Devlet ve şahsiyet
Tarih: 19.1.2017 08:52:44 / 299okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

Derrgâh dergisini çıkarırken geçen yıldan bu yana hemen her sayının başında birkaç cümle ile de olsa ülkenin en hassas konusunun anayasa olduğunu, “toplum sözleşmesi”nin nasıl yapılacağını defalarca vurgulamış; bu meselenin bir an önce tartışmaya açılmasını istemiştim.

Ülke gündemi buna izin vermedi. İş bugünlere kaldı. Tartışmalara değil de, esasen devletin temeli için, belki bu açıdan anayasa için bize ufuk açacak bir yazı var. Merhum Nurettin Topçu´nun “Ahlâk Nizamı” kitabı içinde yer alan “Devlet ve Şahsiyet” başlıklı yazı.

Bu yazıdan bazı alıntılar yaparak, ona bazı ilavelerde bulunarak ve şu sıralar siyasilerin meseleyi bu açıdan görmelerini umarak bu yazıyı yazıyorum.

Ahlâk mesuliyet iradesidir. Ferdin ahlâkını teşkil eden mesuliyet iradesi, devletteki hakimiyette barınınca bundan devletin ahlâkı doğar. Dolayısıyla devleti bir fert gibi algılamak doğrudur.

Büyük devlet adamı milletin haklarını kurturmak için her türlü mesuliyeti kendi üzerine alan adamdır. Devlet cihazını bu mesuliyet iradesi kurarak ona istikamet verdiği zaman devlet selamette olur. Bu irade ve onu yaşatan kadro ortada yoksa, istediğiniz biçimde demokrasi kurun devlet yerinde sayar.

Demokrasi tarih içinde hükümdarların zulmünden korunmayı teminat altına alan tek rejimdir. Onu kim tarif edecek, nasıl kuracak, nasıl işletecek önemli olan budur.

Devleti kuran zümrede mesuliyet iradesi olmadıktan sonra, onun şekli ne olursa olsun millet sahipsiz demektir. Onun sahibi kendi kuvvetlerini en iyi kullanan ve bunun için Allah´tan emir alan bir büyük iradenin iktidara ulaştığı yerde görülür.

Devleti bir insan gibi görmek ve onun şahsiyetini tarif etmek lazımdır. Bu şahsiyet millet yapısına en uygun teşkilatı ortaya koyar. Teşkilatın içine en eksiksiz şekilde kendi iradesini yerleştirdiği takdirde teşkilatın mânası olur ve böyle bir teşkilat ülkeyi başarıya götürür. Kurucu zümrenin şahsiyet iradesi teşkilattan önce gelir. O kaynağı millette olan iradenin sembolüdür.

Devleti kurmak ve yaşatmak için mesuliyet sahibi kadrolara ihtiyaç vardır. Böyle bir kadro mevcut değilse sisteme istediğiniz biçimi verin başarı sağlanamaz.

Devlet bir insandır dedik; eğer devlet kurucu olan şahsiyet yoksa devlet de yok demektir. Böylece işin ana hatları ortaya çıkıyor.

Burada devleti kurmak, anayasa yapmak, teşkilatı yönetmek için tek kişiden bahis yoktur. Şahsiyet sahibi, yetişmiş pek çok kişiden bahsediyoruz.

İşimiz yeni devlet şekilleri araştırmak değil, millet mesuliyetini üzerine alacak büyük şahsiyetleri sabır ve tahammül ile yetiştirmek olmalıdır.

Mesuliyet iradesinin Allah´tan geldiğini söylemiştik. Bundan dinî devleti mi kastediyoruz? Asla.

Bizim istediğimiz devleti kuran zümrenin kendi iradesini Allah´a teslim etmesidir.

Hürriyetin esası Allah´a kul olmaktır. Allah´a kul olan fert hiçbir güç karşısında eğilmez.

Vicdan dediğimiz şey Cenab-ı Hakk´ın kalbimizdeki sesidir. Bu sesi duyamayan devlet yöneticisi âdil olamaz.

Devlet idaresi Cenab-ı Hak ile bizim aramızda birlik halinde gözüken bir irtibat halidir. O âdeta hepimizin bir ve bölünmez olan ruh hayatının, yani kâinat ruhunun yeryüzündeki belirtisidir.

Böyle bir ruha herhangi bir şekilde sahip olamayan demokrasi ancak oy, ses, sayı ve madde çokluğu ile tarif edilebilir.

Oysa birlikten (vahdetten) çokluğa (kesrete) doğru inince, ruhtan maddeye; mesuliyetten mesuliyetsizliğe geçilir.

Devlet mistikleri çokluktan birliğe gider. Hesap sorar ve gerektiğinde hesap verir.

Devlet idaresi elbette ki kanunla olur. Ancak kanun demek bir takım kuru kaidelerin sıralanması değildir. Kanunların da (Anayasa´nın) bir ruhu olmak icap eder.

Bu yazı bu ruha işaret etmek ve ufuk açmak için yazıldı. Elbette ki milletin değerlerine, yaşantısına, inancına bağlıdır.

Milleti var eden değerleri göz ardı ederek yapılacak kanun neye yarar acaba? “Toplum Sözleşmesi” zor kullanılarak yapılamaz; ancak anlaşmadan inatla kaçmak devlet iradesini inkâr mânasına gelir.

Anahtar Kelimeler: Devlet, şahsiyet
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.

Hz. Muhammed