Yusuf Ziya Cömert


Arada durmak tehlikeli oluncaya kadar

Arada durmak tehlikeli oluncaya kadar


İkinci Dünya Savaşı sonunda SSCB galipler tarafındaydı. Stalin muzaffer ve mutluydu.

Savaş sırasında biz tarafsız kalmaya çalıştık. Almanlardan hoşlanıyorduysak da renk vermedik. Verdik de az verdik.

Savaşın sonucu aşikâr olunca Almanya ve Japonya ile diplomatik ilişkilerimizi kestik.

Yalta Konferansında 1 Mart 1945’e kadar Almanya’ya savaş ilan etmeyenlerin alınmayacağı ilan edilince 23 Şubat 1945’te Almanya’ya savaş ilan ettik. İki ay sonra 9 Mayıs’ta Almanya teslim oldu.

Başımıza bela açmamak için o tarihte de politik manevralar yapmışız demek…

Savaş sonrasında Stalin’in Türkiye’den Kars, Ardahan ve civarını talep ettiği söylenir. Resmi bir beyanat yoksa da bilhassa Erivan-Moskova arasındaki bazı yazışmalardan talebin mevcut olduğu anlaşılıyor.

Türkiye böyle bir siyasi atmosferde NATO’ya girmek için müracaat etti. İlk müracaatı ABD tarafından reddedildi.

Birkaç gün sonra 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldi.

Haziran’da Kore Savaşı başladı. Temmuzda Kore’ye asker gönderdik. Ağustosta NATO’ya giriş talebimizi yeniledik. 1 sene sonra Eylül 1951’de kabul edildik.

Bizi NATO’ya doğru çeken (veya iten) faktörlerin en önemlisi Sovyet tehdidiydi.

Nihayet Sovyetler, 30 Mayıs 1953’te Dışişleri Bakanı Molotov’un notasıyla Türkiye’den toprak talebi olmadığını ilan etti.

Talep olmasa niye yokluğunu ilan etsin?

Bugün Sovyetler yok, Rusya var. Stalin de yok. Putin var.

Putin Kırım’ı ilhak etti. Kafkasya’da nüfuzunu genişletti. Sonunda Ukrayna’ya savaş açtı.

Bu kadar yoğun bir aktivitenin Avrupa’nın doğusunda bir tehdit algısına sebep olması yadırganacak bir şey değil.

Diplomatik hafızamızın bu gibi durumları anlaması lazım.

İsveç ve Finlandiya da tehdit bu kadar yakınlarına gelince NATO’ya girmenin -bir zamanlar bizim yaptığımız gibi- güvenlikleri açısından faydalı olacağını düşünmüşlerdir.

Gerçi Rusya da Ukrayna’ya saldırmasını mukabil bir tehdit algısına dayandırıyor. Herkes kendi zaviyesinden haklı olabilir.

Bence hepsinden daha haklı olan mülteci durumuna düşen milyonlarca Ukraynalı. Rus saldırılarında ölen binlerce sivil.

İsveç ve Finlandiya NATO’ya gireceklerini açıkladılar.

Biz hemen, veto edeceğimizi söyledik. Hem de oldukça sert bir dille.

“Pazartesi günü Türkiye’ye geleceklermiş. Yorulmasınlar.”

Bu kadar sert olması gerekiyor muydu? Daha kitabi bir dil diplomatik nezakete uygun düşmez miydi?

Düşerdi gibime geliyor. Fakat belki bizim vakıf olmadığımız bir hikmeti vardır. Ya da iç politikada böyle sert üsluplar daha büyük alakaya mazhar oluyordur.

Haklı gerekçelerimiz var. İsveç ve Finlandiya terörle mücadelemizde bizimle iş birliği yapmıyor. İş birliğinden vaz geçtik bir miktar destek de veriyorlar.

Finlandiya Cumhurbaşkanı’na 1 ay kadar önce NATO’ya müracaatlarını destekleyeceğimizi söylemişiz ama demek 1 ayda görüşümüz değişti.

Pazarlık mı yapıyoruz?

Yapalım. Uluslararası politika böyle bir şeydir zaten. Eline imkân geçti mi kullanırsın.

Belki İsveç ve Finlandiya PKK ile ilgili politikalarını düzeltirler. Ne yapıyorlarsa, daha az yaparlar.

Ya da hedefimiz daha kapsamlı. ABD’nin pazarlığa dahil olmasını istiyoruz. Asıl işimiz ABD’yle.

Bu sayede Biden devreye girme ihtiyacı hisseder. Belki arar, ricada bulunur. Biz de isteyeceğimizi ondan isteriz.

Olabilir.

Fakat neden herkes bu duruşumuzda ısrarlı olacağımızdan kuşkulanıyor? Geri vites ihtimalini kenarda tutuyor?

Rahip Bronson’un gönderilişini hatırladıklarından mı?

İnsanların hafızası torba değil ki büzesin!

İlgili taraflar veto sorununun diyalogla çözüleceğine inandıklarını söylüyorlar.

Bir bildikleri mi var?

‘Veto edeceğiz’ derken Rusya’yı dikkate almış mıyızdır?

Muhakkak. En az ötekiler kadar.

Putin’le fazla içli dışlıyız. Rusya’yla aramız açılırsa Suriye’de hareket alanımız daralır. Gerçi Rusya’nın da YPG’yle arası iyi. Ama görmeyelim o mevzuu.

Başka sıkıntılar da çıkabilir. Turizm, ithalat, ihracat, nükleer santral...

İsveç ve Finlandiya’ya hemen evet dememizden Rusya hoşlanmayabilir.

Öyleyse arada durmaya devam.

Ne zamana kadar?

Arada durmak taraf olmaktan daha tehlikeli oluncaya kadar.

Karar Gazetesi 20 Mayıs 2022 tarihli yazısının iktibasıdır.