Yusuf Ziya Cömert


Çocuk ve tasavvuf

Çocuk ve tasavvuf


Çocukken, bizim bildiğimizden daha fazlasını bilebilen, gördüğümüzden daha fazlasını görebilen insanların olabileceğini düşünmeye müsaittim.

“Evliya’ diye bir şey vardı. Allah’ın dostu.

Eğer birisi Allah’ın dostuysa neler bilir neler. Zihnimizi bile okuyabilir.

Mevlitlerde bazı insanlar büyük bir iştiyakla ‘Allah!’ diye feryat ediyordu.

Belki biz çocukların aklı, mevlidin sonuna doğru dağıtılan şeker külahlarının üst tarafına yerleştirilmiş kocaman lokumdaydı. Fakat adamın hançeresinden ansızın çıkan ‘Allah!’ feryadı da nasıl yankılanıyor camiin kubbesinde.

Demek ki herkeste olmayan bir şey var adamda.

Rahmetli anneciğim de bir yerde Allah’ın adı anılınca zangır zangır titreyen birini görmüş, imrenerek anlattığını hatırlıyorum.

“Biz, ‘Allah’ derken sakin sakin duruyoruz. Yazık bize.”

Mahallemiz de besliyor böyle düşünceleri. Kocamustafapaşa’da oturuyoruz. Komşu kadınları arasında “Sümbül Efendi”ye, “Merkez Efendi”ye gittiğinden bahsedenler oluyor.

Sümbül Efendi, büyülü bir isim. Bir iki defa da babamla gittik. Türbe falan var.

“Merkez Efendi” daha da esrarengiz. Hem ‘Efendi’ hem ‘Merkez.’

Henüz ‘kutup’ ‘Gavs’ gibi kelimeleri bilmiyoruz. Fakat ‘Merkez’ zihnimizde aynı etkiyi yapıyor.

Davut Paşa’da da türbe var ama, adam Paşa, ‘Merkez Efendi’ kadar etkilemiyor.

Anlatmasam olmaz. Çocukluk arkadaşım Mustafa Küçük bir gün sordu bana.

“Çok namaz kılsam Şiveli Hoca gibi olabilir miyim?”

“Nasılmış Şiveli Hoca?”

“Uçuyormuş.”

“Yok canım, o kadar da değildir!”

Sonraları öyle yaygınlaştı ki, ‘kutup’ ‘gavs’ gibi kavramlar, kerametler, cezbeler…

Politize bir ortamdayız artık. Siyasi düşünüyoruz.

Oturup kalktığımız derneklerde, lokallerde ‘o alem’e mensup insanların bulunması bize iyi hissettiriyor.

Bir taraftan da okuyorsunuz. Mukayese ediyorsunuz. Soruyorsunuz, sorguluyorsunuz.

Ne büyük bir nimet, sormak, sorgulamak.

Yanlışları, doğruları temyiz kabiliyetiniz artıyor. Çocukluk yıllarındaki idrakinizden uzaklaşıyorsunuz.

Çocukluktaki idrakinizin temizliği mi, sonradan kesp ettiğiniz bilinç mi?

Bence ikisi de.

Çocukluktaki hislerimi bugünkü aklımla yorumlarsam şöyle diyebilirim. Bir alem var. Herkesin erişemediği, bilmediği, temiz, faziletli, Allahu Teala’ya çok yakın, çok saadetli bir alem. Ne mutlu o alemi tadanlara.

Biz de hürmetkar olduğumuz için, gıpta ettiğimiz için birazcık oralara yaslanıyoruz.

Zaten alem ‘iyilerin yüzü suyu hürmetine’ ayakta duruyor.

Zamanla, hayatı idrak ettikçe, misalleri gördükçe ‘tam da öyle olmadığını’ anlıyorsunuz.

Hayat sizi ‘hiç de öyle olmadığı’ düşüncesine bile götürebilir.

Tuhaf ticari ilişkilere muttali oluyorsunuz. Kendi ‘ihvan’ı tarafından dolandırılan bir derviş dostunuzun derdini dinliyorsunuz mesela.

Tuhaf çekişmelere, tuhaf siyasetlere.

Bazen de, bilhassa ‘Kitab’ı okuduğunuz zaman, tuhaf çelişkilere.

Veya ‘efendi hazretleri’nin dua edilmeyecek bir yere edilmeyecek bir duayı ettiğini öğreniyorsunuz. Olabiliyor böyle şeyler.

Peki yok mu yani iyi insanlar?

Vardır. Alem kötülükle bu kadar dolu olamaz.

Kötülük daha sarsıcı, daha bağırgan, daha cırtlak, daha baskın.

Kendisini sana dayatmadığı, ikide bir ‘buradayım’ diye kafana vurmadığı, sessizce kuşattığı için ‘Rahmet’i fark etmeyebiliriz.

Ama ‘Rahmet’ daha yaygın, daha kuşatıcı.

Ya da bu benim ‘hüsnü zannım’ olsun. Güzel zannetmenin belki güzelliğe faydası olur.

Daha iyi, daha ‘arif’ daha ‘havass’ bir güzellik halkası var mıdır?

Olmasına mâni bir durum yok. İnşallah vardır.

O güzellik şu anda sirkülasyonu pek ziyade olan tabir caizse ‘mistik’ cemiyette bulunur mu?

Ne bileyim ben? Bulunmaz gibi geliyor. Ya da çok nadir.

O alemin ‘erbab’ı değilim, hatta cahili sayılırım. Sadece düşünüyorum, bireysel okumalarımı, gördüklerimi mütalaa ediyorum. Hepimizin etrafında olup biten şeylerin zihnimdeki yansımalarını anlatıyorum.

Bu kadarını yapmaya herkes mezundur.

Bulunmayınca ne yapabiliriz?

Yanlış örneklerine şahit olduğumuz şeyin doğrusuna yönelebiliriz.

Ya da şöyle diyebiliriz: İnsan doğruyla yanlışı, iyilikle kötülüğü ayırt edecek melekelerle donatılmıştır. İki seçenek arasında kaldığım ya da kalmadığım zamanlarda doğruyu tercih ederim. İki günlük dünyada bu da bana yeter.