“Doğrusu nedir?”
Tarih: 3.6.2017 12:39:48 / 1685okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Son günlerde –ben dahil- bazı dostlar, ‘dindarlık-ahlâk ilişkisi´ne ve bazı İslâmî çevrelerin dindarlık anlayışlarına dair eleştirel yazılar yazdık; dindarlarımızı sorguladık; hatta biraz da suçladık. Bu arada bir meslektaşımızın yaptığı anket sonuçları üzerinde de duruldu. Sunumunda benim de bulunduğum ankete göre “Dindar olmadan da ahlâklı olunabilir mi?” sorusuna halkımızın % 70.1´i “Evet, olunabilir” cevabını vermiş. Bir açıdan bakıldığında dindarlık oranının hayli yüksek olduğu bir toplumda böyle bir sonucun çıkması dolayısıyla da dindarlık anlayışımız sorgulandı.
Ama meselenin başka bir tarafı daha yok mu?
Bu eleştirilerden biri ve bence en önemlisi şöyle: “Üç şapkalı dindar olunmaz; işine geldiğinde laik hukuk, işine geldiğinde müftünün veya fıkıh âliminin fetvası, o da olmadı efendi hazretlerinin işareti… Böyle dindarlık olmaz; bu ahlâkî değil.”
Tamam, bu doğru; ama dinini ve ahlâkını bir arada yaşamak, yani ahlâklı bir dindar olmak isteyen insanlar da şu soruyu sormakta yerden göğe kadar haklıdırlar:
“Peki, hocam; anladım; üç suratlı olmak ne dine, ne de ahlâka, hatta ne de insanlığa yakışır. O zaman bana, içinde yaşamam mukadder olan bu çağda, bu şartlarda, iki yüzlülüğe düşmeden doğru dürüst dindar olmamın yolunu göstermen gerekir. Nelerin yanlış olduğunu söylüyorsun; o zaman doğrusu nedir? Onu da söylemelisin.”
İşte burada top gezdiriyoruz... Ama bu haksızlık… Hem adama yanlış yaptığını söylüyorsun hem “Doğrusu nedir?” dediğinde “Bazı sebeplerden dolayı onu ben söyleyemem” diyorsun. O zaman meydan, “Bu çağı bırak, dine bak” / “Dini bırak, bu çağa bak” / “İkisini de idare et” diyenlere kalıyor.
***
Daha önce de bir yazımda üzerinde durmuştum: Fıkıh mirasımızda geçmişi çok eskilere, an az bin küsur sene öncesine dayanan bir hiyel kültürümüz var ve bu kültür durup dururken ortaya çıkmamıştır. Bu kültür, hicrî II. yüzyıldan itibaren katılaşmaya başlayan, üstelik zaman geçtikçe hacmi kabaran lafızcı-dogmatik anlayışın ortaya çıkardığı kaçınılmaz bir gerçekliktir ve aslında –herkesin kenarından dolaştığı, öyle olduğu için de yüzyıllardır paçamızı kurtaramadığımız- asıl sorun da buradadır.
***
Özellikle son üç yüz yıldan beri gelişen bilim, daha önce misli görülmemiş yeni şartlar oluşturmakta, bireylerin ve toplumların hayatına yeni imkânlar sağlamakta, bu da kaçınılmaz olarak bireyin ve toplumun hayatında baş döndürücü bir değişime yol açmakta, öyle olunca eski elbiseler yeni bedenlere dar gelmektedir. Sanırım bunun aksini kimse iddia edemez; bu, insanlar istediği için böyle değildir; verili bir gerçekliktir; din diliyle ‘sünnetullah´tır.
İşte böyle bir çağda toplumların ve kurumların, değişimin ortaya çıkardığı masum ihtiyaç ve taleplerine göre, ahlâk ve kamu yararı eksenli makâsıd ve mesâlih gibi ilkeleri esas alarak, dinî birikim içinde şekillenmiş normları güncellemezseniz, o taktirde bunun ortaya çıkaracağı sadece iki sonuç olacaktır: Ya insanlar o normların, önlerini tıkadığını görünce seküler dünyaya geçecekler; ya da –yukarıda belirtildiği gibi- “iki, hatta üç ayrı meşruiyet ölçüsü” ve “iki, üç ayrı kişilik” geliştiren, hangi kişiliği ile karşımıza çıkacağını kestiremeyeceğimiz “Müslüman” tipi oluşturacaktır.
Üzülerek belirtelim ki, günümüz İslâm toplumları bu sorunu iliğine kadar yaşamaktadır ve bunun sorumlusu eleştirdiğimiz dindarlar değildir; baş sorumlu din âlimleri, uzmanlarıdır.
Yerinde çakılıp kalmış bulunan dinî anlayışımız yüzünden İslâm ümmetinin son üç asırdır yaşadığı sıkışmışlığı ve bunun dinimize, medeniyetimize, ümmetimize verdiği zararları, yıkımları göre göre daha ne kadar top gezdireceğiz?

Anahtar Kelimeler: Doğrusu, nedir
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
‘Daha az daha çoktur´ (23 Şubat 2018 - Cuma)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
Gündemdeki konu: İslâmcılık (16 Mayıs 2017 - Salı)
‘Tekbir´ (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Çatışma dili saygı dili (07 Nisan 2017 - Cuma)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Katı taş olsan, mermer kesilsen bile bir gönül sahibine ulaştın mı inci olursun."

MEVLANA (R.A)