Gülşah Akkaş Yaman


BİR TARAFTA AZALIRKEN BİR TARAFTA ÇOĞALIYORUZ

BİR TARAFTA AZALIRKEN BİR TARAFTA ÇOĞALIYORUZ


Bu aralar ne de çok cenaze haberi alır olduk dikkat ettiniz mi? Bir hastalıkla savaşıyoruz ve bu hastalık, yaşları kemale eren yaşamın izlerini ellerinde yüreklerinde gördüğümüz kişileri daha çabuk alıp götürüyor. Tabi hepsi takdiri ilahi olduğunu biliyoruz, lakin her ayrılık hüzünlüdür. Yürüyen ansiklopedi gibiler, belki hiç mektep görmeseler de mektebin ta kendisi onlar. Mevlana’nın dediği gibi;'' Gençlerin aynada görmediklerini, yaşlılar tuğla parçasında okurlar''. Yaş aldıkça en iyi anladığım şey şu ki ''Tecrübe ancak yaşarken edinilir. Her gün hayat yeni bir soru sorar insana ve bu soruları cevaplarken, ne de çok öğrenirsin.''

Merhamet ile ilgili kütüphaneler dolusu kitap okusan gerçek manada öğrenmen mümkün değil, merhameti ancak hissedersen öğrenirsin. Bir çift derin derin bakan göz sana bir çırpıda öğretir merhameti. Ne fark eder küçük, büyük, erkek, kız... Kimin sağ eli boş kimin sol eli boş, iş de o zaman sineni sızlatır merhamet ve göz pınarların  hiç de sana danışmaz akarken.

Kimin sağ elini kiminin sol elini doldurmaya çalışırken öğrenirsin merhameti.

Anlaşılan şu ki insan yaşamın sonuna yakın kendi romanını yazar. O zaman her yaşlı bir romandır. Okumasını bilene. Dinlemesini bilene. Her gidiş hüzünlüdür, tıpkı güz gibi yazın sıcağını alır götürür. Ömür yapraklarını tek tek döker. Hiç yaşanmamış gibi, hiç çocuk anne olmamışsın sanki, ne de çok yaprak döküyoruz bu aralar.

Bizim romanımızdaki kahramanlar tek tek göçerken, üşüyorum kış gibi. Sanki bir Film sahnesindeyiz baş rol oyuncuları nereye gidiyor.  Sanki bizim de Film toparlanıyor mu? Hayatımızdan çıkan her insan için, “İyi ki ziyaret etmişim” ya da “keşke gitseymişim ziyaretine” derken buluyoruz kendimizi! Geç kaldıklarımıza keşkelerimize  yenileri ekleniyor her geçen gün. Fahri kâinat nebinin aşağıdaki hadis-i şerifi sızlatıyor bizde merhamet namına ne varsa:

Eğer beli bükülmüş yaşlılar, takva sahibi gençler, süt emen çocuklar, yayılan hayvanlar olmasaydı, belalar sel gibi inerdi!

Beli bükülü yaşlıları, “yol uzun vakit akşam” diyen yolcu gibi kaybediyoruz... Teker teker... Azalıyoruz... bizde olan ne varsa alıp götürüyor hayat, bir gün çoğalmak ve buluşmak üzere azalıyoruz. Hem çok kısa hem çok imtihanla olan bu dünyaya veda edenlere yenileri eklenirken, ayrılık insana hep zor geliyor hep acıtıyor en güzel yerinden. Her ölüm kış gibi soğuk... Kapısını çalacağımız yaşlı sayısı azalırken, Yasinlerimizin ardından hediye edeceğimiz isim çoğalıyor. Dedim ya bir taraftan azalıp bir taraftan çoğalıyoruz.

Bir dahaki yazıda buluşmak duasıyla.