Çakıl taşlarını temizleyecek, yapı-taşlarını döşeyecek bir siyaset için...
Çakıl taşlarını temizleyecek, yapı-taşlarını döşeyecek bir siyaset için...
Tarih: 10.3.2015 11:46:16 / 460okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

 

Türkiye, yeni bir seçime doğru gidiyor... Ama nihâi seçimini henüz yapabilmiş bir ülke değil Türkiye.

 

İDDİALARIMIZI YİTİRMEK!

 

Şunu demek istiyorum: Osmanlı durduruldu; ardından Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyet, Osmanlı`nın medeniyet iddialarını reddederek yola koyuldu: Ve Avrupa`nın, Asya`nın, Afrika`nın -yani üç kıtanın- kavşak noktasını bin yıldır şekillendiren bir toplum, sanki tarihe yeni giren nevzuhur bir toplummuş gibi, medeniyet hafızasını sıfırladı ve Anadolu coğrafyasına hapsoldu.

 

Bu, tarih yapmış, sadece İslâm tarihini değil dünya tarihini şekillendirmiş bir toplumun tarihten sürgün edilmesi ve tarihte tatil yapmaya mahkûm edilmesiydi.

 

Başka bir ifadeyle, Batılılar tarafından dışarıdan sömürgeleştirilemeyen bir toplumun, içeriden devşirme elitler marifetiyle kendi-kendini sömürgeleştirmesiydi.

 

Belki, başlangıçta, Cumhuriyet, en az iki asır boyunca üzerimize üzerimize gelen Avrupalılara şunu demek istemişti:

 

"Tamam, biz bütün medeniyet iddialarımızdan vazgeçiyoruz. Artık bu oyunda biz yokuz. Önünüzde engel olmayacağız. Hatta biz de Avrupa uygarlığının bir parçası olacağız."

 

Evet, Avrupalılar, bütün dünyayı sömürgeleştirmişler, bütün medeniyetlerin kökünü kazımışlar, hepsini tarihten silmişler ya da artık tarih yapamayacak kadar "hadım etmişler", fosilleştirmişlerdi.

 

Tarihten silinmemek için, Avrupalılara, tarih yapan bir aktör olarak medeniyet iddialarımızdan vazgeçtiğimizi deklare ettik açıkça... Bu, tarih yapmış bir toplum için çok büyük bir riskti: Sonu, ölümle neticelenebilecek büyük bir felâkete dönüşebilirdi bu.

 

Türkiye için ölüm neydi, ne olabilirdi?

 

YENİDEN TARİHE GİREBİLMEK İÇİNi...

 

Türkiye`nin Müslüman kimliğini, tarihini, hafızasını ve muazzam medeniyet tecrübesini inkâr etmeye kalkışması, bu toplumun ölümü demekti. Ayrıca bu, dünyanın, insanlığın umudunun bitmesi anlamına gelecekti: Türkiye, herkese hayat hakkı tanıyan, başka kültürlerin, dinlerin ve medeniyetlerin kökünü kazıma ilkelliği sergilemeyen tek küresel ve evrensel medeniyet tecrübesini insanlığa armağan etmiş yegâne aktör`dü.

 

0 yüzden, Türkiye`nin tarih yapmasını mümkün kılan İslâmî tecrübesini unutması, yalnızca Türkiye`nin tarihten çekilip gitmesiyle değil, herkesi kucaklayan muazzez hakikat medeniyeti tecrübesinin de yeniden insanlığın önünü açma imkanlarının bitmesiyle sonuçlanacaktı.

 

Cumhuriyet`in bize kazandırdığı en önemli şey, zaman`dı.

 

Evet, zaman kazandık ve yeniden toparlandık. Ama henüz bizi her bakımdan Batı`ya bağımlı kılan b/ağlardan kurtulamadık; bizi zihnen Batılıların kölesi hâline getiren ve en ürpertici sonuçlarını genç kuşaklarımızı yabancılaştırıcı, mankurtlaştırıcı, İslâmî anlam haritalarımızdan uzaklaştırıcı sefih seküler eğitim, kültür ve medya rejiminde gördüğümüz seküler zihnî prangaları kıramadık.

 

TÜRKİYE`NİN NİHÂÎ SEÇİMİ`NE DOĞRU...

 

Özetle, Türkiye, varoluşsal seçimini yapamadı henüz: Yeniden tarih yapacak uzun soluklu bir medeniyet yolculuğuna çıkacak İslâmî bir yörüngeye oturamadı.

 

Şunu aslâ unutmayalım: Türkiye, ya medeniyet iddialarına yeni bir ruhla sahip çıkacak ve dünya tarihinin yapılmasında yeniden kilit rol oynayan ana aktörlerden biri olacak; ya da  kendini inkâr edecek ve tarihten silinip gidecek...

 

Türkiye`nin seçimi bu aslında.

 

İşte 7 Haziran seçimleri, bu açıdan Türkiye`nin nihai seçimini yapma sürecinde kilometre taşlarından biri olacak bir seçim olacak...

 

Bu seçimlerde, bizim geleceğimizi kuracak donanımlı, medeniyet rüyaları gören, Türkiye`nin önündeki çakıl taşlarını temizleyecek ve önümüzü açacak, bizi hakikat medeniyeti yolculuğuna çıkaracak yapıtaşlarını döşeyecek vefakâr, cefakâr ve fedakâr bir öncü kadronun siyasete taşınması gerekiyor.

 

Burada bu öncü kadronun çekirdeğini oluşturabileceğini düşündüğüm, fikirleri, mücadeleleri ile yakından tanıdığım bazı isimleri sizlerle paylaşmayı bir yükümlülük olarak addediyorum.

 

ÖNCÜ KADRO`NUN ÇEKİRDEĞİ

 

Sivas: Levent Mehmet Kasabaoğlu. Sağlık sektöründe önemli işler yaptı. Mütevazi ve samimi bir isim.

 

Kayseri`den Oğuz Memiş ve Bünyamin Kaplan. Oğuz Memiş, heyecan, birikim ve yılmaz dava adamı. Bünyamin Kaplan, samimiyet, birikim ve gönül adamı.

 

Ankara`dan Erol Göka ve Döne Aslan. Erol Hoca, entelektüel ufuk ve derûni birikim, Döne Aslan sosyal ve kültürel coşku demek.

 

Rize`den Eyüp Furtuna, ihlas, ufuk ve dinamizm.

 

Malatya: Melik Hüseyin Demirbay. Sağlıkçı. Samimiyet timsali.

 

Tokat: Avukat Mustafa Aslan. Gönül adamı.

 

Bursa`dan Kani Torun ve Gürsel Sönmez. İkisi de efsane isim.

 

İstanbul`dan Yusuf Armağan ve Seyfullah Sevinç. Yusuf Armağan, çap demek, yürek demek, dava adamı demek. Seyfullah Sevinç`se, saf ve temiz çocuğu masum Anadolu`nun.

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Dal rüzgarı affetmiştir ama, kırılmıştır bir kere.

Konfüçyus