Prof. Mustafa Çağrıcı


Akıllılar – aptallar

Akıllılar – aptallar


Önce şu kavramsal açıklamayı yapayım: Ağırlıklı görüşe göre akıl ile zekâ farklıdır. Her akıllı zekidir ama her zeki akıllı değildir. Zeki biri bilerek kötülük yapar ama akıllı biri yapmaz.

 İslam edep kültürüne dair bazı kaynaklarda anlatıldığına göre eski İran hükümdarları, akıllı birine kızdıklarında ceza olarak onu aptallarla aynı yere kapatırlarmış. Bir bilge sözünde de “Akıllının düşmanlığı, aptalın dostluğundan daha az zararlıdır” denilir.

Aptalların çekilmezliğinden de bahsedilir. İmam Şâfiî, “Ne zaman bir aptal adamla konuşsam, bedenimin ondan taraf yarısını diğer yarısından daha ağırmış gibi hissederim” dermiş. Alman şairi Goethe’nin, “En büyük hırsızlar aptallardır, çünkü zamanımızı çalarlar” dediği söylenir.

Aptalların çokluğu, akıllıların azlığı da hep söylenir. Eski bir Arap şiirinde şöyle denilir:

Akıllı biri dengiyle yürümek isterse,

yolda yalnız yürüdüğünü görürsün.

Bir aptal ve ahmak insanı kaybetsen,

her köşede birçok dengini bulursun.”

Hemen herkes akıllıların az, aptalların çok olduğundan bahsetse de -doğrusunu söylemek gerekirse- hepimiz kendimizi akıllılar arsında sayarız. Atasözümüzde denir ya: “Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını beğenip almış.” Ama Gazâlî’nin dediğine göre, “İnsanların en aptalı, kendi aklına en çok güvenen, en akıllısı da kendisini en çok sorgulayan ve en çok sorup öğrenendir.” Filozof Voltaire’in de “Kendini akıllı sanan herkes aptaldır” dediğini okumuştum. Demek ki, Gazâlî ile Voltaire’in dediklerini birleştirdiğimizde çıkan sonuca göre akıllılarımız çok azmış. 

Akıllıları aptallardan ayırmak nasıl mümkün olacak? Bunun en önemli ölçülerinden biri şu olmalıdır: Gerçekten akıllı olan hiçbir insan bağnaz, katı ve saplantılı olmaz. Çünkü bildiğinden de bilmediğinden de emindir. Bildiğini savunup kanıtlamaya, bilmediğini de bilen birinden olgunlukla dinleyip öğrenmeye hazırdır. Doğru bildiği başkalarınca da doğru bulunursa bundan mutlu olur; başkalarınca yanlış olduğu kanıtlanırsa yanlışını düzetme imkânı verdikleri için onlara teşekkür eder, yine mutlu olur. Sonuçta akıllı insan her durumda kendine güvenir ve rahat eder. Bu, bilimin kesinliğinden gelir, kesin bilgiyi de akıl bulur.

Aptal insanlar ise, ilkel duyguları tarafından yönetildiklerinden, yanlışı görüldü ve gösterildi diye hırçınlaşırlar; hatta bazılarının ellerinde güç varsa zalimleşmelerinden korkulur. Ülkemizde böylesi aptallıkların sokak cinayetlerinden, saldırgan dillere kadar her türlüsünü görüyoruz. Sosyal medyadaki kaba ve küfürlü saldırılar, köşe yazılarına düşülen aynı seviyesizlikteki yorumlar da böyledir. Bu durumlarda bazı akıllılar bazı aptallara aynı çirkeflikle cevap verememenin mutsuzluğunu yaşarlar. Son yüzyılda teknik imkânların sağladığı fırsatların sömürü, ideoloji, politika, cemaatçilik ve başka amaçlarla kitleleri yanıltmada veya provoke etmede nasıl kolayca kullanıldığını biliyoruz.

Akıllı insanların daha çok mutsuz olmalarının bir nedeni de aptalların göremediği kötülük ve yanlışları onların görmeleridir. Fakat akıllıların genellikle bunları düzeltecek güçlerinin olmaması, böyle şeyleri göremeyip rahat eden aptallara imrenmelerine yol açar. Bu durumdan yakınan çok bilge insan vardır; bunlardan biri de merhum Ziya Paşa’dır. Şöyle der bir şiirinde:

Âzâde-ser olurdum âsîb-i derd ü gamdan

yâ dehre gelmeseydim yâ aklım olmasaydı

(Kurtulurdum dert ve gam belasından,

ya dünyaya gelmeseydim ya aklım olmasaydı.)

Ziya Paşa’nın ve sayısız benzerlerinin bu tür şikâyetlerinde görüldüğü gibi, bazen akıl yönünden diğer canlıların biraz üstünde olanların rahatlığını görünce, onlara imrenen akıllıların bulunduğunu okuyoruz. Eski mistikler gibi zamanımızda da sırf kitlelerin aptallıklarını görmeye daha fazla dayanamadıkları için bir şekilde kendini toplumdan soyutlayanlar olduğunu biliyoruz.

Karar Gazetesi 14 Ekim 2020 tarihli yazısının iktibasadır.