Mustafa Kutlu


Bedenin dekorasyonu-2

Bedenin dekorasyonu-2


Bedenin dekorasyonu-2

Bir edalı kız sahil yolunda “sağlıklı yaşam” için koşuyor. Kulaklığı var, demek ki aynı anda müzik dinliyor. “Sağlıklı yaşam” aslında “tüketim toplumu”nun “paket programları”ndan biridir. Sağlık, gıda ve ilaç endüstrilerinin devasa gövdesinden bir parçadır ki kendisi hakkında bilimden efsanelere uzanan bir faaliyet ve külliyat vardır.

Her neyse.

Bu edalı kızımıza aşağıya aldığım şarkıyı ithaf edebilirdim.

Şarkının güftesi Cenap Muhittin Kozanoğlu’na, bestesi Refik Ferran’a ait, Acemkürdî makamında.

Rüzgâr uyumuş, ay dalıyor, her taraf ıssız

Ölgün bakıyor varsa henüz bir iki yıldız

Bak çıt bile yok, korkma benim bahçede yalnız

Ey gözlerinin rengi kadar kalbi güzel kız

Ne yazık ki bu şarkılar ahşap İstanbul gibi dünyamızı terketti. O ritim, o makam, o mâna, o beste kalmadı. Kalbin sesi duyulmuyor. Zaten “Sağlıklı Yaşam Koşusu” sırasında bu tür müzik dinlenilemez. Klasik Türk Müziği bir tür oda müziği sayılır. Mahdut sayıda saz, mahdut sayıda dinleyiciye hitap eder. Seçkinci midir?

Aslına bakarsanız öyledir. Ağır bestelerin, âyinlerin künhüne varmak bir kalp ve kulak eğitimi, bir kültür ister.

Lakin Orta Asya’dan Fas’a; Bağdat’tan Bosna’ya kadar İslâm’ın vücut verdiği topraklarda tarih boyunca aynı makamlar icra edilmiştir. Tarım toplumunun seçkinleri sadece “merkez”de bulunmaz. “Çevre”de de hem tekke, hem medrese vardır. Osmanlı’da çevre merkezi besler, merkez standarları belirler. Nabi Urfa’dan, Nef’î Erzurum’dan, Zâti Balıkesir’den gelmiştir. Bu sebeple türkülerimiz dahi makam ile söylenir. Sıra geceleri bunun şahididir. (Müzik bahsine birkaç yazı ile dönecek, nereden nereye geldik ona bakacağız).

Edalı kızımız dalgalı uzun saçlarını rüzgâra tesilm etmiş koşuyor. Bu saçların diriliği, parlaklığı, rengi, kokusu, albenisi elbette ki bir bakım ve itina gerektiyor. Saçlar “Âhenkle dalgalanıyor”. Bakın bir türkünün (Denizin dibinde Hatçem demirden evler) nakaratı bu tabloyu nasıl dile getiriyor. Şairlerin dikkatine sunuyorum.

“Dalga, dalga, dalga, dalga dalgalanıyor”

Aynı kelimenin beş kez tekrarı notalara dökülünce saçlar ile deniz dalgaları arasında bir büyülü benzerlik oluşuvermiş.

Tesettürün asli ve yaygın olduğu dönemde kadın saçı mahrem kişi ve mekân dışında görülmez idi. Erkeklerde dahi başı açık dolaşmak terk-i edeb bilinirdi.

Ancak “saç” unsuru kadın güzelliğinin eski edebiyatımızda işlenen en zengin motiflerindendir. Dileyenler Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin “saç” maddesine bakabilir (Dergâh Yayınları).

Peki bu “görülmeyen güzellik” hakkında nasıl bu kadar söz sanatı vücut bulmuş. Efendim âşıkın hayalhânesine, şairin lügatine sınır çekilmez. Gören ağlar, duyan söyler, vuslat mahşere kalır. Harputlu Hayri adlı şairimizin

“Sinemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı”

mısraı ile başlayan bestelenmiş ünlü bir şiiri vardır ki; bir yerinde şu beyit geçer:

“Zülfün görenlerinin bahtı siyah olurmuş

Tek zülfünü göreydim bahtım siyah olaydı”

Saçın teraveti için eskiden de boyalar, kokular, yağlar, sabunlar kullanılmıştır. Eski dünyada da koku, kına, sürme gibi güzelliğe güzellik katacak unsurlar bulunuyordu.

Ancak sahilde “Sağlıklı Yaşam Koşusu” yapan edalı kızımızın saçları için kuaförler, şampuanlar, boyalar, vitaminler, kokular vb.’den oluşan bir sanayi kuruluvermiştir desek yerinde olur.

Saçtan sonra yüz geliyor, yani cilt bakımı. Yani estetik. Kaş-göz-dudak-burun-çene vb. Hepsi için “Kozmetik sanayii” gece gündüz çalışıyor. Haliyle her birine bir yazı ayırsak bu yazı dizisi “güzellik” ansiklopedisi olacak. Daha geride edalı kızımızın giydiği eşofman, spor ayakkabı, takılar vb. var. Hepsi için seçkin tasarımcıların moda olmuş markaları var. “Bedenin dekorasyonu” bir çırpıda tasvir ve tahlil edilecek bir konu değil. (Bu edalı kızı dergilerde, televizyonda, dizilerde, reklâmlarda tüm iletişim araçlarında ayrıca sokakta görebilirsiniz. O bir rol-model değil. Kendi halinde biri. Tüketim toplumu olduğumuzun göstergesi midir? Henüz değil). Sürekli değişen devasa bir sektör. Tüketim toplumuna aslî üye olmak biraz da “varlık” meselesi. Ama “takmayın” siz. Bu sektörün bir de “çakma”sı var. Hadi kolay gelsin.

Meraklısı için notlar:

Türkiye’de 26.4 milyar TL’lik pazar payına sahip Kozmetik, Kişisel Bakım, Deterjan ve Ev Bakımı sektörü ekonomik gelişmelere bağlı olarak, her yıl ortalama yüzde 10 büyümekte ve 180 ülkeye ihracat gerçekleştirilmektedir.

Pazarda doğal kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde payının %5 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum dünya pazarıyla paralellik göstermektedir. Türkiye’de pazarlanan ürünlerin sadece %10’unu Türkiye menşeli ürünler oluşturmaktadır.

Saç bakım ürünleri, sektör ürünleri içinde en büyük paya sahiptir. Şampuanlar saç bakım ürünlerinin yaklaşık %59’unu oluşturmaktadır. Tıraş ürünleri, tüy dökücüler, banyo ve duş ürünleri özellikle el sabunları, dudak ve göz makyaj malzemeleri, deodorantlar ve ter önleyici ürünler, parfümler, kolonyalar ve bebek bakım ürünleri başlıca üretilen ürünlerdir.

Kişisel bakım ve kozmetik pazarında Türkiye’de en çok kozmetik harcamasını 30-44 yaş kadın tüketiciler gerçekleştirmektedir. Cilt bakımı ve yaşlanma karşıtı ürünler en çok para verilen ürünler olurken en çok satılan ürünlerin başında şampuan ve saç bakımı ürünleri yer almaktadır.

Yeni Şafak Gazetesi 14 Ekim 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.