Yusuf Ziya Cömert


Bilmediğin trajediden ders alamazsın

Bilmediğin trajediden ders alamazsın


Tarihte Müslümanlar’a başladık fakat Prof. Dr. İrfan Aycan’ın kaleme aldığı ‘Giriş’ten çıkamadık.

Sorun bende değil. Daha önce belirttiğim gibi İrfan Hoca kışkırtıcı bahisler açıyor.

“Günümüz bilimsel çalışmaları daha çok Batı bilimsel ölçütleri ve bakış açısına göre şekillenmeleri nedeniyle onların ön kabul ve tanımlamaları çerçevesinde ortaya çıkmakta, buna bağlı olarak da çoğunlukla bizi birleştiren noktalardan ziyade ayrıştıran konular ön planda yer almaktadır.”

Doğrudur. Biz de batılılara aynısını yapıyoruz.

Ama şu da doğrudur: Batı bilimsel ölçütleri bizdeki tarih yazımına bir metot, bir standart getirerek bizimkilerin önemli bir eksiğini tamamlamıştır.

“Bu durum bizim kendimizi yeniden üretebilme yeteneğimizi -içine düşülen özgüven eksikliği nedeniyle- ortadan kaldırmaktadır. Tarihte yaşanmış acı olaylar ve trajediler üzerinden ayrılıkların sürdürülmesi bunlardan ders alınmadığını gösterir. Bize düşen tarihi yaşanmışlıklardan ders alarak ileriye yönelmektir.”

Bazı zaaflarımızın özgüven eksikliğinden kaynaklandığı bir gerçeğin ifadesidir.

Fakat aşırı özgüvenin, cahil cesaretinin sebep olduğu zaaflarımız da mevcuttur.

Trajediler üzerinden ayrılıkların sürdürülmesi önemli bir sorun. Ama ‘ders almak’ için o trajediyi bilmemize de ihtiyaç var. Olmamış gibi davranmak hiçbir sorunu çözmez.

Galiba biz bin yıl önceki yanlışları savunmakla bin yıl önceki yanlışlar yüzünden bugünkü nesilleri suçlamak hatta tekfir etmek arasında gidip gelmekten hakikati aramaya sıra getiremiyoruz.

Aycan’ın cümlelerini vesile ederek yazdıklarım Aycan’a cevapmış gibi anlaşılabilir. Hayır. O cümlelerin bende sebep olduğu çağrışımlar bunlar. Prof. Dr. İrfan Aycan ümit ederim müsamaha ile karşılar.

Burada Cabiri’nin Arap-İslam Aklının Oluşumu adlı benim de okuma fırsatı bulduğum yakın dönemin ufuk açıcı eserinden bir alıntı var.

“Gerçek şu ki İslam tarihi tekrarlardan ve eskinin yeniden gündeme getirilmesinden ve bir tür geviş getirme faaliyetinden ibarettir.”

Acımadan söylemiş merhum Cabiri.

“İslam tarihini yeniden yazmak gibi büyük bir görevi yerine getirmek zorundayız. Bu yeniden yazım tenkitçi bir karakter taşıyacak ve biz Müslümanların ilerleme ve birleşme özlemlerinin tercümanı olacaktır.”

Buradaki ‘tenkitçi’ karakteri ben ihtilaflı konulara daha cesaretle yoğunlaşmak olarak anlıyorum.

Biz tenkit deyince başkalarını tenkit etmeyi anlamaya daha yatkınız. Hayır. Tenkit edilecek ne varsa, olaylar, şahsiyetler, kendimiz, hepsini tenkit.

Tezimizi desteklemek ve başkalarını zındık ilan etmek için değil, hakikatin ortaya çıkmasına yardım etmek için.

O tenkiti yapabilirsen ders almak için ilk adımı atmışsın demektir.

İrfan Aycan’ın şu cümleleri bilhassa Cabiri’yi okuduktan sonra bende yerleşen kanaate tekabül ediyor:

“Tarihin ve siyasetin konusu olması gereken meseleler dinin konusu olmuş ve dört halife döneminde yaşanan hadiseler üzerinden imamet, büyük günah-küçük günah, kader, cennet-cehennem ve ameller imandan bir cüz müdür, iman azalır mı, artar mı gibi kavram ve sorunlar etrafında oluşturulan görüşler bizi kıyamete kadar ayrıştıracak dini görüşler haline getirilmiştir.”

Aslında, bir heyet veya bir alim hangi Sünni, Şii, Mutezili, Harici ve diğer ekollere ait itikat maddelerinin hangi tarihi hadiselerle şekillendiğini, bunların ne kadarının tarih, ne kadarının din olduğunu anlatsa faydalı olabilir.

Yine, bir ‘ekol’ü savunmak için değil. Tarihi gerçekliği göstermek için.

Prof. Dr. İrfan Aycan’ın yazdığı giriş “Tarihte Müslümanlar”ın yazılış gayesi olarak anlamlı bir çerçeve sunuyor.

“Yetmez ama evet” diyebileceğim bir çerçeve.

Çalışmada yaklaşık 180 akademisyen görev almış. Bu önemli bir sayı.

Alışılmıştan farklı bir tarih yazma yöntemi uygulamışlar.

Kitapta, genel olarak tarihi akış bir çerçeve olarak veriliyor. Ancak, özel bölümlerde biyografiler var.

160 devlet adamının ve 1100 bilim adamının biyografisi. Ayrıca, 150 önemli tarihi olay.

Bu yöntem bana yeniden okuma isteği veriyor.

Merak da uyandırıyor.

Acaba Beni Saide Gölgeliği’ni nasıl ele almışlar? Hz. Osman’ın şehadetini, Cemel vakasını, Sıffin’i nasıl yorumlamışlar?

Şu halde uzun bir okuma sürecinin eşiğindeyim. İhtiyaç duydukça izlenimlerimi paylaşacağım.

KARAR GAZATESİ  22 EYLÜL 2021 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.



YAZARLAR