Başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik
Tarih: 5.3.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Dünyanın bütün dengelerini altüst eden iki vahşî dünya savaşından sonra inşa edilen Soğuk Savaş düzeni, kapitalizm ile sosyalizm arasında danışıklı dövüşe dayalı sahte bir düzendi.
Soğuk Savaş´ın gerisinde ABD´yi her bakımdan ele geçiren ABD´deki Yahudi gücü vardı.
Soğuk Savaş, ABD´ye (daha doğrusu, ABD´yi ele geçiren Yahudi gücü´ne) hem ABD içindeki hem de dünya ölçeğindeki gücünü pekiştirmek, tahkim etmek için zaman kazandırmak amacıyla icat edilmişti.
Yahudi gücü, yaklaşık yarım asırlık süre zarfında ABD´yi her bakımdan ele geçirmeyi başardı.
TÜRKİYE´DEKİ LAİK SİSTEM,
28 ŞUBAT DARBESİYLE
KÜRESEL SİSTEMİN UYDUSU
OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA
İSPATLADI
Yahudi gücünün başını çektiği küresel sistemin önünde yeni bir tehlike belirdiğine hükmedildi.
Bu tehlikeyi, dönemin NATO Genel Sekreteri Willy Cleas, “Küresel sistemin önündeki en büyük tehdit İslâm´dır” diyerek açıkça ifade etmişti.
Soğuk Savaş bitirilecek, İslâm´la savaş, “terörizmle savaş” maskesi altında NATO´nun temel stratejisi olarak benimsenecekti.
Küresel sistem, açıkça İslâm´ı hedef tahtasına yatırırken, Türkiye´de 28 Şubat´ın altyapısı hazırlandı ve 28 Şubat´ta sokaklarda tanklar yürütüldü.
Küresel sistem, İslâm´ı hedef tahtasına yatırdı; küresel sistemin uydusu olduğunu gösteren Türkiye´deki laik sistem de İslâm´ı “irtica” numarasıyla en büyük tehdit olarak belirledi.
Temelde üç boyutundan söz edilebilecek çok büyük bir ihanetti bu.
28 ŞUBAT´IN ÜÇ BÜYÜK İHANETİ
Cuma günkü yazımda 28 Şubat´ın üç büyük ihanetini kısaca şöyle özetlemiştim:
1. “İrtica tehlikesi” numarasıyla, bu toplumun varlık nedenini oluşturan, tarih yapmasını mümkün kılan İslâmî kimliğinin bastırılması, ruhköklerinin kurutulmaya çalışılması.
2. Bu toplumu bin yıl birbirine kenetleyen İslâmî kimliğin aşağılanması, zayıflatılması, buna mukabil etnik kimliklerin kaşınması, Türkiye´nin parçalanmanın eşiğine fırlatılması...
3. “Ilımlı İslâm” projesi olarak da bilinen İslâm´ın protestanlaştırılması projesinin önünün açılması, İslâmî kesimlerin zihnen dönüşüme uğraması, zihnî bir savrulmanın eşiğine yuvarlanması...
Bu üç ihanetten ilk ikisini söz konusu yazımda ayrıntılı olarak mercek altına almıştım. Bu yazıda üçüncüsü ama sonuçları bakımından en tehlikelisi üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.
28 ŞUBAT´IN EN BÜYÜK
İHANETİ: İSLAM´IN
PROTESTANLAŞTIRILMASI PROJESİ
28 Şubat darbesi, İslâm´ın bin yıl bayraktarlığını yapan bu topraklardan İslâm´ın izlerini silme projesiydi.
O yüzden bin yıl sürecek dendi.
Bin yıl sürmedi ama bizi zihnen dönüştürdü: Başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik!
Burada başörtüsü-tesettür ilişkisi üzerinden kurduğum cümle, hayatın her alanına uyarlanacak bir cümledir; meseleyi başörtüsü-tesettür meselesine indirgemek istemem.
Aslında dikkat çekmek istediğim nokta şu: Neyin mücadelesini verdik ama nerelere savrulduk?
Tesettürün ruhundan neredeyse eser kalmadığını görünce, biz başörtüsü mücadelesini bunun için mi verdik, diye sormaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. O yüzden yaşadıklarımızın muhasebesini yapmak zorunda olduğumuz zorlu bir süreçten, her alanda bir çözülme, tefessüh ve yozlaşma yaşadığımız bir tür yok oluş sürecinden geçtiğimizi görmek ve bu süreci nasıl tersine çevirebiliriz, sorusu üzerinde kafa yormak zorundayız.
28 Şubat postmodern darbesi, önceki darbelerden çok farklıydı; adı üstünde klasik / modern bir darbe değildi; zihnî dönüşümü hedefleyen, toplumu psikolojik olarak çökerterek zihnen dönüştürmeyi amaçlayan, sağ gösterip sol vuran, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışan sinsi, ikiyüzlü, postmodern bir darbeydi.
Bu anlamda başarılı olmuştu: Toplumun özellikle İslâmî kesimlerine zihnen diz çöktürülmüş, zihnî bir savrulma yaşanmasına neden olmuştu. Elbette ki, bu, hâdisenin bir yönüydü; hâdisenin başka yönleri, başka boyutları da vardı.
Belki de 28 Şubat süreciyle ilgili olarak kurulabilecek en sarsıcı ve tedirgin edici cümlelerden biri şöyle bir cümle olabilirdi bu noktada: 28 Şubat, bizim Müslümanlığımızın kalitesini ve kalibresini görmemize imkân tanıyan bir turnusol kâğıdı işlevi gördü aynı zamanda.
İslâm´ın protestanlaştırılması projesi, FETÖ´ye havale edilmişti; sadece Türkiye ölçeğinde değil, bütün dünya genelinde.
Küresel sisteme itiraz etmeyecek, hayattan uzaklaştırılan, bireysel bir inanç meselesine indirgenecek, direnme ve varolma imkânları yok edilecek, fosilleştirilmiş bir İslâm anlayışı icat edilmeye çalışıldı.
28 Şubat´tan bu yana özellikle İslâmî kesimlerin konformizme, oportünizme teslim olmaları, sefih sekülerleşme biçimlerine yenilmeleri, İslâmî duyarlılıklarını yitirmeye, toplumun yoksul kesimlerinin sorunlarına karşı duyarsızlaşmaya başlamaları, rantçılığa alışmaları, helâl-haram ölçülerini hiçe saymaları, 28 Şubat´la başlayan zihnî savrulmanın sonuçlarıdır.
Sekülerleşme biçimlerinin İslâmî duyarlılıklarımızı ve iddialarımızı buharlaştıran bu zihnî savrulma biçimleriyle yüzleşip hesaplaşamazsak, bu toplumun değerlerinin çözülmesinin, çürümesinin önüne geçemeyiz ve bize umut bağlayan mazlumların umutlarının suya düşmesine engel olamayız.
Yeniden-Müslümanlaşmak zorundayız.
Bunun için de önce kendimize çeki düzen vererek mazlumların umudunun diri kalmasını sağlayacak uzun soluklu bir medeniyet yolculuğuna çıkmamızı sağlayacak zihnî, kültürel, sosyal ve ahlâkî adımları daha fazla geciktirmeden atmak boynumuzun borcudur. Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Bilimin bulunmadığı yer, suyu olmayan kentte benzer?

Hacı Bektaşı Veli
Atlar bir aya yakın bir süre ayakta kalabilir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59