Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz
Tarih: 30.9.2017 12:23:05 / 296okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Kerkük hakkındaki yazımda “Altın Hızma Mülâyim” türküsünden söz etmiştim. Bu türküyü Abdurrahman Kızılay ve tenor İhsan Ekber´den dinledikten sonra CD koleksiyonumu gözden geçirdim, Abdülvahit Küzecioğlu´nun taş plak ve radyo kayıtlarından oluşan “Kerkük´ün Sesi” ve Mehmet Özbek´le Abdurrahman Kızılay´ın ortak albümleri olan “Mum Kimin Yanan”ı buldum. Birkaç gündür üçü de Kerküklü olan bu seçkin sanatkârlardan iç yakıcı Kerkük türkülerini dinliyorum. Anadolu türküleri gibi, gurbet ve hasret duygularıyla dolu, her birinin ardında derin acılar ve büyük aşklar bulunan türküler...
***
Türküler, ideolojik tercihleri ne olursa olsun, ayakları bu topraklara basan insanlar için vazgeçilmezdir. Çünkü mayamız türkülerle yoğrulmuştur; bu topraklardaki bin yıllık maceramızı, aşkımızı, isyanımızı, hasretimizi, acılarımızı, sevinçlerimizi, gurbet hikâyelerimizi anlatır türküler. Bizi anlamak isteyen önce türkülerimize bakmalıdır. Has bir türkü dinlediğinde titremeyen yüreklerin bu topraklarla bağları gevşemiştir.
Kendimizi asırlar boyunca türkülerle ifade ettik; bu türküler her neslin dilinde yeni anlamlar ve nüanslar kazanarak günümüze kadar geldi. Ancak birkaç idealist insan olmasaydı, yaşadığımız büyük kültür depreminde bu büyük hazine de yok olabilirdi. 1930´ların sonlarında başlatılan derleme faaliyetini bu sebeple çok önemli buluyorum.
***
Türkiye´ye 1935 yılında davet edilen Béla Bartók, bestelerinde kendi halkının müziğinden faydalanan ve halk şarkılarını ses ve piyanoya uygulayarak Macar ruhunu bütün dünyaya tanıtan bu ünlü bir besteci ve etnomüzikologdur. Tecrübesinden istifade etmek amacıyla Bartók´a gönderilen 1 Aralık 1935 tarihli davet mektubu, Remzi Oğuz Arık ve Hamit Zübeyr Koşay´ın arzuları üzerine, Ankara Üniversitesi´nde görev yapan ve Tarihte Türklük adında önemli bir eseri bulunan Prof. Dr. László Rásonyi tarafından yazılmıştı. Mektupta, ilim ve sanatta Alman etkisinin ağırlığını giderek daha fazla hissettirdiği ve her alanda Alman hocaların empoze edildiği, hâlbuki Macar zihniyetinin Türklere daha yakın olduğu belirtiliyordu. Beş ay sonra bir mektup daha yazıldı ve Bartók 2 Kasım 1936´da Türkiye´ye geldi.
Bartók, Türkiye´de kaldığı yirmi altı gün içinde üç konferans vermiş, Adnan Saygun´la birlikte, Adana, Osmaniye ve Toprakkale´de doksan üç halk türküsü derlemiş, bir de rapor yazmıştı. Macaristan gibi, Batı´yla asırlar boyunca iç içe yaşayan Türkiye´nin de Batı müziğine ilgisiz kalamayacağını, ancak çağdaştır diye bu müziği takip edilmesi gereken tek yol bellemenin yanlış olduğunu düşünüyor, Batı müziğini ve Türk müziğini çok iyi bilen bestecilerin yeni bir müzik biçimi yaratmaları gerektiğini söylüyordu. Bu hususu önemle vurguladığı raporunda öncelikle zengin bir halk müziği arşivi kurulmasını tavsiye etmişti.
