Yusuf Kaplan


Bir kartal uçtu

Bir kartal uçtu


Üstad Sezai Karakoç’u dâr-ı bekâya uğurladık. Dünyayı bir sürgün yeri olarak görüyordu. ‹Uzatma benim dünya sürgünümü’ demişti.

NECİP FAZIL DİRENİŞİN, SEZAİ KARAKOÇ DİRİLİŞİN TOHUMLARINI EKTİ

Burada sadece ölümlü dünya hayatından bir an önce kurtuluş değildi kastettiği. Ölümle değil dirilişle ilgiliydi onun derdi burada. Ölü gibi yaşayan insanlığın hakikatle buluşması ve dirilmesiyle, aynı zamanda. Belki de asıl kastettiği anlam buydu gerçekte. Metinlerine ve hayatına baktığımızda bunun böyle olduğunu söyleyebiliriz kolaylıkla.

O yüzden güçlü bir diriliş mefkûresi ve felsefesi inşa etti. Necip Fazıl’ın direnişin tohumlarını ekti, Sezai Karakoç dirilişin.

Necip Fazıl, bu ülkenin ruh köklerini kurutan yıkımlara karşı fikriyle, sanatıyla ve hayatıyla direndi; büyük bir direniş ve doğuş destanı yazdı.

Necip Fazıl olmasaydı, Sezai Karakoç olmazdı. Bunu bizzat kendisi de açık yüreklilikle ve tam da kendine yaraşır bir alçakgönüllülükle itiraf etmekten çekinmemişti.

Necip Fazıl’dan bir Sezai Karakoç doğdu. Sezai Karakoç’un henüz gerçek bir fikrî mirasçısı çıkmadı. Ama eseri iyi anlaşılır ve aşılırsa çıkabilir.

DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETTİ

Sezai Karakoç ne yaptı bu ülkede?

Sezai Karakoç bize düşünmeyi öğretti; Müslümanca düşünme yöntemlerini.

Cenazesini kaldırmak için Şehzadebaşı Camii’nin kapısından avlusuna adımımı attığımda bir an başımı göğe kaldırdım baktım, minarelerden ve kubbesinden ötelere uzanan ufku gördüm. Kartalların konduğu kubbeden, kartalların uçtuğu minareleri ve ufukları.

İşte o zaman kendime hâkim olamadım. Gözlerim doldu. Çok hüzünlendim. Kartal uçmuştu. Kartal yoktu artık.

Namaz’dan defin işlemi bitinceye kadar kendimi toparlayamadım. Kartal’sız kalacaktı Şehzadebaşı Camii’nin kubbesi ve göğü delip bir kartal edasıyla ötelere uzanan minareleri!

Şehzadebaşı Camii’nin göklere açılan minareleri ve ufku neden bu kadar etkiledi beni, peki?

İslâm Medeniyeti’nin, Osmanlı üzerinden dünyaya meydan okuduğu bir zaman diliminin simgesi Şehzadebaşı Camii.

Ufku Ayasofya’ya ayarlayarak Fatih’ten Sultanahmet’e yürümenin Bizans’a, dünyaya meydan okumanın adıdır Şehzadebaşı.

Şehzadebaşı büyük rüyalarını gördüğü Hira’sı gibiydi Sezai Karakoç’un.

Sezai Karakoç zirvelerde, zirveleri yaşayan aşkın bir çileci şair.

Şehzadebaşı meydan okumanın zirvesi.

GELİŞTİRDİĞİ MEYDAN OKUMA

Sezai Karakoç’un geliştirdiği meydan okuma, zihnimizi çağdaş hurafeler çöplüğünden temizlemesi, Kur’ânî duyuşun, duruşun ve varoluşun yol haritasını çıkararak, Kur’an’ın ruhu ve hayatlaşması olan Nebev soluğu diriltmesiydi.

Yitik Cennet, Kıyamet Aşısı ve Makamda kitapları bunun en müşahhas örnekleriydi. Tarihi peygamberler tarihi üzerinden okuyan ilk düşünürdü çağımızda; Yitik Cennet, çağdaş Füsus’tu.

Kur’ân dilini ve zihin haritasını çözmüştü. Müslümanca düşünmenin önündeki çakıltaşlarını temizlemiş, yapıtaşlarını döşemişti.

Kur’an’ın dili akleden kalbin dilidir. Sezai Karakoç’un dili de akleden kalp dilidir. Sadece akıl ya da sadece kalp değil. O yüzden; aklı kalpte eritmedi, kalbi akla kurban etmedi...

Medeniyet kelimesi Sezai Karakoç ile kavramlaştı.

Ondan önce medeniyet kelimesiyle anlaşılan batıydı, batıdan aktarılanlardı.

Medeniyetin hakikat ile ilişkisini bize sundu. Yani vahiyle ilişkisini anlattı.

Sezai Karakoç, Müslümanca bakışı ve duruşu öğretti. En büyük meydan okuma buydu.

Bir kartaldı üstad Sezai Karakoç. Hem keskin gözleri ve gözlem gücü, dik duruşu, yılmayışı ve asaletiyle hem de yükseklerden uçuşu, en yükseklere uçuşu, zirvelere ve tabiî ötelere, ötelerin ötesine kanat çarpışıyla bir kartaldı.

Kartal gibi baktı yüksekten dünyaya. Kartal gibi asilce yaşadı. Ve bir kartal gibi yükseklerden uçarak göçtü gitti bu dünyadan.

Düşünce hayatınızda da, sanat hayatımızda da Sezai Karakoç’u durduğu yeri ve bize, bu dünyaya söylediklerini en iyi ifade edecek metafor bu kartal metaforu olabilir, diye düşünüyorum.

Bir kartal bu dünyaya göz kırptı ve uçtu gitti.

Yeni Şafak Gazetesi 21 Kasım 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR