşı gibi açıldığını görürüz.
İnsan, vahyî din´in sahibi Yaratıcı´ya kendisi bir yaratılan olarak yaklaştığında, irtibata geçtiğinde, Yaratıcı´nın bütün isimleri ve sıfatları insana geçer, insanda tecellî eder. İnsan, teslim olduğu zaman hayata kavuşur, hakikate erer, kendine gelir ve başka hiçbir beşerî çabayı, söylemi, eylemi, kişiyi, nesneyi putlaştırmayacak yani onlara boyun eğmeyecek bir noktaya ulaşarak tam anlamıyla özgürleşir. Asalet, vakar ve hakikatle donanır.
Öte yandan, beşerî dinlerin ve düşünce sistemlerinin insanla ilişkisi, esas itibariyle insanı tanrılaştıran, ama bu tanrılaştırma işlemiyle insanı da, tanrıyı da karikatürleştiren bir ilişkidir. Ontolojik bir şiddettir bu.
Faturası, hem ontolojik hem siyasî hem de sosyal bir felâkettir: Araçların, insanın önüne geçmesi, insanın araçların kölesine dönüşmesi, dolayısıyla dünyanın cehennemin eşiğine sürüklenmesi yüzyıldır...
Özetle, vahyî din, fıtrata, yaratılış özü´ne hitap eder. Hakikatin fıtratta gizli olduğunu, hayatın hakikatle kâim ve dâim olduğunu söyler. Fıtratın olmadığı yerde hakikat, hakikatin olmadığı yerde ise hayat çöle döner, biter, der.
Beşerî din ve düşünce sistemleri ise, her ne kadar yaratılışın ya da eşyanın özüne hitap ettiklerini söyleseler de, fıtrat fikri olmadığı, sâbite / mutlak fikrine karşı oldukları, bu nedenle de değişkenleri sâbite katına yükseltmekten, mutlaklaştırmaktan ve insanı mutlak sahte´ye mahkûm etmekten kurtulamadıkları için bu mümkün değildir.
Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
İyilere dost olki; kötülerden emin olursun.

HZ.OSMAN (R.A)
Bir deve kuşunun hızı saatte 70 km´ye ulaşabilir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59