Binbir Gece Masalları, Ahmet Haşim ve yalanın estetiği
Tarih: 17.6.2016 10:41:33 / 571okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

 

Alfa Yayınları´nın dört cilt halinde güzel bir kâğıda basıp ciltli ve şömizli olarak okuyucularına sunduğu Binbir Gece Masalları bir aydır masamda duruyor. Sümeyra Özkan´ın Ekrem Demirli gözetiminde Arapça aslından çevirdiği bu masalların büyüsü bir başkadır. İlkokul ikinci sınıftayken para verip satın aldığım ilk kitap, bir Binbir Gece masalı olan “Ali Baba ve Kırk Haramiler”di. Masalların tamamını yıllar önce -kütüphanemde hâlâ muhafaza ettiğim- Raif Karadağ tercümesinden birkaç defa okumuştum.

 

Sonunda dayanamadım, önceki gece sahuru beklerken Sümeyra Özkan tercümesinin birinci cildini açıp okumaya başladım. Şehrazad´ın Şehriyar´a anlattığı masallar beni alıp bambaşka bir dünyaya götürdü; inanılmaz bir hayal gücü... Antonio Galland tarafından Fransızcaya çevrildikten sonra Batılıları da büyüleyen ve bir yandan Avrupa edebiyatını, bir yandan da oryantalizmi besleyen Binbir Gece Masalları, büyüsünü bu inanılmaz hayal gücünden alıyor.

 

***

 

Şehrazad´ın ilk masallarını okurken, ister istemez, birbirinden farklı iki dünya bulunduğuna, ikinci dünyanın sanatın dünyası olduğuna inanan Oscar Wilde´ın bu fikrini açıklamak için anlattığı hikâyeyi hatırladım:

 

Bir zamanlar harika masallar anlattığı için herkesin sevdiği bir adam varmış; akşamları evine döndüğü zaman bütün gün işten bunalmış olan köylüler etrafını sarar ve “Anlat, derlermiş, bakalım, bugün ne gördün?” O da bütün hayal gücünü kullanarak cinlerden, perilerden, sultanlardan ve bunların olağanüstü maceralarından söz edermiş. Dinleyenler bu heyecan verici hikâyelere doyamaz, “Anlat, daha başka ne gördün?” diye ısrar edince, adam bu sefer denizkızlarını anlatmaya başlarmış: “Deniz kenarına geldiğim zaman yarı belden yukarı sudan çıkıp yeşil saçlarını birer altın tarakla tarayan üç denizkızı gördüm!”

 

Masalcı bir sabah yine evinden ayrılmış, deniz kıyısına gitmiş, bir bakmış ki, tıpkı hayalinde yaratıp insanlara anlattığı masaldaki gibi, üç denizkızı sudan çıkmış, yeşil saçlarını birer altın tarakla tarıyor. Akşam köye dönünce insanlar yine etrafını sarmış, “Anlat ne gördün?” diye sormuşlar. Adam büyük bir hayal kırıklığı içinde “Hiçbir şey görmedim!” demiş. Çünkü masal gerçek olunca bütün büyüsünü yitirmiş.

 

***

 

Ahmet Hâşim, Oscar Wilde gibi düşünenlerdendir; Frankfurt Seyahatnamesi´ndeki “İç Sıkıntısı” başlıklı nefis yazısında, trenle Frankfurt´a giderken pencereden seyrettiği manzaraların hep birbirine benzemesinden şikâyet eder ve “Rabbim!” der, “Şu manzara dedikleri ne sıkıcı bir şeymiş!” Ve düşünmeye başlar. Vardığı sonuç kısaca şöyle özetlenebilir:

 

İnsan zekâsı tabiatı beğenmediği için şiiri, mimariyi, musikiyi, raksı ve onların yanında büyük, küçük bir yığın hayat sanatlarını yaratmıştır. Manzaraların ve yaşanmış hadiselerin olduğu gibi tasvirinden kötü eserler doğar. “Yalanın ilâhî nefesi üzerlerinden geçmedikçe ne ses, ne renk, ne taş, ne tunç sanat eserine istihâle edemez.” Kısaca ifade etmek gerekirse, “güzel, yalanın çocuğudur.” (Fuzulî´nin mısraını hatırlayınız:  “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır!”)

