D. Mehmet Doğan


DUYGU NEYİ DELDİ? 

Cevap: Bağrımızı deldi! Vicdanımızı delik deşik etti! 


 

Cevap: Bağrımızı deldi! Vicdanımızı delik deşik etti! 
Duygu’lar duygu dünyamızı şiddetle sarsmaya devam ediyor. Son cinayet tam mânasıyla bir “duygu cinayeti”. 
Eğer bu cinayetse, sosyal bir cinayet; eğer intiharsa, sosyal bir intihar. 
Kadın ve erkek tasavvurlarımız nasıl bir deformasyona maruz kaldı, iki cins arasındaki ilişkilerle ilgili yönelimlerimiz nasıl tutarlılık çizgisinden çıktı ve öldürücü bir mahiyet kazandı? 
Duygu’yu evlendirmek isteselerdi, bu suçtu; yaşı tutmuyordu… 
Evlilik karşıtı lobi hemen harekete geçer, iki tarafı da ölmeden beter hale düşürürdü. 
Bunun adı “çocuk evliliği” olurdu. 
“Çocuk gelin” tantanası alır yürürdü. 
Duygunun eşinin olması, evinin olması, yuva kurması, adresinin belli olması suç; “erkek arkadaşı”nın olması, belirsiz adreslerde bulunması, (gâvurcasını yazalım: Garsoniyerde olması) mesele değil! 
İşte bu mesele olmayan şey, bir an geliyor ki, cinayet oluyor! 
Duygu hukuk nezdinde hâlâ “çocuk”tu. Çocukluk çağının sonunda, ergenlik döneminde. Hayatın belki de en zor ve karmaşık zamanı. Aklın hükmünün yürümediği, başta kavak yellerinin estiği bir dönem.  
Hukuk, her şey için onun “reşit” olmasını bekliyor. O reşit olmayı bekleyemiyor. Ve rüşt yaşına gelmeden ölüme gidiyor. 
17 yaşındaki bir çocuk yeni bir okula kaydolmak istese, velisi olmadan bunu yapamaz. Bir gayrimenkul edinmek istese, bir araba sahibi olmak istese, velisi olmadan bu mümkün değil. 
Bankada adına hesap açılsa, bu hesaptan para çekemez. Miras kalsa alamaz. 
Ehliyet almaya kalkışsa: Vermezler! 
Seçim sandığına gitse, geri çevirirler. 
Bu cinayette ailenin-ailelerin, hatta toplumun sorumluluğunu tamamen görmezden mi gelmeliyiz? Eğer aile âciz kalıyorsa, aileyi âciz düşüren sistemin, zihniyetin sorumluluğunu ne yapacağız? 
Aile çocuğunu okula kaydettirirken kılık kırk yarıyor. Okullardan okul beğeniyor, öğretmenlerini araştırıyor. Fakat onun hayatını etkileyecek seçimleri konusunda bir şey yapamıyor. 
Biz insanı yaşatan değerlerimizi ne çabuk çöpe attık? Ebeveyn çocuklarının fiillerinin ahlâkiliğinden sorumlu olmayacak mı? 
Katil şüphelisininin/zanlısının sözleri yakıcı: “Geride üç yıllık bir ‘ilişki’ var!” Yaş on dört: Bir, iki, üç ve dalya! Araya bir fâsıla girmiş ve ikilinin yan yana değil, peşpeşe girdikleri apartımanda ilişki ölümle bitmiş. 
Dikkat edin, oğlan kızı babasının evine götürmüyor! Cinayet işleyeceği “in”e götürüyor. Ve bu gidişe kimse “dur” diyemiyor! 
Vicdanı hayatımızdan çıkardık, sözlüklerde unuttuk! Biten bir çocuğun hayatı ve çocuğun rüşd yaşına erişmesini tanzim edemeyen herkes sorumlu!
 
Toplumdaki değer kaybının bu cinayetteki rolünü görmezsek, artan oranda Duygu cinayetleri ile karşılaşacağız, cinayeti bir kişiye yükleyeceğiz, böylece ferahlayacağız ve bu cinayetlerdeki rolümüzü görmezden gelmeye devam edeceğiz. 
Bu sürdürülebilir bir tavır olabilir mi? 
Karar Gazetesi 20 Ağustos 2020 tarihli yazısının iktibasıdır