Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk´ün “gece orduları” gerek bize...
Tarih: 18.12.2018 00:00:01
Yusuf Kaplan

Hayat, sâbiteler ve değişkenler arasındaki diyalektiğin, etkileşimin sonucunda yeşerir.
Dahası, hayatı varkılan, insanı yaşatan “kültür” de, sanat da, fikir de, siyaset de sâbitelerle değişkenler arasındaki diyalektik ilişki üzerinden işler.
SABİTELER, DEĞİŞKENLERE RUH ÜFLEYECEK KADAR GÜÇLÜ DEĞİLSE, TOPLUM ÇÖKER...
Sâbitelerini yitiren toplumlar, kaçınılmaz olarak, değişkenleri, sâbite katına yükseltirler.
Bizde, bizim medeniyetimizde hayatımıza yön veren dinamikler, değişkenler üzerinden şekillenen değerler değil, sâbitelerdir. Bizde değerler yoktur; sâbiteler vardır.
Değerler, değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesinin ürünüdür. Bugün değer olarak kabul edilen pek çok şey, dün değer olarak kabul edilmiyordu. Tersi de doğru bunun.
Birazcık geriye yaslanın, değerlerin nasıl sâbiteler değil de değişkenler üzerine inşa edildiğini, dün tartışılmaz olarak kabul edilen ama bugün kolaylıkla reddedilebilen değerlere baktığınızda daha net olarak görebilirsiniz.
İnsan ilişkileri, aile içi ilişkiler, komşuluk ilişkileri, değerlerin nasıl kolaylıkla yerle bir olabildiğini görebilmeniz için kâfidir.
Oysa bütün bu ilişkiler, geçici, değişken, moda hâline gelen ve zamanla değerini yitiren değerler üzerine değil de, değişkenlere anlam ve ruh katan, böylelikle değişkenleri zenginleştiren köklü sâbiteler üzerine inşa edilmiş olsa, insan ilişkileri kolay kolay bozulmaz. Değerler değişkenlere, dolayısıyla değişen zamana ve mekâna göre oluştuğu ve değiştiği için değerlerin direnç noktaları yoktur.
Oysa sâbitelere dayanan, değişkenlere de anlam ve ruh katan kalıcı, köklü değerlerin direnç noktaları sağlamdır, sarsılmazdır.
Tarihi değerler yapmaz; sâbiteler yapar. İlle de değerler üzerinden gitmemiz gerekirse, şöyle bir cümle kurulabilir: Sabitelerini yitiren toplumlar, köklü kalıcı değerler geliştiremezler. Köklü, kalıcı değerler geliştirebilmek için sâbitelerinizin güçlü olması, sâbitelerinizin sunacağı ölçülerin, esen rüzgârlara, fırtınalara karşı dimdik ayakta durmasını sağlayacak güçlü direnç noktalarına sahip olması şarttır.
BATI´DA İNSAN DEĞİL, SİSTEM HÜKÜMRAN
Bugün Batı´da aile çöktü, toplum diye bir varlık yok artık. İnsanteki, “insan insanın kurdudur” mottosunun, hayatın her alanına hâkim olduğu tekin olmayan bir dünyada korumasız, yapayalnız.
Hiç kimse hiç kimseye güvenmiyor. Çünkü insan, hiçkimse´leşti. Aslolan insan değil, sistem. Aslolan insanın varlığı değil, sistemin varlığı, sistemin varlığını sürdürebilmesi Batı´da.
O yüzden hukuk sistemi çok güçlü Batı toplumlarında. Batı toplumları diken üstünde yaşıyor: İnsanlar, birbirlerine değil, sisteme güveniyorlar: Bu bile, insanın ontolojik olarak bittiğini göstermeye kâfidir Batı´da.
Batı toplumlarını ayakta tutan iki güç var: Güçlü ekonomi ve güçlü hukuk sistemi.
Bu şu demek: Modernlik, hümanizm yolculuğu ile başladı ama bugün insan yok artık: Posthumanizm, transhumanizm çağını yaşıyoruz: Yarı insan-yarı makina “cyborg” olarak adlandırılan, ruhsuz bir varlık türü hâkim Batı´da.
