Cinuçen Bey´in hatıraları
Tarih: 15.2.2018 11:03:17 / 368okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Geçenlerde bir televizyondan Cinuçen Tanrıkorur hakkında görüş almak için aradılar. Meğerse 20 Şubat, aziz sanatkârın doğumunun 80. yıldönümüymüş. Bu vesileyle dün Bilim ve Sanat Vakfı´nda da bir panel vardı.
Perşembe sabahı çekim ekibini beklerken yıllar önce çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimiz Cinuçen Bey´le konuştuklarımızı hatırlamaya çalıştım. Tanışıklığımız epeyi eski olmakla beraber dostluğumuz benim İBB Kültür AŞ´deki görevim sırasında, yani 1990´larda başlamıştı. Büyükşehir Belediyesi´nin kültür faaliyetlerinden olmak üzere Yahya Kemal´den bestelediği eserlerden oluşan muhteşem bir konser vermesini sağlamıştım. Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler isimli kitabının yayımlanmasına aracılık eden de benim.
***
Cinuçen Bey, kendi kendisiyle tatlı tatlı alay etmesini bilen bilge bir sanatkârdı. İsmiyle ilgili olarak anlattıklarına çok gülmüşüzdür. Dedesi Hacı Tahir Cidali ve babası Zaferşan Bey de kendisi gibi enteresan adamlarmış. Yaman bir İttihatçı ve amatör bir şair olan Tâhir Cidâlî Bey, bütün çocuklarına ebced hesabıyla doğum tarihlerini gösteren isimler vermiş: Lütfuhak, Savnihüdâ, Şânuzafer, Dürrisemîn ve Mecdinevîn... Unutmadan kaydetmeliyim: Savnıhüda, soyadı kanunu çıktığında kendi ismini Türkçeleştirip aile için soyadı olarak almış.
18-02/11/ekran-resmi-2018-02-10-235951.png
Cinuçen Tanrıkorur, kendisi genç yaşta vefat eden (1996) Bekir Sıdkı Sezgin´le bir çalışma sırasında.
Tahir Cidali Bey´in oğullarından Şânuzafer -ki genellikle Zaferşan diye çağrılırmış- terzilikten kunduracılığa, ciltçilikten mobilyacılığa kadar kırka yakın sanat dalında birinci sınıf sanatkâr ve babası gibi orijinal isim meraklısıymış. Oğlu için daha önce hiç kimsenin kullanmadığı bir isim aramış, bulmuş: Cinuçen. Bu ismi oluşturan kelimelerden Cinu zafer, çen de şan mânâsına geliyormuş; yani Zaferşan Bey, oğluna kendi isminin öztürkçesini vermiş. Cinuçen´in Şark Türkçesinde muzaffer (yenici) anlamına geldiğini de daha sonra öğrenmişler. Cinuçen Bey, Sâz ü Söz Arasında isimli hatıratında diyor ki:
“Türkçede herhangi bir kavramla çağrışım yapması mümkün olmayan ismin, ileride Timuçin, Timuçen, Çinoçen, Çiynuçen, Cüniçen gibi bozuk söylenişleri bir yana, Cinsican gibi, Cinuçar gibi, Ciniçen, Çayiçen, Çeneçal gibi en azından bir mânâsı olan türlü kılıklara sokulabileceğini tahmin etmesi tabii ki mümkün değildi. (Cinuçen büyüyüp de Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği müdürü olduğu zaman, ud meraklısı bir dinleyici Radyo´ya gelip müracaattaki Hüseyin Bey´e ‘Çimbiçen Bey´le görüşmek istediğini söyleyecek, bütün güvenlik personelini gülmekten kırıp geçirecekti).”
***
Öyle bir isim ki, duyup da sahibini merak etmemek imkânsızdır. İsmi kadar, kendisi de nev´i şahsına mahsus olan Cinuçen Tanrıkorur, mesleğini hemen hiç icra etmemiş bir mimar, kudretli bir bestekâr, ud virtüozu, literatüre hakkıyla vâkıf bir müzikolog, birkaç dili konuşup yazacak seviyede bilen bir entelektüel, üslûp sahibi bir yazar ve şaşılacak derecede metanetli bir insandı.
