İbrahim Kahveci


Bizim hikayemizi kim yazacak?

Bizim hikayemizi kim yazacak?


 

Ülkeler hep aynı kaderi mi paylaşır? Kimi ülkelerin kaderini değiştiren hikayeler vardır; kimilerini de bitiren. 
Kaderini bitiren ülkeler kimler?
Eski dönem hesabı ile 1970 yılında Türkiye’nin toplam geliri 18,1 milyar dolarken, Arjantin 21,1 milyar dolar ile önümüzdeydi.
Oysa bugün Türkiye Arjantin’den yüzde 60 daha büyük bir ekonomiye ulaştı.
Ama bu iyi örneğin yanında kötü örnekler de var: Mesela o yıl (1970) bizim 2 kat büyük olduğumuz Güney Kore (8,8 milyar $) ise, bugün bizim iki katımızdan daha büyük bir ekonomiye sahip oldu. 
Bundan 50 yıl önce bizim 4,5 kat büyük olduğumuz İrlanda ise bugün bizim yarımıza gelmiş durumda. Ya da şöyle izah edelim:
İrlanda gibi bir büyüme oranı yakalamış olsaydık bugün GSYH’mız 744 milyar dolar değil 1 trilyon 742 milyar dolar olacaktı. 
***
Türkiye’nin büyüme serisine baktığımızda 10 yıllar itibari ile şu tabloyu görüyoruz:
1960-70 arasında %69
1970-80 arasında %49
1980-90 arasında %66
1990-2000 arasında %43
2000-2010 arasında %48
2008-2019 arasında ise %68 büyüme oranlarımız yaşanmış. 
Lakin özellikle 1990 sonrası çok önemlidir. 
Çünkü 1980-90 arası aynı zamanda demografik yapının hızlı değiştiği; çok hızlı büyüme için müthiş bir altyapı yatırımının hazırlandığı dönemdir. 
Mesela lise ve dengi okullaşma oranı 70’lerde yüzde 20,1 seviyesinden 1990’da yüzde 36,6’ya çıkıyor. Yüksek öğrenim oranı da yüzde 5,7’den yüzde 14,5’e yükseliyor. 
1980 yılında kent nüfusunun oranı yüzde 35,9 seviyesinden sadece 10 yıl sonra yüzde 51,3’e yükseliyor. Bu oranın önemini şu şekilde verelim: Kent nüfus oranı 1980-90 arasında 35,9’dan 51,3’e çıkarken, 1990-2000 arasında sadece 57,0’e yükseliyor. 
Artan eğitim ve şehirleşme oranı ile beraber toplumun yapısında da değişimler başlıyor. 
-Nüfus artış hızı yavaşlıyor
-Çalışabilir çağdaki 15-65 arası nüfus oranı hızla artıyor. 
1980-90 arasında Devlet yüzde 10 gibi düşük bir oranda vergi alırken, kamu yatırım oranı ise yüzde 25’lere ulaşıyor. Oysa şimdi devlet yüzde 25 civarı vergi toplarken, kamu yatırım oranı yüzde 8’lere düşmüş durumda. 
Hızlı nüfus artışının çoktan yavaşladığı, hatta nüfusun durağanlaştığı bir dönemde kamu yatırım oranı da hızla düşüyor.
Kentleşmenin getirdiği altyapı sorunları yerine nüfusun sabitleştiği bir döneme çoktan geçtik bile. 
Ama olmuyor. 
Bir türlü beklenen veya olması gereken ekonomik kalkınmanın hikayesi ülkemizde yazılamıyor.
Ara dönemlerdeki bazı başarılar ile dünya sıralamasında 16. sıraya çıkıyoruz; sonra hemen 19 - 20. sıralara geriliyoruz. 
Hatta kâğıt üzerindeki son GSYH revizyonumuz olmasaydı ilk 20 içinde de olmayacaktık. 
Acaba neden büyük Türkiye değişimini yapamıyoruz? Neden ekonomik kalkınmada sınıf geçemiyoruz? 
Oysa bizde un, yağ, şeker var. İş sadece helva yapmakta. Neden bu helva yapılamıyor? 
***
Türkiye’de yeni bir ekonomi programına ihtiyaç var: Bu programın sloganı ise: “ÇALIŞMAYA VARMISINIZ” olmalıdır. 
Çalışmak ama çalıştıkça kazanmak ve daha çok çalışıp daha çok kazanmak. Bunun için vergi sistemimiz çalışmayı teşvik edecek şekilde çok büyük bir değişime muhtaçtır. Şu anda çalışanı yolan bir vergi sistemi içindeyiz. 
2004 yılından 2017 yılına (kriz öncesi olduğu için 2017) beyaz eşya üretimimiz 11,6 milyon adetten 28,2 milyon adete yükselmiş.
Ama tüketim sadece yüzde 83,4 artabilmiş. 2019 yılına göre ise tüketim artışı yüzde 43,1’de kalıyor. 
2004 yılına göre 2017 yılında otomobil tüketimi de yüzde 60,2 artabilmiş. 2019 yılında ise otomobil tüketimi 2004’e göre yüzde 14,2 daha az. 
Acaba bu ülkeye 650 milyar dolar yabancı sermaye gelirken neden bu kadar zayıflamış bir ekonomi ortaya çıktı? Neden bir büyük değişim yaşayamadık?
Varlıklarımızı bile sattık ama yine olmadı. 
***
Türkiye artık yaşlanıyor. Kadın başına doğum sayımız 2,10 sınırının bile altına düştü 1,88 oldu. 
Vaktimiz yok.
Yaşlı ve fakir bir ülke olacağız. Hem de aşırı borçlu...
Kurumlar ve kuralları çalıştırmayıp, liyakat ve adaleti de bitirince bizi bekleyen tehlike sadece karanlık değil; zifiri karanlıktır. 
Türkiye ne zaman bu helvayı yapacak? Ne zaman büyük değişimi ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak? 
Bunu kim yapacak? 
Derdimiz ve hesabımız bugüne değil geleceği kurtaracak Türkiye hikayesine odaklanmalıdır. 
Karar Gazetesi 16 Temmuz 2020 tarihli yazısının iktibasıdır
 



YAZARLAR