DEĞERLERİMİZ KAYBOLUYOR ESKİYE ÖZLEM DUYUYORUZ
Tarih: 7.2.2018 14:04:10 / 522okunma / 0yorum
Talha Gurbetçi

Kazandıklarımız mı, önemli? kaybettiklerimiz mi? önemli siz karar verin...

Ne değişti, neden böyle olduk? Sorularının, cevabını arıyoruz.

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde; boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta, Babamın bile anahtarı yoktu. Anahtarlar, gerektiğinde; komşulara bırakılırdı. Eğer anneniz, bir yere gidecek olursa; komşusuna, sizi emanet ederdi. Kimi büyük hanımlar, mahallenin her işine koşardı. Pratik hayatın tüm uygulamalarına vakıf olduğu için; mahalleli, ondan yardım isterdi. Abiler, Baba yarısı, ablalar Anne yarısı olarak; bilinirdi.

Anne öpücüğü, her derdin devası idi...

O, malum annelerden birisi benim annemdi. Hatta, gönüllü ebelik yapardı. Darda kalanların, kurtarıcısı idi. Nur içinde yatsın. Çok çocuğun, ebesi olduğunu söylerdi. Geceleri evimizden, annemin; apar, topar götürüldüğünü bilirim.

Babam, sanki bir iş verendi, Yaz mevsimi, işe girmek isteyenlerin uğrak yeri; bizim ev olurdu. Sonradan, Yollarda, rastladığımız bazı insanlar; Bu iş bulma konusunda kendisine yardımcı olduğu için; Babamı hep rahmetle anarlardı.

Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi. Her zaman hazır, nazır bir candı. Onun sıcacık bir sarılması; tüm yorgunluğumuzu unuttururdu. Uzun okul yolculukları sonrası; önümüze konan, yiyecekleri; şikayet etmeden yerdik. Beğenmemezlik etmezdik. En büyük ödülümüz; iki bisküvit arası, lokum idi.

Her yere birlikte giderdik, zaten; öyle çok da gidilecek bir yer yoktu... Ancak, gidilecek yerleri çok iyi bilirdi.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Top bulmak ne mümkün? Kimi zaman; çaputtan toplar diker, oynardık. Olsun çok mutluyduk, çok...

Sokakta oynamak diye bir kavram vardı. Oyuncaklarımız; Çember, topaç, aşık, cıncık, met, taş ve akıl oyunları idi. Arkadaşlarımızla, oyun mahallerinde buluşurduk. En güçlü muhabbetler, arkadaşlıklar, buralarda oluşurdu.

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis, otobüs, falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Ayakkabılarımız; kara lastik, laylon ayakkabı idi. Iskarpin denen ayakkabı, öyle herkeste bulunmazdı. Ütülü elbiseleri, yeni giyecekleri, papuçları; ancak, bayramlarda görürdük. O nedenle; Bayramlar, çok önemliydi. Yaşanan her anı, unutulmazdı.

Okuldan döndüğümüz zaman; hemen durak yerimiz, oyun alanları idi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Kışın O, çantaları; kızak yapar, onlarla karın üstünde kayardık... Buz gibi soğuklarda, Kar topu oynamak bir zevkti, çok keyif alırdık.  Kar yağışını bereket bilir, Kabus, Facia, diye adlandırmazdık. Hele ucunda çan, olan balıksırtı altına yerleştirilmiş olan kızağın varsa; mahallenin en afillisi olurdun.

Oyun oynamak, en büyük zevkimizdi. Öyle kurs, falan bilmezdik. Ders çalışacak, özel odalarımız da; yoktu. Sokağa çıktığımız zaman; Açlık nedir, bilmezdik. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere, ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da; pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana, kana içerdik. Kısacası evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Kimi Komşularımız, Ailemiz gibiydi. Evleri, sanki evlerimiz idi. Yabancılık çekmezdik.

