Yusuf Ziya Cömert


BİR NEVİ FAİZ ARTIŞI

İki gün önce, Dolar henüz 17 lira civarındayken, bir arkadaş “Abi ne diyorsun, Dolar, Euro böyle gider mi?” diye sordu.Evvela “Ben anlamam” dedim.


Anlamam deyişim biraz da arkadaşın benim lafımla herhangi bir iktisadi eyleme girişmemesi içindi. “Anlamam” diyenler yine de birkaç cümle sarf ederler. Etsinler. Nasıl olsa bağlayıcı değil. Kimsenin başına dert açmaz. ‘Anlamam’ diyemeyenden korkmak lazım… Anlamadığı halde ‘anlıyorum’ diyenden… Anlamadığı işi yapmaya kalkışandan. Ben de birkaç cümle sarf ettim. Dedim ki “Bu döviz fiyatları yüksek. Şişik. Bu kadar olamaz. Mutlaka içinde bir miktar gaz var.” “Eğer gaz değilse ekonomide, siyasette bizim bilmediğimiz, fakat finans sisteminin okuyabildiği büyük bir sorun var.” “Büyük bir sorun yoksa, idare de makul tedbirler alır, makul bir söylemle toplumun önüne çıkarsa o gazlı kısım gider. Yani doların gazlı kısmı düşer.” Bunu “Ben dedim, bakın dediğim nasıl çıktı” demek için anlatmadım. Dediğim çıkmadı çünkü. Farklı bir şey oldu. Benim ifadelerimin içinde olmayan, arkadaşa bu sözleri söylerken aklımdan geçmeyen bir şey. O günün akşamı Cumhurbaşkanı Erdoğan Türk Lirası mevduatına dövizdeki muhtemel artışlar kadar geliri garanti eden bankacılık uygulamasıyla ilgili açıklamalarını yaptı. Bankaya faizle vadeli para yatıracaksın, döviz faizden daha fazla yükselirse dövizin sağlayacağı artışı vade sonunda banka sana ödeyecek. Böylece “Faiz” tabirini de kullanmamış olacaksın.Bankaya döviz yatırmana gerek yok. Senin liran döviz artışına endekslenecek. Yani bankaya yatan lira döviz kadar gelir getirecek.

Faizi arttıramıyorsun. Nas’ yüzünden diyemiyorum çünkü ‘nass’a yükledikleri anlam faizin ‘sıfır’ olmasını gerektiriyor. Bunun yerine faiz arttırmakla aynı sonucu verecek, faiz artışının yerine geçecek yöntem geliştiriyorsun. Faiz arttı mı?

Arttı ama artmadı. Peki ne arttı?

Döviz fiyatı arttı. Ben de mudiye o artış kadar faiz ödemeyi garanti ettim.

Ancak garanti ettiğim şeyin adına ‘faiz’ demiyoruz. İyi fikir. Benim tanıdıklarımdan ekonomi yönetiminde ya da yüksek mevkilerdeki iktisatçı titrli şahıslar arasında bunu akıl edebilecek biri yok.

Vaktiyle 70’lerde Demirel’in başbakanlığı döneminde Dövize Çevrilebilir Mevduat diye bir uygulama ihdas edilmişti.

O civarda bunu hatırlayacak bir bürokrat da yok. Ama tanımadıklarım arasında olabilir. Kim düşündüyse uygulama açıklanır açıklanmaz sonuç verdi.

Dolar henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşurken düşmeye başladı.

Düşe, düşe, düşe 12 liranın altına kadar geldi.Güzel bir şey. Tersini söylediğimize göre düzünü de söyleyelim.

Beş altı saat içinde TL yüzde 40’a yakın değer kazandı. Bu, Türkiye’de yaşayan herkesin memnun olacağı bir gelişme.

Memleketin maddi değerindeki kayıp durmuş oldu. İnşallah böyle devam eder.

Dövizdeki tarihi düşüş birkaç aydır endişeli olan AK Parti muhitlerine büyük moral verdi.Bu atmosfer AK Parti’ye erken seçim konusunda ilham verir mi? Böyle düşünenler var. “Baharda seçim olur” diyenlere rastladım. Ama baharda seçim demek bugünlerde seçim kararını açıklamak veya bugünlerde parlamentodan erken seçim kararı çıkarmak demek. Biraz zor. Bu uygulamanın bir maliyeti olur mu?

Döviz fiyatları yeniden artış eğilimine girerse olur. Çünkü artışı hazine garanti ediyor. Kim öder maliyeti? Tabii ki vatandaş öder. Nasıl öder? Vergiyle, zamla, enflasyonla öder. Düşük faiz, yüksek kur, daha çok ihracat, daha çok üretim ve cari fazla tabirleriyle formüle edilen Güney Kore veya Çin usulü yeni ekonomi modeli hala geçerli mi? Tam değil. Döviz düşmeye devam ederse ithalat artma eğilimine girebilir. Aksi olur döviz artarsa bu da politika faizi düşük tutulsa bile fiili faizin yükselmesi anlamına gelir.Bağlantılarını ve hesaplarını yüksek döviz fiyatına göre yapan ihracatçı da yeni külfetlere katlanmak zorunda kalabilir.

Sakıncaları var mı bu yapılanların?

Vardır mutlaka. Ama bugün sakınca günü değil. KARAR GAZETESİ 22 ARALIK 2021 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.

 



YAZARLAR