Berat Demirci


BİR ŞİDDET ARACI OLARAK MİZAH

BİR ŞİDDET ARACI OLARAK MİZAH


Adam, mesela “Arkanızdan geçenlerin haddi hesabı yok!” diyor ve güya mizah oluyor. Bu seviye bizzat “önder” olarak anılan birine ait idi ve kendi tabanının da mizah zeminini gösterir. Af buyurun ama bu söz, “Puşt!” hakaretinin açılımıdır, adı da dolaylı filan değil, direk küfürdür…

Bir de “O başlattı!” ifadesiyle savunma terbiyesizliği vardır, bu da mizahî cevap olmaktadır. Biri “Senin…” diye başlayan bir küfür ediyor, diğeri “Ben de senin…” diye mukabele ediyor ve karşılıklı hiciv üretmiş oluyorlar…

Karikatür, çizgilerle yapıldığı için bizde köklü bir geleneği yoktur ama söz öyle değil, söze dayanan her sanatın sağlam bir geçmişi vardır. Mizah sözle yapılırsa adına hiciv denir, bir edebî sanattır, söze dayanır ve yapanın hem bilgi, hem de edep seviyesini gösterir. Karikatür, gösteri ve göstergelerin hâkim olduğu günümüzde sözden daha etkili bir mizah vasıtasıdır; tüketiciye kolay ulaştırılır, çabuk tüketilir ve atılır.

Resimli romanlar, ressam olmayı gerektirmediği gibi, karikatür de sanatçı olmayı gerektirmez. Bir konuyu çizgilerle işleme yolu olarak karikatürün kullanılması, çizeni “büyük karikatürist” yapmaz. Resimli romanlar yerini ilerleyen teknolojiyle beraber animasyon filmlere bırakmaktadır, karikatür de teknikleşerek sanat değil teknisyenlik haline dönüşmektedir. Mizahî karikatür dergileri de animasyon yoluyla gösterim zanaatına dönüşmektedir.

Bir zamanlar mizah dergilerini kaçırmayan ve çizerliğe heves saran biri olarak, kurguladığım hicviyeleri karikatür haline getirmeye çalışmıştım. Mimar Necip Dinç ağabeyim bana Escher’i sevdirmişti ve çok zaman etkisinde kalmıştım. Mezuniyet albümünde benden grafikle karikatür arası iki örnek kaldı, ben de o işi terk ettim… Aslında, mizah dergilerini besleyen bir sözlü hiciv geleneğinin olmayışı, ülkemizde de bu işi kabalaştırdı ve teknikleştirdi. İdeolojilerin fikrî derinliği kaybolunca, sert yüzleri kendilerini karikatürde temsil etmeye başladı.

Hiciv gülümsetir ve hafiften iğneler…

Günümüz mizahı ise sizi zorla güldürmek için gıdıklar adeta ve hafiften iğneleme yerine hedefe konulan insanları süngüyle delik deşik etmeye yöneliktir. Mizah ile şiddeti bir araya getirip adına “sanat” dedirtmek için kan kokulu mitingler mi düzenlemek gerekiyor? Birilerini aşağılamak ve ötekileştirmek için mizahı da iktidar ve savaş aracı haline getirmek, özgürlüğün sesi olan sanatı ne kadar da yüceltiyor değil mi?

Adam, bir devlet başkanının kafasını köpeğin üzerine monte etmiş, tasmasının zincirini de domuz gövdesi üzerine yerleştirdiği bir başın eline vermiş ve bu karikatür yoluyla mizah oluyor. Sözle ifade edilirse, “Sen, sahibi domuz olan bir köpeksin!” kabalığında bir çizerlik örneğidir bu. Mizah dediğiniz şey, kendisine mizahla cevap vermeye açık olmalıdır, değilse hakarettir. Şimdi bu karikatüre mizah yoluyla bir cevap arayın, asla bulamazsınız. Ancak “İt, senin yedi sülalendir!” cevabına imkân verir.

Mizah, günlük hayatımızda latife yani şaka olarak yer alır; biz şakalaşırız ve şakalaşmayı da severiz…

Latife ise latif olmalıdır. Latifenin terbiyesizlikle malul bir türü vardır ki, adına “Eşek şakası” denilir. Günlük hayatında latif olmayanların, sözle yahut çizgiyle letaif arz etmesi muhaldir.

Bence ortada ne mizah var, ne zekâ; ne de bir sanatta özgürlük sorunu söz konusudur. Güdümlü özgürlükler, mizah vasıtasıyla, kaba bir biçimde hayatımıza müdahale etmektedir. Cevap vermek gerekir mi? Bence gerekmez. Çünkü mizah, hangi seviyeden muhatap bulacağını bilerek operasyonel amaçlı hale getirilmiştir.

Ah cehalet, sen nelere kadirsin, dünyayı yönetir bir güç haline geldin!



YAZARLAR