Macaristan´a döndükten sonra Adnan Saygun´a bir mektup yazan Bartók, ülkesinden ayrılmaya karar verdiğini, istenirse Türkiye´ye gelebileceğini bildirdi, çünkü bu arada Nazilerle işbirliği yapan Macar yöneticilerin ağır baskısı altındaydı. Ne var ki Alman etkisi Türkiye´de de kendini güçlü bir şekilde hissettirmeye başlamıştı ve Paul Hindemith´lerin, Carl Ebert´lerin cirit attığı Ankara´da ona yer yoktu. Mektubuna cevap bile verilmedi.
***
Bartók´a cevap verilmese de, Ankara, onun tavsiyeleri doğrultusunda derleme gezileri yapılmasına karar vermişti. Halil Bedii Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kâzım Akses ve teknisyen Arif Etikan´dan oluşan ekibin 1937 yılında, yani tam seksen yıl önce başlattıkları gezilerin asıl amacı, zengin bir arşiv kurarak halk müziğine dayanan çağdaş Türk müziğinin temellerini atmaktı. Bu müzik, devletin hayatımızdan tamamen kovmaya karar verdiği klasik müziğimize alternatif olarak düşünülüyordu.
Halk müziğine dayalı çoksesli bir Türk müziği yaratma amacına ulaşamayan bu teşebbüs, türkülerin kayda alınarak yok olmasını önlediği için hayırlı olmuştur. Hayırlı bir sonuç da, 17 Ağustos 1937 tarihinde Sivas´a giden derleme ekibinin Muzaffer Sarısözen´i keşfetmiş olmasıydı.
***
Sivas´ın köklü ailelerinden Sarıhatipzadeler´e mensup olan Sarısözen, müziğe duyduğu büyük ilgi dolayısıyla, Sivas ili hesabına İstanbul Belediye Konservatuarı´nın keman bölümünde okutulan idealist bir müzik öğretmenidir. Sivas´a bir misyon vehmiyle döner ve ilk iş olarak Batı müziği eğitimi veren bir okul açmak ister. Öğrenci bulamadığı için bu teşebbüsünde başarısız olan Sarısözen´in istikametini, 1930 yılında Sivas´a Milli Eğitim müdürü olarak gelen Ahmet Kutsi Tecer belirleyecektir. Birlikte Halk Şairlerini Koruma Derneği´ni kurar ve 1931 yılında, Aşık Veysel´in de keşfedildiği ilk Halk Şairleri Bayramı´nı tertip ederler.
Sarısözen´in asıl verimli çalışmaları, Sivas´a gelen derleme ekibine katılmasıyla başlamıştır. Kısa bir süre sonra Ankara Devlet Konservatuarı Folklor Arşivi şefliğine tayin edilen ve derleme faaliyetlerine 1953 yılına kadar devam eden Sarısözen, Ankara Radyosu Müdürü Vedat Nedim Tör´le Mesut Cemil´in ısrarları sonunda, 1940 Yurttan Sesler Korosu´nu kurmuş ve halk türkülerini kendi yörelerinde mahpus kalıp unutulmaktan kurtararak bütün Türkiye´nin malı haline getirmiştir.
Bugün türküler üzerinde konuşabiliyorsak Muzaffer Sarısözen ve onun izinden giden idealistler sayesindedir. Béla Bartók´un tavsiyesi doğrultusunda, halk ezgilerinden yola çıkılarak çağdaş Türk musikisi yolundaki çalışmalara gelince... Bu heves Türk Beşleri´nin kırık dökük denemelerinde kalmış ve konservatuarlarda, sadece klasik musikimiz değil, halk musikimiz de tu kaka edilmiştir.
NOT: Muzaffer Sarısözen´in soyadı, 1930´lardaki öztürkçecilik eğilimini yansıtır. Sözen, hatip anlamında uydurulmuş bir kelimedir, Sarısözen ise Sarı Hatip´in öztürkçesi. Sarıhatipzadeler´in yaşadığı Cami-i Kebir mahallesinin adı da Uluanak diye öztürkçeleştirilmişti. Benim çocukluğumun bir kısmı bu mahallede geçti.

Anahtar Kelimeler: Bart, Sarısözen, türkülerimiz
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Başkasını düzeltmeniz için, önce kendinizi düzeltiniz!

HZ.ÖMER (R.A)