‘Alman vekiller´ kimi temsil ediyor
Tarih: 11.6.2016 10:23:28 / 365okunma / 0yorum
AKİF EMRE

 

Almanya´nın Türkiye aleyhine aldığı kararda en çok dikkati çeken husus şüphesiz Türk kökenli milletvekillerinin tavrıydı. Parlamentodaki oylamada Türk kökenlilerin tercihleri bir tür “vatana ihanet” tarzında değerlendirildi. Teorik olarak bakıldığında hepsi Alman vatandaşı ve Alman anayasası üzerine yemin ederek görev yapan parlamenterlerden söz ediyoruz. Nitekim bunu teyit eder şekilde Almanya´nın Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Aydan Özoğuz, Türkiye´nin değil, Almanya´nın ve Almanya´da yaşayan Türklerin vekili olduğu açıklaması geldi.

Türkiye´nin resmi olarak Alman milletvekili olan birinden kendi politikaları doğrultusunda hareket etmesini bekleme hakkı var mıdır? Yahut Alman milletvekili olsalar da etnik, dini, kültürel aidiyeti gereği Türkiye ile benzer tavırlar alması mümkün mü? Yahut Almanların kökenlerinden dolayı bu milletvekillerini Türkiye´nin bir temsilcisi gibi kuşkulu yaklaşmaları doğru mudur?

Bu tür durumların sadece siyaset teorileriyle çözümlenecek bir basitlikte olmadığını söylemeye gerek yok. Siyaset, kimlik, aidiyet gibi konular sanılandan çok daha karmaşık konulardır. Mesela çok uç bir örnek olarak İsrail parlamentosuna giren Arap milletvekillerinin herhangi bir milletvekili gibi davranmaları ne kadar mümkün olabilir? Almanya örneği ile Arapların İsrail ile ilişkileri elbete benzer değil. Ancak aidiyet ve siyaset ilişkisini belirleyen kimliklerin ne şekilde temsil edildiği meselesi, olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Biz Türkiye´yi değil Almanya´yı temsil ediyoruz ifadesi aslında son olayda yaşanandan daha derin asıl bir soruyu sormaya mecbur kılıyor bizi. Avrupa´ya işçi olarak gidip yerleşen Türkler, Araplar, Boşnaklar, Kürtler kaç nesil daha kendi kimliklerini koruyabileceklerdir? Kaç nesil sonra “Bizim dedelerimiz Türkiye´den gelmiş” hatta “Bizim kökenlerimiz Arnavutmuş, Türkmüş” türünden hayıflanmalarla tarih kitabı karıştırmaya başlayacaklar?

Bunca entegrasyon politikalarına rağmen Avrupa´da Müslüman kimliğine sahip çıkan önemli bir kitlenin varlığı karşısında bu tür soruları "absürt” bulanlar olacaktır.

Belki ten renklerinden dolayı Ortadoğu kökenli oluşları yaşadıkları Avrupalı toplum içinde peşlerini bırakmayacak bir nişane olarak devem edecek olması bu soruyu geçersiz kılmıyor. Sorun ten rengine indirilemeyecek bir kimlik, varoluş sorunudur.

Almanya merkezli meseleyi ele alacak olursak; göçmen işçi olarak gelen, vatandaşlık kazanan, uzun süreli orada yaşayanların kimliklerini koruyan en temel faktör dinleri ise ikincisi dillerdir. Bir başka unsur da geldikleri ülkelerle sürdürdükleri bağlarıdır.

Almanya´ya ilk giden nesil, bilgi, davranış, kültür bakımından ne kadar Avrupalılıktan uzakta iseler de kendi kimliklerinin bilincindeydi. Yaşadıkları toplumdan soyutlanarak gettolarına kapandıkları yönünde bugün eleştirilen nesiller aslında kendine özgü bir varoluş alanı oluşturmanın derdindeydi. Müslümanlar ve gayrimüslim bir toplumda var olmanın, Müslümanca yaşayabilmenin imkanlarını kurmaya çalışıyordu. Dini hayatla en uzak olanları bile helal yiyecek meselesinde son derece ciddi; Marksist kuramlarla birlikte homo economicus modeline de uymuyorlardı. İşçilere geçici gözle bakan, kendi içe kapanık izole olmuş hayatlarını sürdürmelerinde bir sakınca görmeyen Almanya artık orada kalıcı oldukları realitesi ile karşı karşıya kaldığında yeni bir yaklaşıma geçti. Uyum ya da entegrasyon olarak tanımlanan politikalarla özelde Müslüman göçmen işçilerin kültürel olarak yeni bir aidiyet kazanmalarını hedefliyordu. Her ne kadar liberal değerler, çoğulculuk gibi değerleri tekrarlansa da devlet politikaları yabancıların Batılı değerlere sıkıştırılmasını gerekli görüyordu. Egemen kültürün değerleri benimsenmeden Alman, Fransız olunamazdı.