İnsansız bir dünya ve dünyasız insan... Darwinyen, orman kanunlarının hâkim olduğu, hiç kimsenin hiç kimseye güvenemediği, insanın sevgisiz, acımasız ve ruhsuz bir dünyanın ortasına fırlatıldığı bir hayat... Hayat denirse buna, tabiî ki!
Büyük ölçekli bir ekonomik kriz yaşandığında, Batı toplumlarının barbarlaşması, canavarlaşması işten bile değildir. Fransa´da başlayan, Avrupa ülkelerine yayılma istidadı gösteren ayaklanmalar bunun küçük bir göstergesidir.
YUNUS, MEVLANA YAŞIYOR; BİZ YAŞIYOR MUYUZ PEKİ?
Bizde, bizim medeniyetimizde, bizim toplumumuzda, insan insanın kurdu olarak görülmedi hiç bir zaman. Biz, insan insanın yurdu, umudu ve ufkudur, ilkesini hayata geçirdik; üstelik de inancına, rengine, etnisitesine bakmadan bunu gerçekleştirdik.
Fakat biz, dünkü biz olma özelliklerimizi, bizi biz yapan, insana insan olarak, Allah´ın halifesi olarak bakan, hakikatten süt emen sahici Müslüman toplum olma hasletlerimizi yitiriyoruz hızla, ürpertici bir şekilde...
Bu topraklarda yeşerttiğimiz, Medine´den süt emen hakikat medeniyeti, insanı yaşatmayı görev bildi. İnsan-ı kâmil hedefini, insanı olgunlaştırma derdini dert edindi.
İnsan yeşerttik biz bu topraklarda -inancına, fikrine, tipine, cinsine, etnisitesine bakmadan. Ve güzel insan örnekleri armağan ettik insanlığa.
Yunus-yürekli, Yunus-sûretli gönül insanları. Aşılamamış ve anlaşılamamış, anlaşılamadığı için aşılamadığı da anlaşılamamış, hakikate dayanan sâbiteler üzerinden değişkenlere ve bizden farklı olan herkese ruh üfleyen muazzez bir gönül coğrafyası inşa ettik.
İşte bu gönül coğrafyası çatırdıyor şimdi...
Bu gönül coğrafyasının diriltici adalarını, limanlarını, sığınaklarını oluşturan aile çatırdıyor, toplum çözülüyor hızla...
Televizyonlar, cinayet, tecavüz, şiddet haberlerinden geçilmiyor...
Adım adım ölüyoruz aileler ve toplum olarak; çürüyoruz...
Yunus diri hâlâ! Yunus, Mevlânâ yaşıyor ama biz Yunus´lar, Mevlânâ´lar yetiştiremediğimiz için ölüyoruz...
“GECE ORDULARI” GEREK BİZE...
Nizamülmülk, büyük bir eğitim devrimi yapmıştı; binyılı inşa eden, Batı üniversitelerine de kaynaklık eden muazzam bir medrese devrimi.
Bazı kişiler, Nizamülmülk´ü, Melikşah´a şikayet ederler. Şöyle derler: “Sultanım! Nizamülmülk´ün eğitime yaptığı bu devâsâ yatırımla, İstanbul´u fethedebiliriz!”
Melikşah, vezirini çağırır, hesap sormaya kalkışır.
Nizamülmülk´ün Melikşah´a verdiği cevap, bizi de silkeleyip kendimize getirmeye yetecek niteliktedir:
“Sultanım! Ben, gece orduları yetiştiriyorum. İlim, fikir, zikir ve ruh orduları. Maddî ordularının ulaşamayacağı yerlere onlarla ulaşabilirsin. İnançlarımızı, ruhköklerimizi her dâim diri tutacak, biz yok olsak bile inançlarımızın yaşamasını sağlayacak tohumları ekiyorum.”
Sözün özü: Maddî ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, gece ordularınız, manevî ordularınız, ilim, fikir, zikir, sanat ve ahlâk ordularınız yoksa, çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız. Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Ne mutludur o kişi ki yoldaşı, haset değildir?

Mevlana
Orman yangınları yokuş yukarı daha hızlı yayılır.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59