Anneleri o arada; oynayan çocuklarına, verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Paylaşmak, bölüşmek erdemdi. Paylaşmayan, bölüşmeyen ayıplanırdı.

Mahallenin büyükleri ağabeyimiz idi. Yeri gelince; bizleri, korur, gözetirlerdi. Hatta, mahalle dışında gördükleri zaman; hemen mahalleye geri dönmemiz konusunda, ısrarcı olurlardı. Gitmekte zorlanan arkadaşlarımıza kızar, hatta kovarlardı. Sokağa gelen yiyecekler; Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve, ekmeğin içerisine sürülmüş çeşitli yiyecekler olurdu.

Büyükler, geceleri; mahallenin, gönüllü bekçileri idiler...

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince; bizi barıştırırlardı.

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Mahallelerin, hatırı sayılır büyükleri vardı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik.   Asla kanla falan da bitmezdi. Büyükler araya girer, kavga edenleri ayıplarlardı.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Yazın CAMİLERİMİZ, Kuran kursu olma özelliğini korurdu. Çocuklar, hem Kuran Öğrenir, hem de; arkadaşlıklarını, dostluklarını oralarda devam ettirirlerdi. 

Sinema paralarını ucun, ucuna birleştirerek, denkleştirirdik. En büyük lüksümüz, sinemaya gitmekti. Teksas, Karaoğlan gibi, macera dergilerini; Esen sinemasının yanında; para ile, kiralayarak, okurduk. Kimi zaman, okuturduk...

Taş plağın gramafonun,  ne olduğunu komşumuzda görmüştüm. Üstten gelen plakların sırasıyla, aşağıya inerek; üzerindeki şarkı ve türküleri söyleten, pikap denen aleti; Rahmetli Mahmut Amcanın evinde tanımıştım. Plakların söylediği nameleri, orada duymuştum. Girer, çıkar dinlerdik. 

Söylenenlere, eşlik ederdik. Evimiz gibiydi.

Oyun oynarken, Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza. Yahut, çok kötü ise; et koyarlardı, sararlardı. Oyuna devam ederdik. En büyük zevkimiz; futbol maçlarından sonra; ILICA gazozu içmekti. Mahalle turnuvalarımız; amatör maçlardan daha fazla ilgi çekerdi. STADYUMUN Kenarında oturan; O, mahallenin çocukları olarak; saha kenarlarında bekler; maç yapacak takımların eksik kadrolarını tamamlardık.

Oluşan sakatlıklarda; Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik. Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız, sanki ruhsuzlaştı .  Yaşanan onca, mutlu tablolar; yok oldu. Neşe ve sevinç mekanları aranır oldu.

Aileler, çok nadir de olsa; Yazın, yazlık sinemalara giderdi. Zamanın filmleri genelde, acıklı sahnelerle dolu olduğu için; Kimi gurbetteki yakınlarını hatırlar, kimi sevdiklerini özler, kimi askerdeki çocuğunu, Almanya´daki yakınını anardı. Kısacası bir şeyler bahane edilerek; göz yaşları ile seyredilirdi. Seyredilen filmler, seyretmeyenlere; ballandıra, ballandıra diğerlerine, anlatılırdı.

Evimizi kendimiz temizlerdik, hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. Kış hazırlıkları, mahalle sakinleri ile; ortaklaşa yapılırdı. Turşular, erişteler, salçalar, kuskus, kavurmalar; hep imece usulü yapılırdı. Peynirler, yağlar, tenekelerle alınırdı. Bunun için; yolculuklar yapılırdı. Patatesler, soğanlar, çuvallarla depolanırdı. Yazlık kimi sebzeler; evin duvarlarına asılarak; güneşte kurutulurdu. Komşulara gelen kışlık yakacaklar, imece usulü ile; kömürlüklere yerleştirilirdi. Böylece kışa hazırlanırdı. Komşular, birbirlerinden haberdar olurdu. Her konuda birbirlerine yardımcı olunurdu. Garip, guraba korunurdu. Kederde ve sevinçte birliktelik; sıradan şeylerdi.

