Yusuf Ziya Cömert


Dersimizi ters anladık

Dersimizi ters anladık


FETÖ darbesinden sonra devletle cemaat ve tarikatlar arasındaki güven ilişkisinin akıbetine yeteri kadar temas ettik.

Meselenin, toplumun gidişatını etkileyen bir başka boyutu var.

Fetö tecrübesi yıkıcı oldu. Bir çok bakımdan.

Menfaat için her türlü düzenbazlığın, hilenin, hurdanın, kötülüğün, zulmün, azgınlığın dini kisve altında yapılabileceğini, Allah rızasının her türlü kötülüğe alet edilebileceğini gözlerimizle gördük.

Din ve ahlak, din ve fazilet, din ve dürüstlük, din ve merhamet, din ve adalet, din ve hakkaniyet kavramlarının arası açıldı.

Dini olanın ahlaki olmak zorunda olmadığı bir mevsimi idrak ettik.

Bunu söyleyince, asıl darbenin dine isabet ettiğini de söylemiş olursunuz.

Ahlakla irtibatı kesilen bir dinin din olması gerekmez ki artık!

‘Dine bir şey olmaz’ diyebilirsiniz.

Doğrudur. Olmaz. Din, yerinde durur sen ona yaklaşır veya ondan uzaklaşırsın.

Ancak ahlaksızlık kendisini dinle izah eden muhitlerin belirgin vasfı haline gelince üçüncü şahıslar dinle ahlak arasındaki irtibatı hemen keserler.

Dinle insan arasındaki mesafenin arttığına dair istatistikleri biraz da maruz kaldığımız bu şoka borçluyuz.

Kötülüğün içinde iyilik aranır mı?

Aranabilir.

Adım adım idrak ettik Fetö olgusunu.

Yüzümüze gülen bir Fetöcünün bir taraftan da kuyumuzu kazıyor olmasını tecrübe ettik.

Bir yalanın Allah rızası için tesis edilebildiğini, Allahu Teala’nın kötülüğe alet edilebildiğini çok yakından müşahede ettik.

Haksızlık yapmanın anlamlı olabileceğini, haksız bir fiilden uhrevi bir ecir beklenebileceğini idrak ettik.

Allah, haksızlığı ödüllendirir mi? Zulmü ödüllendirir mi?

Din, haksızlığı, adaletsizliği yüceltmeye müsait bir yapıya büründürülebilir mi?

Büründürülebilirmiş, bunu da tecrübe ettik.

Bu kadar kötülük, insanların din hakkındaki fikrini dejenere etmez mi?

Etmiştir.

Dinle ahlak arasındaki irtibatın kopması, dünyanın çivisinin çıkması anlamına gelir.

 (Amin Malaouf’un ‘Çivisi Çıkmış Dünya’sı (Yapı Kredi) başka bir çivi çıkmasından bahsediyor. Ama sonuçta, çiviler birer birer çıkıyor ve insanlık bir yere doğru savruluyor.)

Peki bunun neresinde bulabiliriz iyiliği?

Eğer tecrübeler bir uyanışa, sağlıklı bir bilince kapı açarsa, dersimizi doğru alma dirayetini gösterebilirsek, bundan bir ‘iyilik’ çıkabilir.

Fetö olgusuna şahit olmanın öğretici olabileceğine ihtimal verebiliriz.

Öğrendiğimiz şeyi, geçmişe, bugüne ve geleceğe uyarlayabiliriz.

Böylece kendimizi tashih bile edebiliriz.

Fetöcülüğün eski ve yeni formlarını bu acı tecrübelere istinaden teşhis edebiliriz.

Tashih edebildik mi kendimizi?

Pek öyle görünmüyor.

Diyebiliriz ki, toplum içinde, en azından önemli bir kesimde kötülüğe bakıp uzak durma ve iyiliğe iltica etme yerine, kötülüğe bakıp, kötülüğü öğrenip kötülüğü kuşanma eğilimi baş gösterdi.

Frantz Fanon’da görmüştüm. “Sömürge, sömürgeciyi taklit ediyor” diyordu Fanon, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın Anatomisi’nde. (Pınar Yayınları.)

Yani, Fransa’ya karşı savaşıyorsun. Galip geldikten sonra Fransa gibi davranıyorsun.

Bu kalıp Fetö tecrübesinin etkilerine uyarlanabilir...

Millet, darbeyi savuşturdu.

Tabii ki devlet de darbeyi savuşturmuş oldu.

Ahmet Çiğdem’in tespitinden istifadeyle söylersek, ‘mucizevi’ bir şekilde. (Mucizenin Etik Uğrağı, Felix Kitap.)

Darbe girişiminin hedefi devleti ele geçirmekse, bunu başaramadı.

Dinle toplum arasındaki ilişkiyi iflah olmaz bir biçimde bozmaksa...

Dinle ahlak arasındaki irtibatı tamiri yakın gelecekte neredeyse imkansız olacak bir biçimde koparmaksa...

Bunu bir ölçüde başardı.

Toplum edindiği tecrübeyi doğru istikamette değerlendirmeyi başarabilseydi, darbeyi salim bir şekilde savuşturduğumuzu düşünebilirdik.

Dersimizi ters anladık.

Ve maalesef, mücadele ettiği olgunun karakteri topluma sirayet etti.

Karar Gazetesinin 21.10.2020 tarihli yazısının iktibasıdır.