Doğrudan din değiştirmeye/terk etmeye zorlanmasalar da pratikte dini duyarlılıkların önemsenmediği hatta toplumsal ayrımcılıkla aşağılandığı bir ortamda entegrasyon projeleri devlet politikası olarak süreklilik kazanacaktı.. Bu aşamada yeni bir hamle olarak Avrupa İslamı projesi devreye girecek, madem Müslüman kalacaksınız o halde “Avrupa´ya uygun Müslümanlık” devreye sokulacaktır. Bir tür sekülerize edilmiş, Batılı normlarla ters düşmeyen bir din…

Medya araçları ile teşvik edilen cinsel eğilimlerden, sahih İslam geleneğinin reddettiği ibadet ve uygulamaları öne çıkartan, popülerleştiren uygulamalara Amerika ve Batı Avrupa´da devreye sokulacaktı. Bu çerçevede Müslüman nüfusun ait oldukları memleketlerinden imam getirilmesinin yasaklanması gelenekten kopartan stratejik bir hamledir.

Gelenekten kopan ama bulunduğu toplumun şartlarında yeniden kültürel kodlar üretemeyen Müslüman azınlıklara tam bu belirsizlik döneminde devletin ürettiği kültürel kodlara uygun Avrupa İslamı önlerine konmak isteniyor.

Yeni nesillerin anadilleri ile bağlarının kopması sunulan Avrupa İslamı´na yol açılmasını kolaylaştırıyor. Almanca , Flemenkçe, İngilizce bir İslam literatürü oluşmuş olsaydı geleneğin buraya özgü üretimi daha kolay ve meşru olurdu. Tıpkı ulus inşasında olduğu gibi ötekine yönelik devlet aklının formatladığı bir din tanımı ile Batı, farklı olanın içini boşaltarak kabul edebiliyor ancak.

Almanya´daki vekillerin kimi temsil ettikleri, resmi devlet politikaları açısından değil aidiyetleri ve kimlikleri açsından yaklaşmak gerekiyor. Bir Alman´dan daha fazla tesettür düşmanlığı yapan Garpzede zihinleri bir kenara bırakırsak, asıl sorun bundan sonraki nesillerdir.

Atalarının bir zamanlar Türkiye´den geldiğini masalsı bir nostalji ile hatırlayacak olmaları entegrasyonun nihai hedefi. Buna direniş Müslüman kimliği ve pratiklerini, anadillerini korumaları ile mümkün. Kendi kimliğine saygısı olmayan, kendi kültürünü tanımayanların Batı kültürüne nüfuz etmeleri de mümkün değildir.