Şimdi ise;

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Amma her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler,  ortalarda gezinen insanlar... Ruhsuz bedenler gibi, şehrin caddelerinde boy gösteriyorlar. İnsanlar, Allah´ın selamını bile; birbirine vermekten çekinir hale gelmiştir. Görünmeyen bir güç; sanki onları, birbirinden ayırmaktadır.

Ruh yok, buz gibiyiz, bu biz değiliz. Tahta iskemleleri, oturakları barındıran, geniş avlular içerisinde hayatını devam ettiren, Büyük aileler yok olmuş. O, Büyük evlerde, avlularda yaşayan yaşlılarımız, yoktur. Onlara dede, nine diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Yaşlılar huzur evlerine bırakıldı. Çocuklar, kreşlere teslim edildi. Sevgisizlik, aldı başını gidiyor. Kaçınılmaz sonuç; Hep yalnızlık... hep yalnızlık... hep yalnızlık...

Şu anda kimi insanların özendikleri, hatta oralara gittikleri zaman gururla anlattıkları; kapılarında ´ valelerin,   korumaların   beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp; taksitini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Sımsıcak dostluklarla yaşanan anlar yerine; ´´falan beyle, filan yerde yemek yedik´´ Muhabbeti de, ters gelir.

İsyan ediyorum, Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne bedenime ne de cüzdanıma hitap eder. Sömürü düzeni her şeyi almış götürmüş. Kültür esareti, her yanımızı sarmış. Bize yabancı. Sanki kendi ÜLKEMDE, esir gibiyim. TV ekranları yabancı, giyim kuşam yabancı, yeme alışkanlığımız yabancı, israf almış başını gidiyor. Kutsal olarak bildiğimiz ekmek; çöp tenekelerine mahkum... Ya ben, ben değilim. Ya bütün çevremdeki unsurlar; İşgal kuvvetleri... siz karar verin... Kimileri artık, şöyle haykırıyor;´´BEN, eski beni arıyorum...´´

Çok değil, yukarıda sıraladıklarım. Kırk yıl öncesinin gerçekleri ve yaşanmış olaylarıdır.  Bugünün gençliğine göre; çok anlamsız gelse de; bizim yaşamaktan çok mutlu olduğumuz, zaman dilimleridir. Özlemle anıyoruz...

Şimdilerde moda; Kapitalizmin her konuda esiri olmak. Onun değirmenine, su taşımak. Kapitalizm sadece, sömürmekle kalmıyor. Kendi kültürünü de; size zorla dahi, olsa; kabul ettiriyor. Siz zamanla, onun esiri oluyorsunuz...

Değişim kazandırdı mı? kaybettirdi mi? siz karar verin. Gittikçe yalnızlaşan, kimsesiz hale gelen insan; bu yaşadıklarından sizce mutlu mudur? Yıllar öncesinde dillendirilen bir name  ile, son verelim. Hadi gelin Fadime´nin, düğününe gidelim.  Çalsın davullar, oynasın tüm dostlar. Halaya dizilsin gençler ve kızlar...

Belki kaybettiğimiz tüm değerleri, geri bulabiliriz.

Böyle yaşamayı biz mi, istedik? Yoksa, Birileri bize, bunları yaşamaya mecbur mu etti? Derin, derin  düşünmek lazım...

