Gülşah Akkaş Yaman


BÜŞRA ŞEN ÇOBAN

BÜŞRA ŞEN ÇOBAN


Eğitimci Yazar Dostum,  Büşra ŞEN ÇOBAN ile yaptığım sohbeti bu hafta köşe yazımda sizlerle  paylaşmak istedim. ''O, çocuk da yaparım kariyer de dedi.'' Sosyal yaşamı terk etmeden bir taraftan da kızını büyütüyor. İstanbul'da ikamet eden Sevgili Büşra ŞEN ÇOBAN yolun bahtın açık olsun.

Sosyal Hayatta Var Olan Anneler

Kendimi bildim bileli  hareketli ve sosyal bir insan oldum. Çocukken  birden fazla spor ile uğraştım,  ortaokulda bu sporların  yanına  tiyatroyu ekledim . Dinlenmek benim için  boş  kalmak demek değildir, etkinlik değiştirmek  demekti. Bir insan bir işten  başka  bir işe  geçerek  dinlenebilir.  Mesela ders çalışmaktan yorulunca biraz spor yapmak mükemmel  bir dinlenme etkinliği olabilir. Okuldan çıkınca  eve hiçbir  zaman arkadaşlarım gibi erken saatte geldiğimi bilmem. Haftanın iki günü spor, iki günü tiyatro , hafta içi bir gün etüt.  Hafta sonları  ise dershanem olurdu.

Liseyi ailemden  uzakta  farklı  bir  şehirde kazandım, okudum. Lise yıllarımda bir hayli hareketli dolu dolu geçti. Spor her zaman vazgeçilmezimdi. Çok sakin bir ilçede bile çok  hareketli günlerimiz geçiyordu. Mesela 12. Sınıfta  sınava hazırlık  günlerimde  hobi amaçlı  turist rehberliği  yapar, derslerime daha iyi motive olurdum. Bir nevi böyle  dinlenirdim.

Ve üniversiteyi kazanmıştım. Hayallerimdeki üniversiteyi kazanmıştım: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi. Üniversite yıllarımda da çalıştım. İlk iki yıl  öğrencilerin yapacağı  standart işler  yapsam da üniversite  üç ve dörtte yaşıtlarıma göre  daha iyi maddi şartlara sahip olduğum bir işim vardı. Kendi mesleğimi yapmaya başlamıştım. Üniversite üçüncü  sınıfta  öğretmenlik  yapıyor  ve maaşımı  kazanıyordum. Sonrasında  tempolu bir iş  hayatım oldu. Öğretmenliğin  yanında  Dost Beykoz  gazetesi ekibine dahil oldum güzel  işler  yapmaya başladık. Bu iki işi  birlikte  yürütürken  siyasi hayata dahil oldum. Okuldan çıkıp  diğer  işlere  vakit ayırıyordum.  Meslektaşlarım  okuldan dörtte çıkıp  evlerinde dinlenirken benim hep birbirinden uzak ilçelerde  toplantılarım ve çalışmalarım olurdu.  Eve gece yarılarında  gelmek zorunda kaldığım olurdu.

İlkokul  yıllarımda da okuldan çıkınca  evime gelemiyordum, meslek hayatım da okuldan  çıkıp  evime ulaşamıyordum.  Sanırım  sosyallik karakterimin, ruhumun bir parçasıydı. Bu tempolu yaşam  beni mıknatıs gibi çekiyordu. Bu kadar işi  bir arada yaparken de pek yorulmuyordum. Beni yoran ve körelten stabil ve sönük  bir yaşam  olacaktı. Derken hayatımın geri kalanını paylaşacağım adamla tanıştım bir yuvam oldu . Ve sonra anne oldum.

Anne olunca işler  ister istemez  değişiyor.  Dünyanın  en güzel  meleği size emanet ediliyor.  Çocuğunuzu  en iyi şekilde  yetiştirmek istiyorsunuz, her anında  yanında  olmak istiyorsunuz. Onunla çok  güzel  anılar biriktirmek istiyorsunuz ama bir yandan da çocukla bazı şeyleri  yapmak pek mümkün  olmuyor: Tam zamanlı yoğun  tempo gerektiren işler gibi. Çok  sevdiğim öğretmenlik mesleğine  bir süre  ara vermek zorunda kaldım. Çünkü erken çocukluk  döneminde  çocuğumun  her anında yanında  olmak  istedim. İlk adımlarında elini tutmak, ilk kelimelerini duymak ve bir çok  eğlenceli  anı  onunla yaşamak  istiyordum. 

