Yusuf Kaplan


Dünyayı estetize, ayartıcı yöntemlerle aptallaştırıyorlar!

Dünyayı estetize, ayartıcı yöntemlerle aptallaştırıyorlar!


 

Amerikan seçimleri, dünyanın nereye gidebileceğini göstermesi bakımından çok iyi bir laboratuvar işlevi görüyor ama görebilen gözler için elbette.

Amerikan seçimlerinin sonuçlarından söz etmiyorum burada, Amerikan seçimlerinin bu şekilde sonuçlanmasına yol açan “gizli el”in gerçekleştirdiği operasyondan söz ediyorum.

Komplocu damgasını yiyeceğim; ama burada bütün dünyayı sirayet edecek, hem öncelikle Amerika’yı, sonra da bütün dünyayı aptallaştıran bir operasyon var. Sadece Amerikalıları değil bütün dünyayı köleleştiren bu medyatik operasyonu deşifre etmek, kodları çözmek ve sonra da kodlarını kırmak zorundayız.

Amerika’da görünüşte demokrasi var; görünüşte bir hukuk devleti var ve bütün demokratik kurumlar, bu hukuk devletinin belirlediği kurallar içinde tıkır tıkır işler...

İşte bu büyük bir illüzyon, büyük bir yanılsama.

Gerçekte, başka bir mekanizma işler Amerika’da da, küresel dünya sisteminde de.

“GÖRÜNMEYEN EL”DEN “GİZLİ EL”E...

Adam Smith’in Tanrı’sı bir “görünmeyen el”. Dinlere, dinlerin Tanrı fikrine doğrudan göndermede bulunarak telaffuz ettiği modern dünyayı sürükleyen, yaratan tanrısal güce sahip gücü “görünmeyen el” dediği, ekonomiydi, ekonominin işleyişini sağlayan mekanizma belki de. Görünmeyen ama mekanik işleyen devâsâ bir ağ bu.

Tanrı rolünü oynayan karmaşık bir makina açıkçası; ekonomik, sosyal ve politik mekanizmaları şekillendiren bir “gizli el”.

“Görünmeyen el”in “gizli el”e dönüşmesi, kaçınılmazdı.

Bu “görünmeyen el” kapitalizmin itici gücü, tanrısı, para ve güç mekanizması. Kendine özgü bir insan tipi icat etti ya da üretti: Homo-economicus. Ekonomik-İnsan yani.

Modern ulus-devletler icat edilmişti, ruhları da icat edilmiş yapay ruhlardı; dolayısıyla hakîkî bir ruhu yoktu modern-ulus devletlerin. Modern dünya, ekonomik-insanı varetti; o da kendisini vareden dünyayı yok etti, paçavraya çevirdi; hem bütün kurumlarını işlevsizleştirdi, felsefesini yerle bir etti hem de insanın bizatihî kendisini.

Bu kaçınılmazdı.

İCAT EDİLEN BİR ÜLKE: AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

İşte Amerika tam da böyle bir ortamda icat edildi; doğdu değil, icat edildi.

Avrupa ulus devletleri birbirinin boğazına çökmek üzereydi. 19. yüzyılda, neredeyse bütün yüzyıl boyunca Marx ve Engels’in “komünist devrim” coşkusuyla hatırlattıkları gibi bir karanlık bulut, bir heyulâ, terör havası estirdi bütün Avrupa kıtasının Batı yakasında.

Ulus-devletlerin sonu gelmişti. Amerika, o yüzden “supra-nastional” / ulus-üstü, federal bir devlet olarak kuruldu. Amerika’yı kuran bir ruh yoktu; rüya vardı: Ruh, manevî bir güçtü; Amerikan rüyası, zengin olma hayali, köleliğin bir başka formu olan hız, haz ve ayartının kölesi olmayı özgürlük diye sunan, sığ bir özgürlük beklentisiydi.

Tevarüs ettiği, bütün zorluklara göğüs germesini sağlayacak, ülkeyi her tür maddî kaygının ötesinde birbirine kenetleyecek bir geçmişten gelen, hayatın her alanına kök salmış bir Ruhu yoktu Amerika’nın.

Amerikan rüyası denen şey, ekonomik insanın dünyanın, maddenin kölesi olması, maddenin tasallutuna maruz kalmaktan kurtulması demekti. İnsan olarak ruhunu yitirmesi, makinalaşması, robotlaşması, zamana ve mekâna tasarrufta bulunmak şöyle dursun, zamanın ve mekânın tasallutuna (üstelik de ayartıcı, hız, haz verici yöntemlerle, estetize biçimlerle) maruz kalmasıydı.

Amerikan ruhu olmadı hiç bir zaman. Amerikan rüyası oldu; önce ayartan, sonra kendisine köle yapan, özgürlük iddiasıyla yola çıkıp insanı kölesi hâline getiren özgürlük simülasyonları, sığ, sahte, yüzeysel özgürlük biçimleri, ruhsuz bir insan, ruhsuz bir dünya, ruhsuz bir makina.

DÜNYANIN APTALLAŞTIRILMASINA “DUR!” DENİLMEZSE...

Bu insan tipinin bırakınız özgür olmasını, yaşadığından, iradesini ve zekasını koruduğundan bile söz etmek çok zor.

Amerika, “gizli bir el” tarafından hızla, hazla ve tam gaz aptallaştırılıyor...

Amerika’da seçim olmadı, medya darbesi yapıldı. Amerika’yı köle gibi kullanan, kullanım tarihi bittiğin katar verildiği zaman ülkeyi terkedecek bir gizli el, bir adamı şeytanlaştırarak tahttan indirdi, bir başka içi geçmiş bir türü de tahta yerleştirdi.

Biri, birileri, Amerikalıları da, dünyayı da fena hâlde aptallaştırıyor.

Buna, dünyanın aptallaştırılmasına “dur!” denilmezse, Amerika’da yaşanan bu karmaşık, sofistike, ayartıcı yöntemlerle gerçekleştirilen medya darbesinin başka kıtalarda, ülkelerde ve bu arada bizim ülkemizde de tekrarlanacağını hatırlatmak isterim.

Yeni Şafak Gazetesi 20 Kasım 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.