‘Daha az daha çoktur´
Tarih: 23.2.2018 18:38:19 / 343okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Bu başlıkta bir mantık çelişkisi var gibi görünüyor ama öyle değil… İlgilenenler bilirler: Worldwatch Enstitüsü adında Washington merkezli uluslararası saygın bir kuruluş var. Ekonomi ve çevre gibi konularla ilgili temel insani sorunlar ve çözümleri üzerine yaptırdığı çalışmalarla tanınıyor. Kuruluş her yıl bugünkü dünya düzeninin ürettiği küresel bir sorunla ilgili yaptırdığı araştırmaları Dünyanın Durumu ana başlığı altında kitaplaştırıyor. Bu kitapların Türkçesi de İş Bankası Kültür Yayınları arasında çıkmaktadır. “Daha az daha çoktur” sözünü, Dünyanın Durumu 2010: Kültürleri Dönüştürmek / Tüketicilikten Sürdürülebilirliğe adlı kitapta yer alan, Cecile Andrews ve Wanda Urbanska´nın yazdığı “İnsanlara daha azın daha çok olduğunu anlamaları için ilham vermek” başlıklı bir makalede okudum.
***
Bahsettiğim makale, dünyada ve özellikle aşırı tüketimin yaygın olduğu zengin toplumlarda bizim dinî-ahlâkî kültürümüzde kanaatkârlık adı verilen, yazarların “gönüllü sadelik” dedikleri bir alışkanlığı geliştirmeyi öneriyor.
Üç türlü sadelikten bahsediliyor: Pratik düzeyde sadelik, kısaca insanların daha az tükettiklerinde daha çok mutlu olacaklarını ve rahat edeceklerini deneyip kavramalarıdır.
Felsefî düzeyde sadelik, insanların neyin gerçekten önemli, neyin önemsiz olduğu üzerine düşünmeleriyle ilgilidir. Araştırmalar, bir noktadan sonra daha çok paranın insanları daha çok mutlu etmediğini göstermiştir. Dolayısıyla gönüllü sadelik aslında bir fedakârlık değil, bir kazançtır. Çünkü “daha az daha çoktur”; yani insanı daha fazla servet değil, malın yetecek kadarı daha çok mutlu etmektedir. Tıpkı atalarımızın dediği gibi: “Çoğu zarar azı karar.”
Nihayet yazarlar “daha az daha çoktur” ilkesinin, bilhassa zengin Batı toplumlarında kamu politikası olarak da savunulması vaktinin çoktan geldiğini belertiyorlar. Kamu politikasının, toplumda daha çok zengin olmak yerine, refah eşitsizliğini azaltmaya öncelik vermesi gerekiyor. Yazarlar, “eşitsizlik stresi”nin, insanların sağlığını bozduğunu ve tüketime teşvik ettiğini gösteren bilimsel araştırmalardan da örnekler veriyorlar. Araştırmalar, refah eşitsizliğinin toplumsal hayat, akıl sağlığı ve dünya barışı üzerindeki yıkıcı etkilerini gösteriyor. Politik hayata hâkim olmuş bulunan “hiper-bireycilik” özel hayata, toplumlara ve iklime zarar vermektedir.
Yazarların söylediklerine şunu da eklemek gerekir ki, bugün Ortadoğu´da yaşanan korkunç gelişmelerin, dramların arkasındaki derin sebeplerin de bu hiper-bireycilik ve onun ürünü olan “yıkıcı büyüme” hırsı olduğu yönünde yaygın bir kanı var. Herhangi bir kontrolsüz güç gibi yıkıcı büyüme de azman bir güçtür ve insanlık bu gücün verdiği hasarları geçmişte lokal düzeyde hep yaşamıştır; birinci dünya savaşı ve sonrasında ise yıkıcı gücün en vahşisine insanlar küresel düzeyde şahit olmaktadır.
***
Bütün bunlardan dolayı günümüz Batı entelektüel çevrelerinde, “sade yaşama”ya ve bunun için bireylerde “büyüme” yerine bir “küçülme” bilinci ve sorumluluğu oluşturmaya çağıran hareketler gelişmektedir. Onlara göre sözü edilen “küçülme” kendine eziyet ya da çile olarak düşünülmemelidir; bu -bir insanın makul bir ölçüden fazlasını yiyerek midesine zararlı bir yük yüklemekten kurtulması gibi- aşırı zenginlik belasından kurtulmaktır.
Dinlerin, gerçek felsefenin ve ahlakın istediği de budur. Mesela ilk Müslüman filozof Yakub b. İshak el-Kindi´nin Üzüntüden Kurtulma Yolları (çev. M. Çağrıcı, T. Diyanet Vakfı Yay.) adlı kitabı “büyüme”nin değil de “küçülme”nin insanı daha çok mutlu edeceği düşüncesiyle yazılmıştı; yani Kindî de ta o zamanlar sanki “Daha az daha çoktur” diyordu: “Anlatıldığına göre Atinalı Sokrat, ‘Üzülmemeyi nasıl başarıyorsun?´ sorusuna, ‘Çünkü kaybettiğim taktirde üzüntüsünü çekeceğim şeye sahip olmuyorum´ cevabını vermiştir.” (s. 81).

Anahtar Kelimeler: Daha, daha, çoktur
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Din dili´ sorunumuz (13 Temmuz 2018 - Cuma)
Veda Hutbesi üzerine (06 Temmuz 2018 - Cuma)
Seçim sonucuna farklı bakışlar (29 Haziran 2018 - Cuma)
Dinî bilgi ve Diyanet (21 Haziran 2018 - Perşembe)
Türkiye´nin dinî ve kültürel birikimi (17 Haziran 2018 - Pazar)
İslâm´ın güncel sunumu (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Havanda su dövmek (25 Mayıs 2018 - Cuma)
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
“Doğrusu nedir?” (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
Gündemdeki konu: İslâmcılık (16 Mayıs 2017 - Salı)
‘Tekbir´ (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Çatışma dili saygı dili (07 Nisan 2017 - Cuma)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Kuvvetli insan, kendi kendini yenen insandır

Hz. Muhammed