Metanetli dedim; öğrencilik yıllarında yakalandığı kanserle akıllara durgunluk veren bir cesaretle mücadele etmiş, sonuncusu 1999 yılında olmak üzere ondan fazla ameliyat geçirmişti. Galiba bunlardan beşi kanser, biri böbrek nakli, biri bel fıtığı ameliyatı idi. Son ameliyatından sonra kullanmak zorunda olduğu ilaçlar yüzünden emanet böbrekleri iflas etmiş, üstüne üstlük, bir de bel fıtığı ameliyatı geçirmek zorunda kalmıştı. Uzunca bir süre evinde dializ makinesine bağlı olarak yaşadı. Metanetinden hiçbir şey kaybetmemiş ve bir kısmı Dergâh dergisinde parça parça yayımlanan hâtıralarını yazmıştı.
Cinuçen Bey´in geçirdiği hastalıklarından sadece biri bile herhangi bir insanı psikolojik olarak çökertmeye yeterdi. Ama o, çok sevdiği bir hanımefendinin ifadesiyle, “kahraman”dı; direndi, hayattan kopmadı. Yaşadığı acılar, hasret ve gurbet duyguları ilhamını besleyerek mükemmel bestelere dönüştü. Amerika´da diyaliz tedavisi gördüğü sürece yüzlerce beste yapmıştı, daha da şaşırtıcı, Amerikalı hattan Muhammed Zekeriya´dan hat dersleri almıştı. Birazcık daha yaşayabilseydi, yukarıda ismini zikrettiğim hatıratını da tamamlayacaktı.
Yazabildiği bölümleri sevgili dostumuz İsmail Kara´ya teslim eden Cinuçen Bey, Dergâh´taki ilk tefrikaları görebilmişti. Yayınevinin tatile girmesi dolayısıyla erken çıkan Temmuz 2000 tarihli sayıdaki bölümü de son derece bitkin olmasına rağmen ısrarla okumak istemiş, fakat -İsmail Kara´nın anlattığına göre- bitap düştüğü için sonunu getirememişti. Birkaç gün sonra da “göç davulu” çaldı (28 Haziran 2000).
***
Hakikaten kudretli bir bestekâr olan Cinuçen Bey´in besteleri, erbabı bilir ki, demir leblebi cinsinden, bazıları yarım saate yakın süren ve icrası cesaret isteyen uzun soluklu eserlerdir.
Mesela Fuzulî´nin “Fakîr-i pâdişeh-âsâ gedâ-yı muhteşemem” mısraının geçtiği ünlü müseddesi üzerine yazdığı destan yirmi dakika, Yahya Kemal´in “Süleymaniye´de Bayram Sabahı” üzerine yazdığı rast destan ise yarım saat sürer. Üstâdın besteleyeceği şiirleri seçerken son derece titiz olduğunu, meslektaşlarının çoğunun aksine, iyi şairlerin tercih ettiğini ayrıca belirtmek isterim. Edebî zevki çok yüksekti. Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler isimli kitabı ve hâtıraları okunursa, onun edebiyatla yakın ilişkisi ve üslûpçuluğu hemen fark edilecektir.
Cinuçen Bey´in titizliği ve mükemmeliyetçiliği ayrı bir bahistir; dostlarından da titizlik bekler, ihmali, bilgisizliği affetmezdi. Bu yüzden dostluğu zor, fakat çok zevkli ve insanı kendini geliştirmeye zorlayan bir dostluktu. Polemikçiydi; inandıkları uğruna kavgaya girmekten çekinmezdi. Bana sorarsanız, Sâz ü Söz Arasında, mücadeleci bir sanat adamının hâtıralarıdır ve musikimizin yakın tarihi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Gelecek hafta Pazar yazısını da kendisine ayıracağım aziz dostum sevgili ağabeyim Cinuçen Tanrıkorur´u rahmetle anıyorum.

Anahtar Kelimeler: Cinuçen, hatıraları
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen."

Yunus Emre