Yoğun  ve tempolu iş   hayatından  uzaklaşmak  elbette çok güzel.  Fakat birçok  anne çocuğu  için  sosyal hayatını  da bırakıyor ve buna “fedakarlık” adını  veriyor. Sosyal hayattan vazgeçmiş  bir anne ve sosyallikten mahrum bir çocuk  ortaya çıkıyor. Anne olduktan sonra eve kapanan, arkadaşlarıyla görüşmeyen, sevdiği  uğraşlardan vazgeçen bir çok kadın var. Annelerin böyle  davranmalarının bir çok sebebi var tabii. Bunlardan biri “ en iyi anne çocuğu için evinde oturan kendini soyutlayan annedir" algısı. Toplum, çocuklu  anneyi sosyal ortamlarda istemiyor çünkü  görmeye  alışkın  değil. Bir çok  restoran ve kafe  bile çocuklu aile istemiyor. Bu konu ile ilgili çok kısa  bir  süre önce  sosyal medyada “çocuksuz  kafe istiyoruz" başlığı  altında  bir propaganda başlatıldı. Çocuklardan rahatsız  olan bu kesim “ çocuk  yapmayın, hayvan sahiplenin"  başlıklarıyla konuyu çok  başka  yerlere taşıdılar. Anne ve çocuğu istediği  bir mekânda istediği  yemeği  yiyemeyecek düşünsenize. Anneyi sosyal ortamdan dışlamak topluma bir şey  katmasa da anneye çok  şey kaybettirir. Kendini sosyal ortamda ifade edemeyen, istediği sporu yapamayan, istediği yere gidemeyen anne ne kadar mutlu olursa çocuğunu ve çevresini  o kadar mutlu eder. Daha önce  çocuk  dostu mekânlar  ile ilgili çalışmalarımı önceki yazılarımda  yazmıştım.  Ancak sosyal hayat kafelerden ibaret olmadığı için bu da yeterli değildir. 

Bu konuda kendi çocuğuma yaşadığım  sosyal hayata dahil olma serüvenimi sizinle paylaşayım: Öncelikle aileye yeni gelen bebeğinizi hayatınızın  akışına  dahil edin. Mesela doğumdan bir kaç  hafta sonra kendinizi iyi hissettiğinizde günlük  yürüyüşlerinize kısa zamanlı  da olsa başlamak  gerekir diye düşünüyorum.  Kara kış  da olsa  uygun kıyafetlerle  bebeğinizi  yürüyüşe  çıkarmak  anneye de bebeğe  de iyi gelecek. Kırk  gün  boyunca  anneyi ve bebeği evde tutmak zorunda olan düşünceye pek inanmıyorum.

Çocuğum  üç aylıkken  yüksek  lisans yaptım .  Çalışan  bir kadın  olarak iş  yoğunluğundan  dolayı  yapamadığım  bir çok şeyi  çocuk vesilesi  ile yaptım. Bir çok röportajıma, toplantılara, kütüphanelere  ve uzun seyahatlere bebeğimle katıldım. Çocuğu  iş yaşantınıza, toplantılara  dahil etmek uygun ortamlar sağlandığı  sürece mümkündür.  Anne sosyal hayata  dahil olunca anneye eşlik eden çocuk  da bir çok kazanımı  gerçekleştirmiş oluyor. Mesela; iletişim becerileri gelişmiş, özgüvenli, sorumluluk sahibi olan çocuklar  dış  dünyaya  dair tecrübesi  daha fazla olan çocuklardır.  Bunun yanı  sıra  düzenli  periyotlarla doğa yürüyüşüne çıkmak  da anneye iyi geldiği  gibi çocuğa  da bir çok  katlı  sağlar. Ormanda, engebeli arazilerde, doğada  çok  vakit geçiren  çocukların düz  alanlarda, avmlerde vakit geçiren  çocuklara göre  analitik becerileri ve problem çözme  yetileri daha gelişmiştir.  Çocuk  annenin dünyasında, anne de çocuğun  dünyasında  ve ortamında  uyum içerisinde  var olabildiğinde daha sağlıklı  ve daha mutlu bireyler var olacaktır.

Bir sonraki yazıda buluşmak duası ile 

 



YAZARLAR