D. Mehmet Doğan


Dil toprağını kaybediyoruz!

Dil toprağını kaybediyoruz!


 

Dil konusu, ülkemizde bir türlü görünür gündem olmayan sürekli gündemdir!
Günlük dil, konuşma dili, yayın dili, yazı dili, eğitim-öğretim dili, ilim dili, edebiyat dili…Bunların encamı hakkında konuşan yazan pek olmaz. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk TYB Akademi dergisinde Enes Kala’nın sorularını cevaplamış. Bizde Millî Eğitim bakanları böyle dergilerle filan pek uğraşmaz; önceki örneklere bakarak söylüyoruz. Elbette istisnalar da var. Bakan Bey’in bu konuyu önemsediği cevaplarından da anlaşılıyor. 
Tabiî geçmişte dille, türkçeyle uğraşan bakanlar da olmuştur. Bunların en meşhuru Hasan Âli Yücel’dir. Kendi klasiklerimiz daha Latin harfleriyle yayınlanmamışken (mesela Safahat’ın dahi Latin harfli baskısı yoktur o sıralar) Batı klasiklerini devreye sokan ve batı dillerinden 1200’den fazla tercüme eserin yayınlanmasını sağlayan bir bakandan söz ediyoruz. Bugün 1940’larda yapılan tercümeleri okuyanlar hiç bilmedikleri “öztürkçe” kelimelerle karşılaşırlar. İşte o zamanın tercüme dili, bugün tercümeye muhtaçsa, devrin bakanının dil siyaseti yüzündendir. 
Yakın zamanda dili mesele edinen bir bakan vardı! İki binli yılların başında, son Ecevit hükümetinde bakanlık yapmıştı (Metin Bostancıoğlu). İşte onun döneminde, Talim ve Terbiye Kurulu birçok kelimenin ders kitaplarında kullanılmasını yasakladı. Bizim tesbitimize göre, bu kanundışı iş şöyle yapılıyordu:
Talim ve Terbiye, ders kitabı, yardımcı ders kitabı, tavsiye kitap konusunda önlerine gelen kişileri çağırıyor ve sözlü olarak tebliğ ediyor: “Senin kitabında şu şu kelimeler var, bunları şunlarla değiştireceksin, yoksa kitabın geçmez!” Onlar da içleri kan ağlayarak, gereğini yapıyor! Yoksa ekmeklerinden olacaklar! Al parayı, ver kelimeyi! 
Resmiyete dökmeme, iz bırakmama esasına dayanan, tam işgal kuvvetleri uygulaması! Bu konu o zaman birkaç defa, Meclis’te dile getirildi. Bazı milletvekilleri yazılı soru önergesi verdi. Milli Eğitim Bakanı da 26.11.2001 tarihli yazıyla bunu cevapladı. Türkçede “inkâr yiğidin kalesidir” diye bir söz var. “Bakanlığımız, Türkçede halen kullanılmakta olan hiçbir sözcüğü yasaklamamıştır.” 
Demek ki bizim yasak olduğunu tesbit edebildiğimiz şu kelimeler türkçede halen kullanılmıyormuş: Asır, Bahtiyar, Câhil, Devir, Devre, Esir, Fakir, Felaket, Fert, Fiil, Fikir, Hakikat, Has, Hâtıra, Hatip, Hayat, Haysiyet, Hiciv, Hukuk, Hür, Hürriyet, Istırap, İdrak, İlim, İmla, İsim, İstiklâl, Kabiliyet, Kafiye (uyak), Kanun, Karakter, Kısım, Mâna, Mâzi, Medenî, Medeniyet, Mekân, Memleket, Meşhur, Mısra, Millet, Millî, Milliyetçi, Milliyetçilik, Muamele, Nakarat (kavuştak), Nakletmek, Nesil, Nesir, Nutuk, Örf, Sun’i, Şahıs, Şema (örgü), Şive (ağız), Tabiat, Tabiî, Tasvir, Tavsiye, Tecrübe, Teferruat, Tenkid, Terbiye, teşkilat, Unsur, Vasıf, Vasıta, Vatan, Vezin…
O günlerde aynı bakan Hürriyet’te, bir haber yayınlattı. İşte o haberde şöyle deniyor: “Eğitimde çığır açacak bir reformun temelini, batı ve doğu dillerinden yabancı kökenli sözcüklerin kullanımına yasak getirerek atan bakanlık”. “Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler!” 
“Batı ve doğu dillerinden yabancı kökenli kelimelerin!” denildiğine bakmayın, hiçbir batı dilinden gelen kelime yasaklanmamış ama, bizim bin yıllık kelimelerimiz, artık her şeyiyle bizim olmuş kelimeler yasaklanmış. O zaman bu bakanın yalanını ortaya çıkarmak için işin peşine düştük. Meğer bu konuda bir genelge varmış. Yasak 24 Ağustos 2001 tarihli genelgeye dayanıyormuş! Sonunda bu yazıya da ulaştık!
Aradan neredeyse 20 yıl geçti, bugünkü Millî Eğitim bakanımız “gençlerimiz Yunusların, Karacaoğlanların, Bâkilerin, Fuzulilerin, Mehmed Âkiflerin, Yahya Kemallerin, Ziya Gökalplerin diliyle konuşacak” diyor…
Buna ancak seviniriz. Fakat tecrübelerimiz şunu gösteriyor ki, Bakanlığın bürokrasisi kendi dilini dayatıyor ve türkçe öğretim sisteminde geriliyor.  
Yunusları, Karacaoğlanları, Bâkileri, Fuzulileri bir kenara bırakalım. Bunlar çoktan çocuklarımızın ulaşabildiği edebiyatçılarımız olmaktan çıkarıldı. Bu birinci safha idi. 2. Safhada ilk dönem Cumhuriyet edebiyatı gençler için anlaşılması güç bir alan haline geldi. Necip Fazıl’ı, Nazım’ı, Peyami Safa’yı, Tanpınar’ı, Kemal Tahir’i, Tarık Buğrayı kolaylıkla anlayamayan bir nesil yetişmeye başladı. Şimdi 3. Safhadayız.  Cumhuriyetin ikinci nesil edebiyatçıları da anlaşılmaz hâle geliyor…
Dil toprağımızı hızla kaybediyoruz. Toprağı aşındırılan, kelimeleri unutturulan ulu ağaçlar yavaş yavaş kuruyor! Bu erozyonu ancak eğitim sisteminde köklü tedbirler alarak durdurabiliriz!
Karar Gazetesi 23 Haziran 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.
 



YAZARLAR