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
GEZELİM GÖRELİM (03 Ağustos 2018 - Cuma)
SELAM OLSUN SELAM OLSUN YİĞİTLERE (18 Temmuz 2018 - Çarşamba)
YENİ BAKANLAR KURULU AÇIKLANDI (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
SEÇİM SONRASI BEKLENTİLERİMİZ (03 Temmuz 2018 - Salı)
SEÇİM SONUÇLARINI NASIL OKUMALI (25 Haziran 2018 - Pazartesi)
UNUTMAYALIM HEP HAFIZAMIZDA KALSIN (19 Haziran 2018 - Salı)
ESKİMEYEN BAYRAMLAR (12 Haziran 2018 - Salı)
RAMAZAN AYI RAHMET AYIDIR (01 Haziran 2018 - Cuma)
EKONOMİK SAVAŞ HIZLANDI (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
KATİL İSRAİL BOŞ DURMUYOR (15 Mayıs 2018 - Salı)
YENİ BİR SEÇİM YENİ BİR HEYECAN (28 Nisan 2018 - Cumartesi)
SEÇİM ÖNCESİ VE SONRASI KRİZ SENARYOLARI (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
O AĞACIN ALTINDA BULUŞUYORUZ (02 Nisan 2018 - Pazartesi)
MEMLEKET SEVGİSİ BİR BAŞKADIR (23 Mart 2018 - Cuma)
MEMLEKET HİZMET İSTER (05 Mart 2018 - Pazartesi)
KANAYAN YARA KİMSESİZ SOKAK ÇOCUKLARI (27 Şubat 2018 - Salı)
CEMRE KİTABEVİMİZ VE KİTAP KULÜBÜMÜZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
ŞEHRİMİZİN KIYMETİNİ BİLEMEDİK (02 Şubat 2018 - Cuma)
SEN SİVASI TANIRMISIN (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
6 K NIN DİĞER SINIFLARIN ŞANSLARI (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
GÜNDEM ÇOK YOĞUN (30 Aralık 2017 - Cumartesi)
KALABALIKLARIN YALNIZLAŞTIRDIĞI İNSAN (19 Aralık 2017 - Salı)
ELLERİMİZ BİRLEŞMELİDİR (12 Aralık 2017 - Salı)
İDARECİLİK YÖNETİCİLİK BİR MEZİYETTİR (06 Aralık 2017 - Çarşamba)
ŞEHRİMİZE HİZMET İCRAATLA OLUR (03 Aralık 2017 - Pazar)
SUÇLULARI TOPLUMA KAZANDIRMAK GEREKİR (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN MESELELERİ (23 Kasım 2017 - Perşembe)
DEĞERLENDİRMELER ÖĞRETMEN, (19 Kasım 2017 - Pazar)
SÜT TOZU ÇOCUKLARI (17 Kasım 2017 - Cuma)
TERÖR OLAYLARI NEYİ HEDEFLİYOR (12 Kasım 2017 - Pazar)
MİLLİ MESELELERİMİZ (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
SON OKÇULAR TEPESİ AİLEDİR (31 Ekim 2017 - Salı)
Zaferlerin Arka Planı; Ordu ve Strateji (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Savaş, hiledir, hileden ibarettir.

Hz. Muhammed
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Olmadı Sivasspor Olmadı
Aydın Ünal
Aydın Ünal
AK Parti kongresi, seçim, ekonomi
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
Küçük hesapla büyük projeleri kaçırmak
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
İnsan nereye koşuyor?
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Hacı Bektaş
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Hayırlı Bayramlar!..
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
BİR ÖĞRETMENİN ESERİ
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Dinamik dindarlık
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
İki asırdır kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz, farkında mısınız?
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
41 dereceden 39,5´a
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
İKTASADÎ MESELLER
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
MTTB CAMİASI DERNEĞİ BASIN BİLDİRİSİ YAYINLANDI
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Bana gülmeyi-doğayı anlat...
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
ABD´ye çok güçlü cevap nasıl verilir?
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Onur meselesi
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Düşünce sentezi yapabilmek
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
BİZE BİZİ UNUTTURMA ALLAH´IM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
MAARİFE, MAARİFTEN BİR “BAKAN” VAR(3)
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
SAĞLIKTA TATLI BALLI İŞLER GÜÇLER
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
BAYRAM KOKUSU
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Salih Tuna
Salih Tuna
Sen ne sandın zibidi?
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
BU ŞEHİRDE YIKMAK MODA OLDU
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