Aslında, ne oldu?
Aslında, ne oldu?
Tarih: 5.1.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Önce ezber bozacak bir cümle kurayım -izninizle: Biz, yenilmedik; biz, “yenildik” dediğimiz zaman, yenildik.

Yani?

Yanisi şu: Biz, zihnimizi kaybettik; zeminimizi yitirdik; zaman bizim eserimiz değil, biz zamanın esiriyiz.

Ama farkında bile değiliz bunun. İliklerimize kadar yaşadığımız, zihnimizi körleştiren, kendimize de, dünyaya da şaşı bakmamıza neden olan epistemik kölelikten ötürü.

Bu haftaki yazılarımda, biraz derin nefes alarak, bir tarih felsefesi yapmak ve dünyada aslında ne olduğunu, bize ne olduğunu, bizim ne olduğumuzu mercek altına almak istiyorum.

Bu yazıda, dünyada, medeniyet coğrafyamızda ve ülkemizde “aslında, ne oldu?” sorusunun izini süreceğim.

Sonraki yazıda, yaşadığımız süre zarfında dünyada, medeniyet coğrafyamızda ve ülkemizde “ne oluyor?” diye soracağım ve bu sorunun cevaplarını bulmaya çalışacağım.

Son yazıda ise, “ne olabilir, ne yapmalı?” sorularına odaklanacağım.

BÜTÜN DÜNYA BATI´NIN ESERİBÜTÜN DÜNYA BATI´NIN ESİRİ

Evet, dünyada, medeniyet coğrafyamızda ve ülkemizde ne oldu, olan şey ne?

Olan şey şu, kısaca: Batılılar, bir “dünya” kurdular; adına modernlik dediğimiz bir çağ bu.

Sonra da modernliği bütün dünyaya hâkim kıldılar.

Tarih, çağlarla yapılır. Şu an, son üç asırdan bu yana, bütün insanlık olarak modern çağda yaşıyoruz, modern çağın çocuklarıyız.

Hoşumuza gitse de, gitmese de, gerçek bu. Yaşadığımız, soluduğumuz, içinde oraya buraya sürüklendiğimiz yakıcı gerçek bu.

Şu an içinden geçtiğimiz dünyada, bütün insanlığın kullandığı temel kavramlar ve kurumlar, modernliğin, modern Batılıların eseri.

Bütün dünya da, modernliğin, modern Batı uygarlığının esiri.

MODERN BATI: GÜCÜN ESERİ, ARAÇLARIN ESİRİ

Soru şu: Batılılar, ne yaptılar da, kurdukları “dünya”yı, bütün dünyaya hâkim kıldılar?

Gücü ele geçirerek...

Önce Francis Bacon´la birlikte, “bilgi güçtür” diyerek; modern felsefeyi kuran, modern dünyanın zihnî, dolayısıyla kültürel ve siyasî temellerini atan Descartes´la birlikte, “tabiatın efendileri ve hâkimleri olacağız” diyerek...

Yani bilgi´yi güç olarak konumlandırarak ve tabiata, dış dünyaya hâkim olarak...

Sonra da, güç üreten bilim, teknoloji gibi araçlara sahip olarak...

Ve son olarak da, bütün kıtalara, bütün okyanuslara hâkim olarak...

Sonuç: Modern Batı uygarlığı, gücün eseridir ama kendisini de bütün dünyayı da güç üreten araçların esiri etmiştir.

Nedir bu?

İnsanın tanrılaştırılmasıdır.

Tanrı fikrinin, hakikat fikrinin yitirilmesidir.

Gücün, güç üreten araçların kutsanması, putlaştırılması; araçların amaçları yutması; insanın araçların kölesi olması ve dünyada darwinyen orman kanunlarının hâkim olmasıdır.

Neo-paganizmin, tekno-paganizmin zaferi, insanın körleşmesi, hayatın çölleşmesi, dünyanın cehenneme çevrilmesidir.

Burada Batı´ya karşı bir saplantı veya körkütük bir önyargı içinde değilim.

Burada “olan şey”e dâir resmettiğim tablo, hem Nietzsche´den Heidegger´e, oradan kurucu postmodern düşünürlere kadar Batılı düşünürlerin; Dostoyevski´den Ionesco´ya, Kafka´dan Tarkovsky´ye kadar bütün büyük sanatçıların resmettikleri tablodur hem de bütün insanlık olarak yaşadığımız dünyanın ta kendisidir.

