Bu bir gezi yazısıdır
Bu bir gezi yazısıdır
Tarih: 10.3.2015 11:46:51 / 679okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Gündemin ve şehir hayatının yoğunluğundan yorulduk. Üzüldük. Sıkıldık. Biraz nefes alma zamanı.

 

Baharın şu ilk günlerinde, kış mevsimini görmeye gidiyoruz.

 

Kar yağışı, köylülerin yüzünü güldürür, şehirlileri ise çoğunlukla üzer veya tedirgin eder. Birinin ‘bereket’ dediğine, diğeri ‘felaket’ diyebiliyor. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.

 

İstikamet Kapıorman dağlarında bulunan Susuz Yayla. Gecenin sonuna doğru, İstanbul’dan çıkıyoruz.

 

Her seferinde, Karapürçek beldesine uğrayıp uğramama konusunda kararsız kalıyoruz. Yine öyle oluyor.

 

Sabahla birlikte Dokurcun’dayız. İçinden Mudurnu Çayı’nın geçtiği belde. Bizi buraya neyin çektiğini hâlâ tam olarak anlayabilmiş değiliz. Düzenli aralıklarla geliyoruz.

 

İki kilometre ötesi Tavşan Suyu köyü. Belde Sakarya’ya, köy ise Bolu’ya bağlı. Beş dakikada bir şehirden diğerine dâhil olmak, insanda hoş duygular bırakıyor.

 

Bahara yakın yerlerden geçiyoruz. Erikler çiçek açmış, kuşların neşesi yerine gelmiş, suların sesi yükselmiş, toprak hareket etmiş. Bunun gibi şeyler.

 

Köyden sağa dönüp Sülüklü Göl yoluna giriyoruz. Fakat yolculuğumuzun gölle bir ilgisi yok. Hedefimiz su değil, kar.

 

Rakımın yükselmesiyle beraber, kar da görünmeye başlıyor. Önce yolun kuzeye bakan yamaçları, sonra güneş görmeyen yerler. On dakikaya kalmadan, beyaz, tek hâkim renk olarak karşımıza dikiliyor. Artık karlı bir yolda ilerlemeye çalışıyoruz. Bir müddet sonra, aracımız ilerleyemeyecek duruma geliyor. Ve yürüyüş başlıyor.

 

Aşağıda bahar, yukarıda kış.

 

Böylece, kendimizi doğaya salmış oluyoruz. Bu bölgede hareketli bir yaban hayatı var. İlk karşımıza çıkan, karaca izleri.

 

Karda yürümek meşakkatlidir. Önde olan daha çok yorulur. Zaten buralara yorulmak için gelmiyor muyuz? Bedenin yorulması karşılığında ruhun dinlenmesi. Gönlümüzün varlığını hatırlaması.

 

Sarıçam, gürgen, kayın, meşe, şimşir gibi ağaçlardan oluşan ormanda ve karlar içinde, yürüyüş halindeyiz. Nefesimiz yettiğince, ‘karlı kayın ormanında’ türküsünü söylemeye çalışıyoruz. Başarısız darbe girişimleri.

 

İnsan insanın sesine muhtaçtır. Ses olmak ne demek, bu ıssız dağ başlarında daha iyi anlıyoruz.

 

Yolculuk, insanı terbiye ediyor. Yürümek, bizi evvela kendimize getiriyor. Dostluklarını pekiştirmek isteyenlerin şehirlerdeki çeşitli mekânlara değil, dağlara / tabiata gitmeleri gerekiyor. Buralara birlikte gelip de sonradan koptuğumuz, ayrıldığımız pek arkadaşımız olmadı. Çok şükür.

 

Rakım yükseliyor, yürüyüşümüz sürüyor. Derler ki, yatanın yürüyene borcu vardır. Sabit olan, nabit olur.

 

Kardelenlerle, sarı ve mor çiğdemlerle karşılaşmaya başlıyoruz. Buldukları her boşlukta açmışlar.

 

Kar, çeşitli hayvanlara ait izlerle dolu. Seçebildiklerimiz: Ayı, kurt, tilki, çakal, domuz ve geyik. ‘Toynak’, ne güzel bir kelime.

 

Üç saatlik ağır yürüyüşten / tırmanıştan sonra Susuz Yayla’ya varıyoruz. Rakım bin dört yüz elli. Adını saydığım ağaçların bu yüksekliğe çıkmaya güçleri yetmiyor. Dolayısıyla, orman bitiyor. Sadece, kır serdarı gibi duran alıç ve ahlat ağaçları var. Onlar da aralarındaki mesafeyi koruyorlar.

 

Derinliği iki metreye kadar ulaşan bir kar. Rüzgâr, buralarda iyi oyun oynamış.

 

Ahmet Muhip Dıranas, Kar şiirinde, “beyaz dokusunda bu saf rüyanın” demişti. İşte, bembeyaz bir zeminde, insansız bölgedeyiz. Buradan bakınca, aşağıda kalan dünyaya dair hiçbir işaret görünmüyor. Çünkü bir sis denizinin, duman bulutunun üstündeyiz. Dünyayla olan irtibatımız tamamen kesilmiş gibi. Her şeyden uzakta olmanın verdiği tarifsiz his. Evet, cep telefonunun çekmediği yerler.

 

Yürüyüşümüz sırasında türlü kanatlar görmüştük. Bu kez tepemizde iki kuzgun beliriyor. Durmadan dönüyorlar. Yüksek kanatlar.

 

Hava soğuk, dostluk sıcak. Kardeşliğin sıcaklığı, soğuk havayı bastırıyor. Yine de ateş yakmak zorunda kalıyoruz.

 

Bulabildiğimiz odunların, çalıların hepsi ıslak. Yanımızda getirdiğimiz çıralar, suyu bile tutuşturacak beceriye sahip.

 

Ateş yakılıyor, hasırlar çevresine seriliyor. Ateş, şefkatli bir aile reisi gibi, bütün evlatlarını başına topluyor. Boşuna ‘baba ocağı’ dememişler.

 

Ateşi görünce üşüdüğümüzü anlıyor ve ısınmaya başlıyoruz. Yemekler yeniliyor, çaylar içiliyor, kıyafetler kurutuluyor. Haliyle, durum değerlendirmesi de yapılıyor.

 

Artık dönüş, iniş vakti. Akşam olmak üzere. Ayaz çıktı.

 

Biz yoldayken hava kararıyor. Her an bir şey olabilir. Karşınıza ne çıkacağını asla bilemezsiniz. Orman içindeki gece yürüyüşlerinde, bir adım sonrası, ancak giderseniz vardır. Temkinli ve tedbirli olmak şart.

 

Şu sözün Nurettin Topçu’ya ait olduğunu biliyorum: “Tabiatla konuşmasını bilmeyen insanın ruhu dilsizdir.” Konuşmanın birinci kuralı ise karşımızdakini dinlemektir. Bunu, gece olunca daha iyi anlıyorsunuz. Çünkü buralarda, çalılar bile dile geliyor. Ne söyledikleri ise sizin hayal gücünüze kalmış.

 

 

Anahtar Kelimeler: Bu, bir, gezi, yazısıdır
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen."

Yunus Emre