İbrahim Kaya


Dijital Esaret

Dijital Esaret


Hayatın hemen her alanına sirayet eden gelişmelerin olduğu ve sınırların zorlandığı çok ilginç günlerden geçiyoruz. Ekonomik, siyasî, coğrafik, sosyolojik, psikolojik bir değişim ve dönüşüm var. Güçlü olup, gelişmeler karşısında doğru tavrı alanlar ayakta kalacak gibi görünüyor. Hem fert hem toplum hem de devletler için geçerli bir durum bu. Ülkemizin bu sürece hazırlıklı olduğu yönündeki inancımız tamdır.

Yarınlar daha da güçlü bir TÜRKİYE görecektir.

İnşallah.

***

Küresel sosyal medya şirketlerinin dünyayı esaret altına alma ve yönlendirme yoluna girdiklerine şahit olmaya başladık bugünlerde. Dijital diktatörlük kuruyorlar kendilerince. Bu durumun dünyanın gidişatı için çok büyük bir tehlike arz ettiği geç de olsa fark edildi. Büyük, küçük ayrımı olmaksızın bütün ülkeler her an bu tuzaklarla karşı karşıya kalabilirler.

Bahsi geçen şirketlerin kafalarına  göre suç ve suçlu belirledikleri gözlerden kaçmıyor. İstediklerinin paylaşımlarını hızla yayıyor, istemediklerini hemen engelliyorlar. Çok yakın bir geçmişte ülkemizdeki şiddet olaylarını nasıl desteklediklerini gayet iyi hatırlarsınız. Günümüzde durum çok da fazla değişmiş değil aslında. Donald Trump, şiddete teşvik etti de -malumunuz hesapları kapatıldı- ülkemizdeki sokak olaylarını başlatanlar, ateşini körükleyenler çiçek mi dağıttı? Neden hesapları hâlâ aktif durumda?  Aklı başında her insan bunu sorgulamalı. Zira hesaplar başka.

Bütün bunlar yaşanmışken ve tekrar etme ihtimali de varken niçin Amerikan ve Rus yapımı şirketlere teslim ediyoruz bütün hafızamızı anlamak çok zor. 

Dijital esaretten ne yazık ki kurtulamadık. 

Devlet olarak geliştirdiğimiz yerli ve millî bir haberleşme ağımız niye yok diye sormadan geçemiyor insan. Şimdiye kadar alternatif geliştirmeliydik sanırım. 

Sosyal medya ağlarının birinden diğerlerine âdete kavimler göçü başladı bugünlerde. Kapısına gidilen, terk edilenden çok mu güvenli ve bizden? 

Bilen yok!

Başımıza bir şey gelmeden önce gerekli tedbirleri almayı bir türlü öğrenemedik maalesef. Bir sorunla karşılaşıyoruz, sonra çözüm için harekete geçiyoruz. Oysa ‘göz o ki dağın arkasını göre, akıl o ki başına gelecekleri bile' olmalı değil mi? Güçlü devlet aklı bunu gerektirir kanaatimce.

Geç kalmış değiliz tabiî.

TÜBİTAK, yerli ve millî bir haberleşme ağının en iyisini yapabilecek bir kapasiteye ve donanıma sahiptir, diye düşünüyorum. Devlet kurumları arasındaki yazışmaların -hızlı olsun diye- çoğu zaman bu yabancı kaynaklı ağlar üzerinden yapıldığı düşünülürse tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkacaktır.

Karada, havada, denizde esaret zincirlerini bir bir kırdığımız bir dönemde yabancı şirketlerin dijital dünyasının esiri olmak iyi bir durum olmasa gerek. Ağ merkezinin ülkemizde olduğu, kontrol edebileceğimiz yerli  ve millî bir sosyal medyamız büyük bir gerekliliktir. 

Elimizi çabuk tutup bunu en kısa sürede gerçekleştirmeliyiz. 

***

Devlet-millet olarak geçmişte defalarca yaptığımız gibi bugün de yapılan dayatmaları ve planlanan büyük oyunu bozabiliriz.

Bizim hayatımız bizde kalsın.