Anahtar Kelimeler: Alman, vekiller, kimi, temsil, ediyor
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İran toplumunun gelecek tahayyülatı (23 Mayıs 2017 - Salı)
PAPA ve Avrupa´nın yön duygusu (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Özgürleştirici efendi modeli (14 Mayıs 2017 - Pazar)
Hindistan´ın dökülen makyajı: Keşmir (04 Mayıs 2017 - Perşembe)
Erguvanlar da yanar (02 Mayıs 2017 - Salı)
Kapitalizmin iğvasına kapılmak (29 Nisan 2017 - Cumartesi)
Ne söylediği önemli (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Bir ‘dil´in açtığı hasar (19 Nisan 2017 - Çarşamba)
Kimyası bozulan insanlık (07 Nisan 2017 - Cuma)
Reklamın sahte gerçekleri (05 Nisan 2017 - Çarşamba)
Batı ile hesaplaşma zamanı mı? (30 Mart 2017 - Perşembe)
Piramitlerin gölgesi (25 Mart 2017 - Cumartesi)
Bir fotoğraf karesinden taşanlar (24 Şubat 2017 - Cuma)
Değişen nedir? (21 Şubat 2017 - Salı)
Seküler çağın sonu (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
Sonlu teorilerin sonu (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
Şehirlerin ahlakı (03 Şubat 2017 - Cuma)
Ayartıcı aydın hazzı (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
Bir radikal portresi (29 Ocak 2017 - Pazar)
Boğaz´dan çıkan Arap Baharı (20 Ocak 2017 - Cuma)
Sistem, avansı geri istiyor (13 Ocak 2017 - Cuma)
Komplo ve umut (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
Amerika neden veto etmedi? (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Parantezi kim, nasıl kapatacak? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Halep öfke hattı (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
En son ne zaman? (04 Aralık 2016 - Pazar)
Yerlilerin işgali (29 Kasım 2016 - Salı)
Amerika´nın dünyaya çevrilen objektifi (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sistemin sinir uçları (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Geleneksel sanat mümkün mü? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
Mahallenin gençlik sınavı (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
Lozan´ın sesi Bağdat´tan gelir (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Filistinlilere -‘apartheid rejimi´ (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Şam ve Ankara´yı yaklaştıran korku (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
Mermerde iz bırakan adam (31 Mayıs 2016 - Salı)
İslamcılık yerel mi, yerli mi? (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
Muhafazakar Makyevelizm (24 Mayıs 2016 - Salı)
Dağa çarpan hakikat gönüllüsü (17 Mayıs 2016 - Salı)
Nil´de zikir çağıltısı (25 Ağustos 2015 - Salı)
“Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Tarih, geçmiş, Ermeni meselesi (21 Nisan 2015 - Salı)
Bir siyasal metafor olarak Lozan (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Yerli olmadan çözüm hayal (27 Mart 2015 - Cuma)
Amerika’nın Netanyahu ile imtihanı (24 Mart 2015 - Salı)
HDP’nin sol ve etnik bagajı (08 Mart 2015 - Pazar)
Bir Özbek masalı (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
Tarihçinin anıları nasıl okunmalı? (10 Şubat 2015 - Salı)
Bir kral öldü diyeler (06 Şubat 2015 - Cuma)
Hak etmek pay kapmak değildir (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Kanın ideolojik debisi (03 Şubat 2015 - Salı)
İhvan şiddet sarmalına girerse... (02 Şubat 2015 - Pazartesi)
İstiklal Mahkemeleri efsanesi (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Avrupa’da Müslümanlar ve sol (29 Ocak 2015 - Perşembe)
Gırnata’da ilk ezan (23 Ocak 2015 - Cuma)
Din ve seküler merhamet (20 Ocak 2015 - Salı)
Öfke derin, fikir vasat (16 Ocak 2015 - Cuma)
‘Fransız kalma’nın dayanılmaz korkusu (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Süreç ve şiddet sarmalı (01 Ocak 2015 - Perşembe)
İki farklı muhalif olma hali (30 Aralık 2014 - Salı)
Ortadoğu`ya “dahil olan” Avrupa (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Noel’in adını koymak (24 Aralık 2014 - Çarşamba)
Rus ‘gazı’na gelmeyelim (20 Aralık 2014 - Cumartesi)
Bölgeye müdahil olmadan dahil edilmek (16 Aralık 2014 - Salı)
Osmanlıca yahut hafıza söküm (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
Alevilik kimin sorunu? (05 Aralık 2014 - Cuma)
Eklemlenmek çürütür (01 Aralık 2014 - Pazartesi)
Havra ve siyasal şizofreni (28 Kasım 2014 - Cuma)
Devlet STK’sı (24 Kasım 2014 - Pazartesi)
Amerika’yı keşfetmenin bedeli (18 Kasım 2014 - Salı)
Müslüman tarihi mi, İslam tarihi mi? (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Türkiye`yi Tunus` parantezine almak (11 Kasım 2014 - Salı)
Kazanan değil kaybeden önemli (10 Kasım 2014 - Pazartesi)
ABD`nin yeni Pearl Harbor`u? (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Değerlerin ikonlaşması (04 Kasım 2014 - Salı)
Ümmet fikri öldü mü? (31 Ekim 2014 - Cuma)
Kobani`den Stalingrad çıkarmak (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (25 Ekim 2014 - Cumartesi)
Bana doğru soruyu sor (24 Ekim 2014 - Cuma)
Ertelenmiş eleştiri öldürür ! (17 Ekim 2014 - Cuma)
Süreç ve iki farklı kırılma alanı (16 Ekim 2014 - Perşembe)
`Ben demiştim` demeden (12 Ekim 2014 - Pazar)
Varoluş hükmünü savunuyorum (09 Ekim 2014 - Perşembe)
`Biden sistemi`nin gücü ve zaafı? (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Kredi kartı kadar itibar (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Baas gerçekleştiremedi ama... (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Neo-oryantalizme IŞİD takviyesi (16 Eylül 2014 - Salı)
Bush`un ve Obama`nın 11 Eylül`ü (12 Eylül 2014 - Cuma)
İŞİD’in sosyolojisi (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Euro İslam (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
NATO`nun temel çelişkisi (09 Eylül 2014 - Salı)
Modern kutsallık (05 Eylül 2014 - Cuma)
Almanlar Balkanlara el atıyor! (02 Eylül 2014 - Salı)
Eskiden de böyle miydi? (01 Eylül 2014 - Pazartesi)
Söylemin sosyal maliyeti (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Devletin Müslümanlıkla imtihanı (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Şehir üstüne güzellemeler (26 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Fikir sahibi olmaya,mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız gün gerçek zenginliğin sırrını bulacağız.

PEYAMİ SAFA