Berat Demirci


ANNE EV OTEL

ANNE EV OTEL


“Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere 
Anne gitti ve sular buruştu testilerde 
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir 
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir."
Sezai Karakoç şiirinin çıktığı nokta umut veren bir gelenekti; ses giderek karamsarlığa dönüştü. Hayatının sonlarına doğru yazdığı şiirler, kolayca anlaşılır sözlerdir. Şairler anlaşılır olmanın yoluna acilen dönmeli. Dipsiz havanda kelimeleri dövmemeli.
Değişimi hep ağlamaklı anlatıyor, merhum üstadımız. Keyif kaçırıcı bir şair; rahat olun; uçmağa vardı.
Evler otele dönmedi mi?
Herkesin bir odası yoksa bile kendine mahsus bir köşesi var.
Sofra bile bir araya getirmiyor haneyi ve hele ayrı bir yemek odası varsa yahut mutfak yemek odası işini de görüyorsa: Bir nevi, “kendin pişir kendin ye” lokantasına dönmüştür ev.
Lokantalı oteller gibi ev. Herkes ayrı saatlerde geliyor, herkesin anahtarı var ve buzdolabında da bir şeyler bulunur. “Fast food” türü şeyler mutfağın gözdesi; icabında “getir” var. Ayy yeni bir lezzetçi açılmış, gitsek mi, gitmesek mi? 
Herkesin bilgisayarı yoksa da, akıllı telefonu var. Cihazlar ayfon; hâl ve gidiş otuz üç on.  
Çocuk sayısı azaldıkça azalıyor.
Azalıyor ama terbiye deyince de akla, terbiyeli işkembe geliyor.
Acayip bir özgüven, sanaldan sıkmaca özgürlüğe sınır yok. Olsun; z’dir bunlar; oy potansiyelidirler okşamak gerek. Z deliği olmadan zurnada demokratlk demokratik peşrev olmaz.
Arzular şelale; dünya dar, yeni bir gezegene ihtiyaç var. Kıtlık görenler de var ufukta. Benden duymuş olmayın da düzensiz bir kara delik dolanıp duruyormuş fezada. Bir bakmışsın attaaaa! Dünya dediğin, sonsuzda çubuk makarna.
Tüketiyoruz…
Tükeniyoruz.
Çamaşırlar hep kirli; kirlilerin ayrı bir sepeti var.
Çok temiziz, hijyen şart. İster helal ye, ister haram ama bol bol yıka, durula…
Evde herkes var ama kimse evde yok gibi.
Ve her şeyin üstünde bir korku: Uzaktan vurulabiliriz.