Çanakkale´den İstiklâl Marşı´na
Tarih: 20.3.2018 17:04:49 / 314okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Bugün 18 Mart, Çanakkale zaferinin yıldönümü.

Tarihin en inanılmaz savunma harbi bundan yüz üç yıl önce Çanakkale´de yapıldı. Hakikaten bu harp “çelik zırhlı duvar”la “iman dolu göğüs”ün çarpışmasıydı.

İtilaf devletleri bütün güçleriyle Çanakkale´ye yüklendikleri sırada Mehmed Âkif, görevli olarak Berlin´deydi. İngiliz ve Fransızların sömürgelerinden topladıkları Müslüman askerlerden esir alınanlar çeşitli kamplarda toplanmışlardı; farkında olmadan Osmanlı Devleti´ne karşı savaşan bu askerlere telkinde bulunması için Almanya´ya gönderilen Âkif, gelişmeleri oradan yüreği ağzında takip ediyordu. Zaferden emindi; çünkü eğer Çanakkale geçilirse her şey bitecekti. “Berlin Hâtıraları”nın sonundaki mısralar, aslında İstiklâl Marşı´nın müjdecisiydi:

Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz:

Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?

Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.

Âkif, Berlin´de zafer müjdesini alınca doya doya ağlamıştı. Bu gözyaşları, bir süre sonra, Çanakkale´de mucizeler yaratan Mehmetçik için ateşten mısralarla ördüğü ihtişamlı türbenin harcına karışacaktı. Yazık ki savaşın akışını ne Çanakkale zaferi, ne Teşkilât-ı Mahsûsa´nın çabaları değiştirebildi. Arkasında büyük acılar ve yıkıntılar bırakarak sona eren savaştan Osmanlı da yenik çıkmıştı. 30 Ekim 1918´de o utanç verici Mondros Mütarekesi imzalandı. Dün Çanakkale Bağazı´nda çakılıp kalan İtilaf devletleri donanması hiçbir engelle karşılaşmadan geldi, İstanbul Boğazı´nda demir atıp toplarını Dolmabahçe ve Yıldız saraylarına çevirdi.

Ümidini sonuna kadar koruyan Âkif´in bile derin bir karamsarlığa düştüğü bir dönemdi bu. “İnler Safahat´ımdaki hüsran bile sessiz” diyordu, ama kendini çabuk topladı; çünkü “âtîyi karanlık görerek azmi bırak”manın “alçak bir ölüm” olduğuna inanıyordu. Sebilürreşad´da yayımlanan yazılarından birindeki şu cümle, Anadolu´da başlayan kıyamın ve daha sonra bu kıyamın felsefesini dile getirecek olan İstiklâl Marşı´nın ruhunu vermektedir: “Türklerin yirmi beş asırdan beri istiklâllerini muhafaza etmiş bir millet oldukları târihen müsbet bir hakikattir (...) Tarih de gösteriyor ki Türk istiklâlsiz yaşayamamıştır.”

İslamcı bir şairin değil, Türkçü bir yazarın kaleminden çıkmışa benzeyen ve “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım/ Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında şiire dönüşen bu cümleler, Âkif´in duruşunu çok açık bir biçimde gösteriyordu. Millî Mücadele konusunda onun asla tereddütlü bir dönemi olmamış, dergisiyle, kalemiyle ve fiili olarak başından itibaren bu mücadelenin içinde yer almıştı.

***

Millî Mücadele´yi aslında Çanakkale´de uyanan ruh kazanmıştır ve bu ruh benzersiz ifadesini Âkif´in Âsım´ında, kendisini temsil eden Hocazade´ye Çanakkale´yi anlattırdığı bölümde bulmuştur. İstiklâl Marşı´nın bu bölümün imbikten geçirilmiş hâli olduğu söylenebilir. Aslında Âkif´in İstiklâl Marşı´ndaki benzersiz sesi haysiyet kırıcı bir yenilgiyle çıktığımız Balkan Harbi sırasında yazdığı Hakkın Sesleri´nde yer alan bazı şiirlerinde yakalamış, bu ses Berlin Hatıraları´nda ve Âsım´da kıvamını bulmuştu.