 

Bu fikirlerini açıkladığı başka bir yazısında yalanı bir estetik kategori olarak en iyi eski şarklıların kullandığını söyleyen Hâşim, şark masalının ve âdâbının, bugünkü düşkünlüğe uğramadan önce “yalanın altın çiçekleri” olduğunu, daha şarka doğru gittikçe “yalan”ın hayattaki yerinin arttığını, mesela ince ve artist bir millet olan Japonların âdâbında muhataba asla “hayır” denmediğini anlatır.

 

***

 

Ahmet Hâşim, sanatın yalanını ahlakî bir problem alanı olan alelâde yalandan ayırmak için “ulvî” sıfatını kullanmıştır. “Sinema” yazısında Yunan mitolojisinde yalan tanrısı Hermes´in aynı zamanda sanat tanrısı olduğunu ve dış dünyanın şekillerini sürekli değiştirerek düzensizliğe “kendi ilâhî âhenginin nizâmını ikame” ettiğini hatırlattıktan sonra, sinemanın “hakikate zelîlâne inkıyadı” yüzünden bu ulvî yalanı yansıtamayacağını iddia eder. Hâşim, gelecekte en akıl almaz masalları sinemanın anlatacağını, en inandırıcı yalanların da sinema tarafından söyleneceğini bilseydi, herhalde böyle yazmazdı.

 

Hâşim´in nazarında sanat bir paralel dünya yaratmaktır. Güneş ufukta kaybolunca tabiattaki bütün keskin hatlar yok olur ve “O Belde” şiirinin yalan dünyası açılır. Bu büyük şiirdeki “Bir yalan yer midir veyâ mevcûd” sorusunun cevabı, her ikisidir. O belde, ancak ondan bahsedildiği sürece vardır, yani hem vardır, hem yok.

 

***

 

Binbir Gece Masalları, muhteşem bir yalanlar silsilesi... Ama öyle yalanlar ki, insanlığın bin bir hâli gerçekçi bir üslûpla yazılmış hikâyelerden daha doğru anlatılır. Bu masalların Galland tarafından Fransızcaya çevrildikten sonra nasıl yayıldığını ve Avrupa edebiyatını derinden nasıl etkilediğini, Katharina Mommsen, Senail Özkan tarafından dilimize kazandırılan ve Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan Goethe ve Dünya Kültürleri (2015) adlı harika kitabında uzun uzun anlatıyor. Mommsen´in şu cümlesine dikkatinizi çekmek isterim: “Arap hikâye sanatının bu şaheseri marifetiyle yaratılan büyü o derece büyüktü ki, bu eser, çok farklı muhtevalara sahip olmalarına rağmen, Homer´in destanları ve Shakespeare´in dramlarıyla kıyaslanıyordu.”

 

Goethe, Mommsen´in anlattığına göre, Binbir Gece´nin Bağdat´ında kendini evinde gibi hissedermiş. Cemil Meriç de, André Gide okumayı söker sökmez eline iki kitabın tutuşturulduğunu söyler: Kitab-ı Mukaddes ve Binbir Gece Masalları... Gabriel Gercia Márquez ve Borges´in de ilham kaynakları arasında da Binbir Gece Masalları´nın çok özel bir yeri vardır. Márquez, tekrar tekrar okuduğu bu masalların bir zamanlar gerçekten yaşanmış olabileceğini düşünecek kadar etkisinde kalmış.

 

***

 

Masal deyip geçmemek gerekir. Her güzel hikâye, ne kadar gerçekçi olursa olsun, biraz masaldır ve içinde mutlaka olağanüstülükler barındırır. Bütün iyi yazarlar, aslında hep kendi masallarını anlatırlar.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Hakkın dile getirilmesi gereken yerde susan, dilsiz şeytandır.

Hz. Muhammed