Çatışma dili saygı dili
Tarih: 7.4.2017 13:33:54 / 356okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Üç Aylar´a girmiş bulunuyoruz. Hepimiz için, insanlık için hayırlara vesile olsun.
Dinî ve milli kültürümüzde kutsal zamanlar, insanların ibadetlerinde ve ahlâkî hayatlarında tövbe ve arınma; ruhunu, dilini ve hareketlerini inceltme vesilesi bilinirdi. Elbette hâlâ bu dindarlık anlayışını sürdüren yüce gönüller var. Ama yaşananlar gösteriyor ki, dindarlıkta derinliğimizi kaybettiğimiz modern zamanlarda görsellik ve sloganik tutumlar, kutsal zamanlar hakkındaki telakkilerimizi de hayli yozlaştırmış bulunuyor.
Bu tür sapmalar duygu ve düşüncelerden başlıyor, sonra söze ve eyleme dönüşüyor. Nitekim fikirlerimiz sertleşti; öfke ve nefret duygularımız yoğunlaştı. Bir ihtiras, öfke ve nefret çılgınlığının koca bir millete ne büyük zararlar verdiğini, ülkenin uçurumun kenarından döndüğünü gördük.
Onun için eski düşünürler “Öfke yarı deliliktir” derlerdi. Bence günümüz İslâm toplumlarının büyük sorunlarından biri, akıldan ziyade öfkenin yönettiği bir ilişki biçimini rutin haline getirmiş olmalarıdır. Saygı duygumuzu, saygı dilimizi yitiriyoruz.
***
En başta nefsimi kastederek diyorum ki, giderek sertleşen, tehlikeli bir hal alan, bizi nereye çekeceği kestirilemeyen bir ‘çatışma dili´nin girdabına kapılmış bulunuyoruz. Daha çok saldıranlar daha çok okunuyor, daha çok dinleniyor. Şiddet duygularımız, şiddet dilimiz ve şiddet eylemlerimiz artık kutsal zaman, kutsal mekan tanımıyor. Tek kutsalımız nefislerimiz oldu.
Kendi toplumlarında ahlâkî dindarlığı yükseltmek için çırpınan eski âlimlerimiz ve mutasavvıflarımız, o dönemlerde bilhassa fıkıh ve kelâm uleması arasında yaygın olan “münazara, hilâf, cedel” tarzı tartışma yöntemlerini eleştirirlerdi. Okuduklarımdan çıkardığım sonuca göre Gazâlî bu eleştirileri iki sebepten dolayı yapıyordu: 1- Ulemayı kuşatan itibar arayışı, yaranma sevdası ve rakibini alt edip mahcup duruma düşürmekten duydukları bir tür gurur tatmini; 2- Bu yöntemlerin toplumda bir çatışma dili ve ortamı üretmesi. Oysa çatışma dili kötü ve yanlıştı; çünkü: 1- İslâm´ın ahlâkî ilkelerine aykırı idi. 2- Eninde sonunda topluma zarar getiriyordu. 3- Her türlü olumsuzluğun sorumlusu olarak karşı tarafı gösterip bizi sorumluluktan uzaklaştırıyordu.
***
Kanaatince Osmanlı´dan birinci derecede almamız gereken şey saygı, hoşgörü ve sevgi kültürü olmalıydı. Osmanlılar, seleflerinden devraldıkları bu kültürü, başta medreseler ve tekkeler olmak üzere, resmî ve özel ortamlarda topluma mal ederek, milyonlarca kilometrekarelik ülkede çok çeşitli dinî, etnik ve kültürel kimliğe sahip toplulukları o dönem şartlarında asırlarca birlikte barış içinde yaşattılar.
Bu dinî ve milli kültür ortamında Müslümanlar –söz gelimi- gayrimüslim komşularına kurban eti, aşure vs. ikram ederlerdi. Gayrimüslimler de Müslümanlara saygılarından dolayı Ramazan´da perhiz tutarlar, en azından Müslümanların gözünün önünde yiyip içmezlerdi.
Bugün de benzer saygıyı yaşatanların bulunduğu biliyoruz. Bir Ermeni dinî lideri bir defasında bana “Ramazan´da iftara davet edildiğim günlerde Müslümanlarla aynı duyguyu paylaşmak için oruç tutuyorum” demişti. Bir Yahudi dinî lideri de İspanya´da yemek masasından kalkmış, bir yerden bir şey alarak cübbesinin altına saklayıp salondan ayrılmıştı. Merakımı anlayan refakatçisinin söylediğine göre, sakladığı şey bira şişesiymiş. İstanbul müftüsüne karşı saygısızlık olmasın diye odasına çıkıp orada içmiş.
“Diğerine saygı” denilen inceliği hepimiz hepimize karşı gösterebiliriz. Bilirsiniz; Hıristiyan Necran heyeti, ayin yapmak için yer sorduklarında Resûl-i Zişan efendimiz onlara Mescid-i Nebî´yi göstermişti. Bir evi de gösterebilirdi; ama herhalde bunun karşı tarafı inciteceğini düşünmüştür.

Anahtar Kelimeler: Çatışma, dili, saygı, dili
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Havanda su dövmek (25 Mayıs 2018 - Cuma)
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
‘Daha az daha çoktur´ (23 Şubat 2018 - Cuma)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
“Doğrusu nedir?” (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
Gündemdeki konu: İslâmcılık (16 Mayıs 2017 - Salı)
‘Tekbir´ (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Yıkılıp düşene gülme sakın sen. Yiğit düşüp kalkmayınca belli olmaz "