Yusuf Ziya Cömert


Bir masaj aleti olarak tarih

Bir masaj aleti olarak tarih


Tarih önemli bir alan. ‘Bilim’ diyeceğim fakat Şahin Uçar Hoca’dan gıyabında aldığım dersler buna mani oluyor. Bilim olunca kanıtlanabilmesi lazım. Nasıl kanıtlayacaksın? Bir saat önce vaki olmuş bir hadiseyi bile dört kişi kaydetse dört tane ayrı hikaye çıkar ortaya.

Fakat, ‘bilim’ veya ‘ilim’ demeyince tarihi küçümsemiş olmuyoruz. Ya da maksadımız küçümsemek değil. Kaydetmek veya eski kayıtları okumak için bile bir çok şeyi, yazıyı, dili, kültürü, dini bilmek gerekiyor. Yani bilgi gerekiyor.

‘Kanıtlanamaz’ da olsa bilebildiğiniz kadar bilmek istiyorsunuz.

Bilebildiğiniz kadar bilince belki düğmeyi ne zaman yanlış iliklediğinizi ve bugün neden iki yakanızın bir araya gelmediğini anlayabilirsiniz.

Fakat biz bugün galiba tarihi düğmeyi ne zaman yanlış veya ne zaman doğru iliklediğimizi anlamak için kullanmıyoruz.

Daha çok hamasette kullanıyoruz. Bir çeşit kafa masajı, hatta ruh masajı yapmakta.

Tarih, politikaya ve halka böyle yansıyor.

Bu yüzden, siparişe uygun şekilde imal edilmiş bir Sultan Abdülhamit, gerçek Abdülhamit’ten daha çok tercih ediliyor.

Hele de kendisinden bugünkü siyasi münakaşalara ‘kapak’ olacak vecizeler sadır olabiliyorsa!

Tarihi masaj aleti olarak kullanmak tamamen faydasız bir şey değil.

Mazideki güzel hikayeler kendiniz için, ulusunuz için, cemiyetiniz için yüksek hedefler göstermenize yardımcı olabilir.

Ya da bugün o güzel hikayeleri okuyarak, dinleyerek kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.

Osman Gazi’nin civardaki Bizans derebeylerini nasıl alt ettiğini bilmek hoşunuza gidebilir.

Yıldırım Bayazıt’ın “Bre Doğan yettim” diyerek Niğbolu’yu nasıl kurtardığını, Sırpların nasıl ‘sın’dığını, İstanbul’u nasıl fethettiğimizi, gemileri karadan nasıl yürüttüğümüzü öğrenmek bizi mutlu edebilir.

Bir de can sıkıcı fasılları vardır bu ‘hikaye’lerin.

Buraları üstünkörü geçeriz.

Mesela Fetret Dönemi’ni pek bilmeyiz. Osmanlı’nın Avrupalı güçlere mağlup olmaya başladığı yüzyılları okumaktan hazzetmeyiz.

Bu huyumuz ‘İslam Tarihi’ okumalarında da etkilidir.

İslam’ın Peygamberimiz’in çağından itibaren nasıl hızla Asya içlerine, Afrika’ya, Avrupa’ya yayıldığını gösteren haritalara bayılırız.

Tarık Bin Ziyad’ın gemileri yakması darbı mesel olmuştur. Muhteşem bir tarih sahnesi.

Öğretmenlerimiz de bize bizi iyi hissettirecek bir siyer ve bir İslam tarihi anlatırlar.

Sorunsuz, pürüzsüz.

İlk okulda, Kur’an kursunda, orta okulda, lisede, İmam-Hatip okullarında, ilahiyatlarda...

Okurken mutlu olursunuz.

Her durumda biz haklıyız. Ne kadar güzeliz biz?

Bugün hayalini bile kuramayacağımız kadar güzel.

Böyle anlatılınca iyi oluyor. Kendimizi mutlu hissediyoruz.

Ama gerçek öyle mi?

Her şey kitaplarda anlatıldığı kadar güzel mi?

Hiç yanlış yapılmamış mı? Yapılan yanlışın düzeltildiği bir vaka yok mu? Veya düzeltilmediği?

İyi bildiğimiz bir tarihi şahsiyetin yanlış yaptığı?

Her şey vaktiyle o kadar güzelse şimdi niye güzel değil?

Her şey vaktiyle o kadar doğruysa şimdi niye doğru değil?

Bütün fazilet bizdeyse hani şimdi nerede o fazilet?

Acaba her şey bize onarılarak, rötuşlanarak, süslenerek öğretildiği için mi ikide bir sukut-i hayale uğruyoruz?

Öyle ya, bu kadar güzelliğin, bu kadar faziletin üstüne bu kadar fenalık nasıl inşa edilebilir?

Tarihi gerçekliği fıkıh ve itikat ekollerinin restorasyon çabalarından bağımsız olarak anlamak günümüze de daha sağlıklı bakmamıza yardım etmez mi?

Kendi tarihimizi, kendi tarihi şahsiyetlerimizi eleştirmemiz, kendimizi tashih etme kabiliyetimizi geliştirmez mi?

Tarih okurken, bilhassa İslam’ın ilk asırlarını anlatan çalışmaları okurken, şimdiye kadar yazılanlara ilave edilecek, ezberlerimizi bozacak, ufkumuzu açacak bir bilgi bir bakış açısı ihtiva ediyor mu sorusunu sorma ihtiyacı duyuyorum.

Prof. Dr. İrfan Aycan’ın koordinatörlüğünde hazırlanan “Tarihte Müslümanlar/Eş Zamanlı Bir Tarih Yazımı” başlığı altında neşredilen 8 ciltlik eseri mütalaaya da bu hislerle başladım.

Ne bulduğumu ve ne bulmadığımı müsaadenizle haftaya anlatayım.

 Karar Gazetesi 17 Eylül 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR