‘Ben sulh adamıyım´
Tarih: 15.5.2017 12:46:03 / 374okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Bu yazıya Nurullah Ataç hakkında beş altı yıl önce yazdığım bir denemedeki şu cümleleri hatırlatarak başlamak istiyorum:
“Dünya görüşüne, dil ve kültür anlayışına yüzde yüz karşı olduğum hâlde seviyorum Ataç´ı. Kendini şiire adamışlığı, doğru bildiğini hiç çekinmeden söylemesi, hatır gönül dinlememesi çok hoşuma gidiyor.”
Daha eski yazılarımdan bazılarındaki öfke dolu cümleleri okuyunca rahatsız olduğumu itiraf ederim. “Nasıl yazmışım bunları?” diyerek kendimi ayıplıyorum. Olmuş bitmiş hadiseleri, henüz olmaktaymış gibi taraftar veya muhalif olarak değerlendirmek bana artık çok saçma geliyor.
Tarihi bir kavga ve hesaplaşma alanı olarak görmekten vazgeçmek, soğukkanlı bir şekilde okuyup anlamaya çalışmak zorundayız. Yoksa kavga hiç bitmez. Bu, elbette tarihte olup bitenlerin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Ama söze “Vay alçak, hain, ahlâksız...” diye başlanır, yatak odaları kurcalanırsa ateşe körükle gitmekten başka bir şey yapılmış olmaz. İspat edilemeyecek birtakım dedikoduları gerçekten olmuş gibi anlatıp yaymaksa büyük bir vebaldir. Modern biyografilerde bile ifşanın bir sınırı vardır, olmalıdır.
***
Söze Nurullah Ataç´la başlamıştım. 17 Mayıs, onun ölümünün tam 60. yılı da onun için. Öncelikle Ataç´ın Yahya Kemal mektebinden yetişmiş bir edebiyat ve kültür adamı olduğunu, ilk yazı ve şiirlerinin Dergâh´ta yayımlandığını hatırlatmak isterim.
Tanpınar, Nurullah Ataç´ın Darülfünun boykotu sırasında, Yahya Kemal´in aleyhinde konuşan dev gibi bir tıbbiyelinin üzerine yürüdüğünü, kekeleye kekeleye, “Bana istediğini yaparsın, ama gençliğin bu kadar sevdiği bir adam hakkında karşımda lâf söyleyemezsin!” diyerek âdeta tepindiğini anlatır.
Ataç, adını ilk defa edebiyat hocası Fâzıl Ahmet Aykaç´tan duyduğu Yahya Kemal´i yakından ilk defa Türk Ocağı´nda, Tevfik Fikret´i anmak amacıyla yapılan bir toplantıda görmüş ve belli bir tarihten itibaren hep tenkitçi bir gözle baksa da, onu her zaman en büyük Türk şairi olarak benimsemişti.
1940´ın edebiyat ortamını yansıtan bir karikatür. Yahya Kemal, Nurullah Ataç, Peyami Safa, Mustafa Şekip Tunç ve Falih Rıfkı Atay kavgaya tutuşmuşlar. Bizim yapmamız gereken, geçmişe gidip bu kavgaya karışmak değil, kavganın sebeplerini, sonuçlarını ve günümüze yansımalarını anlayıp değerlendirmektir.
Yahya Kemal de Ataç´a ve şiir zevkine çok değer verirdi. Fuat Bayramoğlu´na bir gün “Şiiri okuyup anlamak büyük hünerdir. Şiiri birisinden dinleriz, ona alışırız; fakat bu Nurullah şiiri yüzünden okuyarak zevkine varan adamdır. Bize Karacaoğlan´dan Nedim ayarında mısralar bulmuştur,” demişti. Hasan Refik Ertuğ´a yazdığı bir mektupta da “Nurullah Ataç tek başına bir yıldızdır, onun âleminde bulunmak bütün şiiri anlamak demektir” cümleleri geçer. Poetikasını anlattığı gazele “Nurullah Ataç´a Gazel” ismini vermesinin sebebi de Ataç´ın şiir zevkine duyduğu hayranlıktır.
Unutmamak gerekir ki, Abdülbaki Gölpınarlı´nın eski şiiri yerin dibine batırdığı Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı kitabı yayımlandığında en etkili eleştiri onun kaleminden çıkmıştı. Divan şiirini çok sever, iyi anlar ve kekeme olmasına rağmen çok güzel “inşad” ederdi. Ama öte yandan bu şiirin miadını artık doldurduğuna, hayatın dışına çıkarılması gerektiğine inanırdı.
***
Ataç, Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan biriydi ve önceleri dilde tasfiyenin samimi muhaliflerinden biriydi. “Tilcik”ler uydurup “dörüt”lü, “asığ”lı, “koşuk”lu devrik cümleler kurmaya başlamadan önceki yazılarını ve tercümelerini okuyunuz, bana hak vereceksiniz. Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar, çok sevdikleri Ataç´ın dildeki aşırılığını dostça eleştirmişlerdir. İkisiyle de Dergâh mecmuasında başlayan dostluğu, bu eleştiriler yüzünden bozulmuştur. Daha önce yere göğe sığdıramadığı Yahya Kemal´i birden sevmemeye ve şekli şemâili ile alay etmeye başlayan Ataç´ın niçin böyle davrandığını kızı Meral Tolluoğlu şöyle anlatıyor:
“Benim kanıma, sezişime göre babam Beyatlı´ya da, Tanpınar´a da yazı dilini eleştirdikleri için darılmıştı. Öyle bir şeyler anımsıyor gibiyim ama gene de tam bilemiyorum. Bildiğim, babam ikisine de hem çok kırgın, hem de dargındı. Bir zamanlar çok sevdiği bu iki insanın ne yüzünü görmek, ne de adını anmak istiyordu.”
***
Ben Yahya Kemal ve Tanpınar´ın fikirlerine daha yakınım; fakat bu Nurullah Ataç´a ve onun gibi düşünenlere düşmanlık beslemem için bir gerekçe olamaz. Onlar kavga etseler bile birbirlerini severlerdi. Kaldı ki, Nurullah Ataç, Nâzım Hikmet ve Necip Fâzıl gibi uçlarda gezinen adamların -onlar gibi düşünmesem de- sanat, edebiyat, siyaset ve düşünce hayatımıza renk, hareket ve heyecan getirdiklerine inanırım. Eleştiri hakkım baki kalmak şartıyla...
Şirazlı Şeyh Sâdî´ye, “Üstad, niçin sen de Firdevsî gibi harp darp sahneleri tasvir etmiyorsun?” diye sormuşlar. Şeyh Sâdî, “Ayol,” demiş, “ben sulh adamıyım!”
Ben de öyle!
Derkenar
‘ZİLLİ HAYAL´
Eyüp Belediyesi son zamanlarda önemli kültürel faaliyetler gerçekleştiriyor. 3. Haliç Genç Edebiyat Günleri kısa bir süre önce sona erdi. Şu sıralarda da bir Karagöz figürleri sergisi var. Fakat kültür yöneticilerinin dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu serginin davetiyesi bana on gün önce geldi. “Zilli Hayal Sergisi” başlığını görünce önce bir komediye davet edildiğimi zannettim. Fakat parantez içindeki “Hayalin Gölgesi” ibaresini görünce anladım ki “zilli” kelimesi “gölge” anlamında kullanılmış. Meğerse “Geleneksel gölge oyunumuzun en başarılı temsilcisi Suat Vural´ın kendisine ait işleme tekniği ile hazırladığı tasvirler” sergilenecekmiş. Yani işin içinde mizah yok. O hâlde bu “zilli” neyin nesi? Doğrusu “zıll u hayal”dir (hayal ve gölge) ve bir perde gazelinde geçer: “Perde kurdum, şem´a yaktım gösterem zıll u hayal”. Arapçada “zıll” gölge anlamına gelir ve “ze” harfiyle değil kalın “zı” ile yazılır. “Zilli”, edepsiz, eli maşalı ve şirret kadınlar için kullanılan bir tabirdir. Öyle anlaşılıyor ki, Eyüp Belediyesi Kültür İşleri´ne bir Türkçe danışmanı lâzım.

Anahtar Kelimeler: sulh, adamıyım
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser

Konfüçyus