Çanakkale´yi anlamadan Millî Mücadele´yi, Âkif´in Çanakkale destanının anlamadan da İstiklâl Marşı´nı anlamak mümkün değildir. Ne demek istediğim, Erkân-ı Harbiye tarafından 1915 Temmuzunda Çanakkale cephesine davet edilen şairlerin yazdıkları şiirlerle 1921 yılında açılan millî marş yarışmasına gönderilen şiirler okunduğu takdirde daha iyi anlaşılacaktır.

Hiç şüphe yoktur ki, imparatorluğun çöküşüne ve beş yüz yıllık vatan topraklarının bir bir elden çıkışına en içten ağlayan da Âkif´ti, Anadolu´da başlayan Millî Mücadele´nin ruhunu en iyi ifade eden de... Bu ruhu derinliğine hissetmek isteyenler, Çanakkale´deki muharebe alanlarını çocuklarıyla birlikte gezmelidirler. Orada yüreği titremeyen ve gözyaşı dökmeyen birinin bu topraklarla hiçbir bağı kalmamış demektir.

TÜRKÇÜLER VE İSTİKLÂL MARŞI

Mehmed Âkif, millî marş yarışmasına hiç şüphesiz “Ödüle gözünü dikti!” gibi dedikodulardan çekindiği ve böyle bir yarışmanın ödüllü olmasına kabul edemediği için katılmamıştı. O tarihte Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi´nin ricası üzerine, ödülü almamak kaydıyla katıldığı ve İstiklâl Marşı´nı “millî marş” olarak yazdığı kesindir. Adı üstünde, İstiklâl Marşı…

Hamdullah Suphi gibi, Türk Ocakları´nın önderliğini yapmış bir Türk milliyetçisinin Mehmet Âkif gibi yakın zamanlara kadar İslâm birliğini savunmuş bir şairden millî marş yazmasını istemesi, kurucu kadronun yüksek kalitesine işaret ettiği gibi nasıl bir Türkiye arzuladığını da gösteren son derece anlamlı bir jestti. Yeni Türkiye hep birlikte inşa edilecekti. İstiklâl Marşı´nın önemli mesajlarından biri de budur.

Türkçüler, değiştirilmeye teşebbüs edildiği dönemlerde hep İstiklâl Marşı´nın arkasında durmuşlardır. Nihal Atsız´ın İstiklâl Marşı hakkında neler düşündüğünü başka bir yazımda anlatmıştım. Kardeşi Nejdet Sançar´ın “İstiklâl Marşı Niçin Değiştirilemez?” başlıklı yazısına Millî Yol dergisinin 2 Şubat 1962 tarihli 2. sayısında rastladım. 27 Mayıs darbesinin hemen ardından İstiklâl Marşı´nın değiştirmek gerektiği konusunda yazılıp çizilmeye başlanması üzerine kaleme alınan bu yazıda kısa bir bölümü aziz okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

“İstiklâl Marşı, Anadolu´da Yunan ordusunun varlığında Batı sömürgeciliğine karşı yaptığımız büyük İstiklâl Savaşı´nın en büyük ve en canlı hâtıralarından birisidir. Gönlünde vatan duygusu bulunan bir Türk düşünülemez ki İstiklâl Marşı´nı her okuyuşta ve her söyleyişte, o büyük hâtıra ile dolup taşmasın. Bu bakımdan bu marş, yalnız bir millî marş değil, Türk istiklâlinin de en sağlam manevî silâhlarından biridir. Çünkü onu her söyleyişte sadece İstiklâl Savaşı destanımızı hatırlamakla kalmıyor, aynı zamanda ruhlarımıza Türk istiklâlinin manevi bir şırıngasını da yapıyoruz. İstiklâl Marşı´mızı değiştirmek, bizi hem o büyük destandan, hem de istiklâl fikrimizin en devamlı ve yaşatıcı tenbih gücünden yoksun bırakacaktır.

İstiklâl Marşı´mız bir edebî anıttır. Bu anıt, İstiklâl Savaşımızın destanî havasıyla Âkif´in büyük vatan heyecanının ve şairlik gücünün birbirine karışmasıyla meydana gelmiştir. Bugün böyle bir anıt daha dikebilmek mümkün değildir. Çünkü böyle bir anıtın ortaya konması için ne İstiklâl Sa vaşımızın destanî havası vardır, ne de Âkif gibi bir dev şair...”

Anahtar Kelimeler: Çanakkale, İstikl, Marşı
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Ya yıldızların Her biri bir mühendistir veya onları yapan bir mühendis vardır!.."