BATILILAR KAZANDI AMA BİZ KAYBETMEDİK!

Batılılar, modernlikle birlikte gücü ele geçirerek ve insanı tanrılaştırarak dünyaya hâkim olmayı başardılar ama hâkim oldukları araçların, dünyanın mahkûmu oldular!

Peki bu, Batıların kazandığı bizim yenildiğimiz anlamına gelir mi?

Görünüşte, evet; fakat gerçekte, hayır.

Biz yenilmedik; biz bu dünyayı, bu dünya üzerimizdeki varlığımızı kaybettik ama hakikati kaybetmedik; hakikatin hayatımıza ruh katmasını sağlayacak zihnimizi, zeminimizi ve bizim zamanımızı yitirdik.

Batılılar kazandı ama biz kaybetmedik.

Biz gücü, dolayısıyla güç üreten araçları kutsamadığımız için bu dünyayı, bu dünya hayatındaki yerimizi ve hâkimiyetimizi kaybettik ama hakikati kaybetmedik.

Güç kazandı ama hakikat geri çekildi.

Osmanlı kapitalizme direndiği için bilfiil / bedenen çöktü.

Osmanlı kapitalizme direndiği için bilkuvve / ruhen yaşıyor...

Eğer hakikatin hayat bulduğu müslüman zihnine, hakikatin hayat olduğu Müslümanca yaşama zeminine ve hakikatin herkese, her şeye, bütün varlıklara hayat sunduğu Müslüman Zamanı´na yeniden kavuşabilirsek, işte o zaman yeniden toparlanabilir, ayağa kalkabilir ve tarihi yapacak, insanlığa adalet, hakkaniyet ve sulh armağan edecek hakikat medeniyeti yolculuğuna yeniden başlayabiliriz...

ELEŞTİRİ OLMADAN ASLÂ!

Tekrar ediyorum: Batılılar, gücü ve güç üreten araçları kutsadılar ve dünyaya hâkim oldular.

Biz gücü ve güç aratan araçları kutsamadık, kapitalizme direndik; o yüzden hakikati kaybetmedik; hakikatin hayat bulacağı zihnimizi, hayat olacağı zeminimizi ve hayat sunacağı zamanımızı kaybettik.

Ruhumuzu değil bedenimizi yitirdik.

Hakikat, hayatın ruhudur; hayata müdahale edeceği bedenine er ya da geç kavuşacaktır.

Yeter ki, biz kendimizle ve dünyayla yüzleşmesini bilelim.

Yeter ki, biz kendimizi, zaaflarımızı, sorunlarımızı, imkânlarımızı ve dünyanın, medeniyet coğrafyamızın ve ülkemizin yaşadığı temel varoluşsal sorunları, imkânları enlemesine ve boylamasına bütün yönleriyle ve boyutlarıyla mercek altına alma çabası gösterelim.

Yeter ki, biz kendimize güvenelim ve yanlışlarımızla yüzleşmekten çekinmeyelim.

Sözün özü: Türkiye, dünyanın ruhudur. Mazlumların umududur. Zorbaların kâbusudur.

Bin yıl önce de böyleydi bu. Bugün tam olarak böyle olmasa da, yarın da böyle olacak bu; eğer biz bu ruhla donanmasını bilirsek yeniden.

Bu ruhun dirilmesi, toparlanması, ayağa kalkabilmesi ve yeniden hakikat medeniyeti yolculuğuna çıkabilmesi için, dünyanın sorunlarını iyi okuyabilmemiz; bizim yanlışlarımızı görebilmemiz; kendimizi kıyasıya eleştirebilmemiz; sahici, samimi, zihin ve ufuk açıcı eleştirileri bir saldırı değil bir lütuf olarak görebilmemiz, “yalaka insan müsveddeleri”ne aslâ itibar etmememiz, bunun için de zaaflarımızı değil erdemlerimizi büyütmemiz, dünyayla ve kendimizle yüzleşebilecek bilgeliğe ve derinliğe erişebilmemiz şart.

Vesselâm.

Anahtar Kelimeler: Aslında, oldu
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Aşk bir güneşe benzer, aşık olmayan gönül bir katı taşa benzer.

Yunus Emre
Musluktan saniyede damlayan 1 damla su, yılda 9000 litre suyun ziyan olması demektir. Bu bir insanın yaklaşık 17 yıllık su ihtiyacına eşittir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59